Bir Baska Yönüyle: Kalp

Konusu 'Çeşitli Makaleler' forumundadır ve Guest tarafından 18 Temmuz 2005 başlatılmıştır.

  1. Guest
    Offline

    Guest Guest

    KALP

    Daima görev başında olan kalbimiz, ana rahminde daha biz iki aylıkken başladığı faaliyetini ölünceye kadar devam ettirir.
    Kalbin sağlıklı ve ritmik işleyişinin göstergesi, bir pompa gibi çalışan kalbin atımlarıdır. Kalb atımlarının her biri, kasılma (sistol) ve gevşeme (diyastol) dönemleri olmak üzere iki ana safhada gerçekleşir. Kalb uyarı nakil sistemi, kalb atımlarının ritmik olarak gerçekleşmesinde, insanı hayrete düşürecek şekilde yaratılmıştır.
    Kalb, iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört odacık şeklinde inşa edilmiştir. Kanın önemli kısmının kulakçıklardan karıncıklara; geçişi için, kulakçıkların kasılması gerekmez; bu dönemde basınç kulakçıklarda daha yüksektir, dolayısıyla kan basınç farkı sebebiyle karıncıklara aktarılır. Karıncıklara, oksijeni az olan kirli kanın akciğerlere, oksijeni bol olan temiz kanın da bütün vücuda dağıtılmasında, önemli vazifeler yüklenmiştir. Aslında kirli kan diye bir şey yoktur. Oksijeni az olana kirli, oksijeni bol olana da temiz kan denmektedir. Kalbin pompa fonksiyonunun icra edilmesinde, ağırlıklı görev, karıncıkları oluşturan kalb kaslarına ve kasılma mekanizmasına verilmiştir. İskelet kasının kasılabilmesi için, beyin ve omurilikten gelecek uyarılara ihtiyaç duyulurken, kalb kasının kasılabilmesi için gerekli uyarılar, kalbin kendine has bir uyarı sisteminden sağlanır. Kalbe gelen bütün sinirler koparılsa bile, kalb çalışmasını sürdürür. Beyin ve omurilikten gelen uyarılar, kalbin işleyişine tesir etmesine rağmen, kalb bu uyarılara bağımlı değildir. Kendi yapısına yerleştirilen uyarı üretim merkezinin faaliyetleri müddetince, beyinden bağımsız olarak çalışmaya devam eder. Böyle bir uyarı üretim sistemi, hayatın sürekliliği için, kalbi bir an dahi durmaksızın çalışacak şekilde yaratan Sonsuz Hikmet tarafından bir ilim ve kudret tecellisi olarak vücuda konmuştur.
    Kalbdeki uyarı nakil sistemi
    Kalb, kasılmaya vesile olan uyarıları doğuran ve bu uyarıları hızla bütün kalbe ileten özel bir sistemle donatılmıştır. Kalb uyarı sistemi, ana hatları ile dört kısımdan meydana gelir: 1) Sinüs düğümü, 2) Atrioventriküler düğüm, 3) His demeti, 4) Purkinje lifleri.
    Sinüs düğümü, kalbin çalışması için gerekli uyarıların üretildiği esas merkez olup, sağ kulakçığın üst kısmında yer alır. Yaklaşık 3 mm genişlikte, 15 mm uzunlukta ve 1 mm kalınlıkta özel kas dokusundan inşa edilmiş elips şeklinde bir şerit görünümüne sahiptir. Sağlıklı bir insanda, normal şartlar altında yapılacak faaliyete ve ihtiyaca göre, bu merkezden dakikada 60-100 arası uyarı çıkar. Eğer herhangi bir bozukluğa bağlı olarak sinüs düğümünden uyarı çıkmazsa, veyahut çıkan uyarı yayılamazsa, bu durumda nakil sisteminin kalan bölümleri de bir sigorta olarak devreye girer ve kalbin çalışmasını sağlayacak uyarıları üretir. Çünkü kalbimizde bulunan hücreler, elektrik uyarısı hasıl etme kabiliyeti ile donatılmıştır.
