Zen Hikâyeleri

Konusu 'Konu Dışı' forumundadır ve sthammer tarafından 15 Eylül 2012 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 3 üye.
  1. sthammer
    Offline

    sthammer Guest


    1-YÜCE BİLGELİĞİN TEMEL KURALLARI:
    Adamın biri ikkyu ustaya sormuş; Usta, bana en yüce bilgeliğin temel kurallarından bir kaçını yazar mısınız? İkkyu fırça ve kâğıda sarıldığı gibi yazıvermiş: ''dikkat''
    '' hepsi bu mu '' diye sormuş adam. Bunun üzerine ıkkyu '' dikkat, dikkat '' yazmış.
    ''Ama'' ,demiş adam oldukça sinirli,'' eklediğin şeyde gerçekten çok derin, anlamlı bir şey görmüyorum.''Bunun üzerine ıkkyu fırçayı alıp; '' dikkat, dikkat, dikkat'' yazmış.
    Öfkeyle sormuş adam: Ne anlama geliyor ki bu ''dikkat''sözcüğü tanrı aşkına?''
    Bunun üzerine ıkkyu usulca yanıtlamış:
    -Dikkat, dikkat demektir.

    2-NE İSTEDİĞİNİ BİLMEK:

    Bir Zen ustası nehir kenarında meditasyon yaparken yanına genç birisi gelir ve ona der ki: Senin öğrencin olmak istiyorum''
    '' Neden ?'' diye sorar usta ''Çünkü Tanrı'yı bulmak istiyorum'' diye cevap verir genç adam.
    Usta aniden ayağa fırlar ve bu genç adamı ensesinden sertçe tutarak kafasını suyun içine daldırır. Genç adam ne kadar çırpınsa da suyun altındayken kafası kurtulamaz ve böylece 2-3 dakika suyun altında kalır. Sonra usta genç adamın kafasını
    sudan çıkarır.
    Genç adam yutmuş olduğu suyu öksürerek çıkartır ve son anda boğulmaktan kurtulan biri olarak nefes alabilmek için bir süre çaba gösterdikten sonra kendine gelebilir.
    Usta sorar : '' Başın suyun altındayken en çok neyi istedin ?''
    '' Hava'' diye yanıt verir genç adam.
    Usta : '' Peki, öyleyse git evine ve Tanrı'yı da '' Hava'' kadar istediğin zaman gel bana '' der.


    3-DOĞRU ANLAMAK :
    '' Usta Ko-An-Zen çırak ile beraber iken bir köylü geldi.''Büyük usta koanzen,'' dedi.'' Çok mutsuzum, bu yıl tarla hiç mahsul
    yapmadı, çocuklarım asi, beni asla dinlemiyor, üstelik karım da beni aldatıyor...''
    Koanzen gözlerini kıstı, yanı başındaki ırmakta yüzen alabalığa baktı, sonra başını kaldırıp göklerde süzülen kartala...
    Ve konuştu: ''Kartallar daima yükseklerde uçar, sudaki alabalık ise kıvrıla kıvrıla yüzer...''Sonra gözlerini yumdu. Sustu.
    Köylü sevinçle ''Sağ olun usta koanzen,'' dedi .''bu öğretiniz hayatımı değiştirecek.''Çırak şaşkın ve anlamsız bakıyordu elbet gidene ve kalana.
    Ertesi yıl aynı köylü elinde bir sepet dolusu hamur tatlısı ile geldi büyük usta Koanzen'e...''Sayende ,''dedi,''Hayatım yoluna girdi, mahsul bu sene çok iyi idi, çocuklarım artık sözümden çıkmıyor ve karım sadık bir eş oldu.''Bin bir minnet ile hediyesini sunup büyük ustaya ,gözden kayboldu ...Çırak gözlerini kocaman açarak ;''Hiçbir şey anlamadım Büyük usta Koanzen (kısaca) ''dedi..,''Siz ,çok basit bir şey söylediniz.Ve ben sonucun böyle olacağını hiç ummamıştım..''
    Büyük usta Koanzen gülümsedi; ''Önemli olan, çekirge (nostalji babında),''dedi,''Ne söylediğin değil, nasıl söylediğindir...
    Şimdi oradan bir tatlı daha ver bakalım.''