    Sinüs düğümünden çıkan uyarılar, yüksek hızda ilk önce her iki kulakçığı dolaşarak, sağ kulakçığın alt kısmındaki yer alan tali merkez durumundaki atrioventriküler düğüme gönderilir. İkinci adımda, atrioventriküler düğümden his demeti aracılığı ile karıncıktaki purkinje liflerine geçerek karıncık kasına yayılır.
    Sinüs düğümünden çıkan ve karıncık kasında yayılan bu uyarı, bir noktada önemli ölçüde yavaşlatılmaktadır. Bu nokta, sağ kulakçığın alt kısmında yer alan atrioventriküler düğümdür. Normal şartlar altında, sinüs düğümünden çıkan uyarının karıncık kasına yayılması için geçen süre 0,22 saniyedir. Bu sürenin yarıya yakın kısmı, atrioventriküler düğümdeki geciktirilmeden (0,1 saniye) kaynaklanır. Buradaki gecikmenin hikmeti, kulakçık ve karıncıkların aynı anda kasılmasının önüne geçilmesi ve kulakçıkların kasılması tamamlandıktan sonra karıncıkların kasılmasıdır. Önce kulakçıklar kasılmalıdır ki, içindeki kan karıncıklara boşalabilsin ve bu kan karıncıkların kasılmasıyla organlara gönderilebilsin. Eğer kulakçıklar ve karıncıklar aynı anda kasılsaydı ne olurdu? Kulakçıklardaki kan karıncıklara yeterince boşalamayacak, sonuçta karıncığın çevredeki damarlara pompalayacağı kan hayatî derecede azalacaktı.
    Atrioventriküler düğümdeki hücrelerde, uyarıların yavaşlatılmasında çok hassas bir nizam görüyoruz. Eğer bu hâdiseyi ilim ve kudret sahibi Yüce Yaratıcı'ya vermezsek, bu hücrelerde kalbin bütününü görecek bir gözün, bu mekanizmaları bilecek bir ilmin ve bu özelliklere sahip bir irade ve kudretin bulunmasını kabul etmek mecburiyetinde kalırız.
    Atrioventriküler düğümü geçen uyarı, buradan his demetine ve sonra da karıncığa bir ağ gibi yayılmış purkinje liflerine ulaşır. Bu lifler, karıncık kas liflerine göre daha kalındır ve uyarıların hızı, atrioventriküler düğüm liflerindeki iletim hızının yaklaşık 150 katıdır. Bu yüksek hız sayesinde ilk karıncık kas lifinin uyarılmasıyla, sonuncunun uyarılması arasında geçen süre, saniyenin yaklaşık 20'de biridir (0,05 sn). Karıncık kasının tamamının hemen hemen aynı anda kasılmasının önemli bir sebebi, karıncıktaki kas liflerinin 0,3 saniye civarında kasılı kalması ve böylece, sinüs düğümünden gelen uyarının bütün karıncık kas kitlesi içine hızlı şekilde yayılmasına yetecek kadar süre tanınmasıdır. Her iki karıncığın güçlü şekilde pompalama görevini yürütebilmeleri için, bu eş zamanlı kasılma gereklidir. Eğer sinüs düğümünden gelen uyarı karıncık kasından çok yavaş geçerse, karıncık kasının bir bölümü geri kalanından önce kasılacak ve böylece eş zamanlılığa bağlı ahenkli işleyiş bozulacaktı. Bu ise, kalbin kan pompalama verimliliğinin önemli ölçüde azalmasına yol açacak ve hayatımız tehlikeye girecekti.
    Kalbde, beyinden belli ölçüde bağımsız işletilen uyarı nakil sisteminin bazı yerlerinde uyarının geçiş hızının yavaşlatılması, bazı yerlerinde ise hızlandırılması, bu işin sibernetik bir kontrol şeklinde her ânımıza göre ayarlanması, kör ve şuursuz tesadüfün işi olabilir mi? "Hayatı pamuk ipine bağlıdır." deyimini haklı çıkaran, pamuk lifinden daha ince purkinje liflerinin varlığı düşündürücü değil mi?

    Kaynak:

    Prof.Dr. Ömer Arifagaoglu
    PANZEHIR
     

Sayfayı Paylaş