    4-DİKKATE DAİR;

    Bir Zen Ustası Japonca bir harfi dikkatli bir şekilde yavaş yavaş fırça ile resmediyormuş (hattatlık,kaligrafi) ve bitirdiğinde kendisini seyreden öğrencisine güzel olup olmadığını soruyormuş. Öğrencisi beğenmiyor, eleştiri getiriyor bunun üzerine Usta ayni harfi tekrar yavaşça çiziyor fakat öğrencisi tekrar beğenmiyor ve çizimde birçok kusur olduğunu söylüyormuş. Bu şekilde usta defalarca aynı harfi dikkatli ve yavaşça çizmiş ama bir türlü öğrencisine beğendirememiş. Öğrencisi bir ara dikkatini başka bir tarafa yöneltmiş ve bunu fırsat bilen usta hızlı bir şekilde kâğıda harfi çizmiş. Öğrenci başını çevirdiğinde Usta ona sormuş : ''Nasıl oldu şimdi ?'',öğrenci cevap vermiş :
    ''Oooo! Harika! Sanki bir başyapıt !''


    5-HATALARDAN FAYDALANMA
    Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tamamını taşır, ulaştırırmış eve.. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış. İki sene her gün bu şekilde geçmiş.
    Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış.. Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş.Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi ,çok utanıyormuş.Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği içinde çok üzülüyormuş.İki yılın sonunda bir gün ,görevini yapamadığını düşünen çatlak testi,ırmak kenarında adama şöyle demiş..
    ''kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor...''
    Adam gülümseyerek dönmüş testiye;
    ''Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
    Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum..Senin tarafına çiçek tohumları ektim.Ve her gün o yolda ben su taşırken ,sen onları suladın..2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum.Sen kusursuz olsaydın ,o çatlağın olmasaydı ,evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim'' diye cevap vermiş.

    6-HİÇ ALDIRMA
    Eski zamanlarda Lang yeh dağındaki CH'AN ustası Hui Chueh'in kendisine eğitim için gelen bir kadın müridi vardı.
    Usta kadına şu cümleyi incelemeyi öğretti.'' Hiç aldırma ''Kadın hiç kaytarmadan onun dediklerini harfiyen yerine getirdi. Bir gün kadının evinde yangın çıktı, ama o dedi ki :''Hiç aldırma''Bir başka gün, kadının oğlu suya düştü ve yoldan geçen birisi ona seslendiğinde ,''Hiç aldırma'' dedi. Tüm geçici düşünceleri bir kenara koyarak ustasının dersini aynen uyguladı. Bir gün, kocası kızartma yapmak üzere ateşi yaktığında, kadın içi kaynar yağ dolu tavaya biraz hamur attı ve bir ses çıktı. Kadın sesi duyunca anında aydınlandı. Sonra yağ dolu tavayı yere attı, ellerini çırptı ve güldü. Onun delirdiğini düşünen kocası karısını azarladı ve şöyle dedi.''Bunu niye yapıyorsun? Deli misin sen? Kadın cevap verdi ''Hiç aldırma''

    Sonra Hui Chueh Ustaya gidip başarısını tasdik etmesini istedi. Usta kadının kutsal meyveye eriştiğini doğruladı.


    7-CENNET VE CEHENNEM

    Nobushige isimli bir asker zen üstadı hakuin'in yanına gelmiş ve sormuş:
    ''cennet ile cehennem gerçekten var mı ?''
    ''Sende kimsin?''diye sormuş hakuin.
    ''Ben bir samurayım'' demiş asker.
    ''Sen bir asker!''diye şaşkınlıkla bakmış hakuin.''ne biçim bir kral seni ordusuna almış? !!yüzünün bir dilenciden farkı yok.''
    nobushige kızgınlıkla kılıcına el atmış.
    ''eh bir kılıcın var ha !''diye devam etmiş hakuin.''büyük bir ihtimalle kafamı kesecek kadar keskin bile değildir kılıcın.''
    Bunun üzerine kılıcını çekmiş samuray ve hakuin'in üzerine yürümüş.
    ''işte'' demiş hakuin.''burada cehennemim kapıları açılır!''
    Bunun üzerine şaşıran asker hakuin'in öğrencisi olmaya karar vermiş ve kılıcını yere atıp hakuin'in önünde diz çökmüş.
    ''işte''demiş hakuin.''burada da cennetin kapıları açılır.''

    8-AYDINLANMA İÇİN

    Bir zen öğrencisi zen üstadına gitmiş :
    ''Üstadım çok çalışıp aydınlanmak istiyorum. Ne yapmam gerekir aydınlanabilmem için bana yol gösterin.''
    Bunu duyan üstad öğrencisine sormuş:
    ''yemeğini yedin mi ?''
    ''evet''demiş öğrenci.
    '' o zaman git tabağını temizle ve bulaşıkları yıka.''

    9-ANDA OLMAK

    Bir zen öğretmenine öğrencileri bir gün neden hep derin bir konsantrasyon içinde olduğunu sormuşlar. O da karşılık vermiş.''Ben ayakta duruyorsam, ayakta dururum. Yürüyorsam, yürürüm. Yemek yiyorsam, yemek yerim. Konuşuyorsam, konuşurum.''
    Öğrenciler onun sözünü kesmişler ve ''Bu senin yaptıklarını biz de yapıyoruz ama sen bizden daha fazla ne yapıyorsun ?'' demişler.
    Öğretmen yine aynı karşılığı vermiş..
    Diğerleri yine öğretmenin sözünü keserek, kendilerinin de aynı şeyi yaptıklarını söylemişler..
    Sonunda öğretmenleri ''Hayır'' demiş.''Siz oturduğunuzda koşmaya başlamış oluyorsunuz, koştuğunuzda ise hedefe varmış oluyorsunuz.''

    10-EN DEĞERLİ ŞEY

    Öğrencilerinden biri Çinli zen üstadı sozan a sormuş:''dünyada ki en değerli şey nedir ?''
    sozan cevaplamış:''ölü bir kedinin kafası ''
    ''neden ölü bir kedinin kafası dünyadaki en değerli şeydir?''diye sormuş öğrenci:
    sozan.''çünkü hiç kimse ona bir fiyat biçemez.''


    11-BİR BUDA HİKAYESİ

    Günlerden bir gün:

    Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. Bir adam gelir ve yüzüne tükürür. Buddha yüzünü siler ve adama sorar, "Başka? Başka ne söylemek istiyorsun?" Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce "Başka?" diye sormasını beklememiştir. Böyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama Buddha ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş, ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde "Başka?" diye sormuştur. Tepki vermemiştir.

    Ama Buddha'nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: "Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar."

    Buddha konuşur:"Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; 'bu adam tanrı tanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor' gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orada? Bir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. Bu adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden 'Başka?' diye sordum."

    Adam daha da çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: "Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz."

    Şaşıran, kafası karışan adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir buddha gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir. Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır.

    Ertesi sabah geri döner. Buddha'nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar: "Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun." Buddha devam eder: "Bak Ananda, bu adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu."

    Adam Buddha'ya bakar: "Dün yaptığım şey için beni affet."


    Buddha cevap verir: "Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmi dört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim."


    "Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı, ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım."


    12-NEDİR ZEN?

    Bir gün bir öğrenci Zen Tapınağına geldi ve Seung Sahn Soen-Sa'ya "Zen nedir?" diye sordu.

    Soen-Sa, zen sopasını başının üstünde tuttu ve "Anlıyor musun?" dedi.

    Öğrenci "Bilmem" diye yanıtladı.

    Soen-Sa, "bu bilmeyen zihinsin sen. Zen kendini anlamaktır" dedi.

    "Benim hakkımda neyi anladın? Öğret bana"

    Soen-Sa, "Bir bisküvi fabrikasında, hayvanlar, arabalar ve uçaklar şeklinde farklı kurabiyeler fırınlanır.

    Hepsinin farklı isimleri ve şekilleri vardır fakat hepsi aynı hamurdan yapılmışlardır ve hepsinin tadı aynıdır" dedi.

    "Aynı şekilde, evrendeki her şeyin – güneş, ay, yıldızlar, dağlar, nehirler, insanlar ve başkaları – farklı adları ve şekilleri vardır, fakat hepsi aynı maddeden yapılmışlardır.

    Evren, birbirine karşıt çiftlerle organize edilmiştir: ışık ve karanlık, erkek ve kadın, ses ve sessizlik, iyi ve kötü. Fakat tüm bu zıtlıklar bir bütünün parçalarıdırlar çünkü aynı maddeden yapılmışlardır.

    İsimleri ve şekilleri farklıdır fakat malzemeleri aynıdır. İsimler ve şekiller sizin düşünceleriniz tarafından yapılmışlardır.

    Eğer düşünmüyorsanız ve isimlere ve şekillere bağlılığınız yoksa tüm madde birdir o halde.

    Senin bilmeyen aklın, düşünerek hepsini parçalara ayırır. Bu senin madden. Bu Zen sopasının malzemesi ile senin kendi malzemen aynı. Sen bu sopasın; bu sopa ise sen"

    Öğrenci " Bazı filozoflar bu maddenin enerji veya akıl veya Tanrı veya asıl olan olduğunu söylüyorlar. Hangisi doğru?" diye sordu.

    Soen-sa, " Dört kör adam hayvanat bahçesine gittiler ve bir fili ziyaret ettiler.

    Kör adamlardan biri filin yan tarafına dokundu ve 'Filin bir duvara benzediğini' söyledi.

    Diğer biri filin hortumuna dokundu ve 'filin bir yılana benzediğini' söyledi.

    Bir diğeri bacağına dokundu ve 'filin bir sütuna benzediğini' söyledi.

    Son kör adam filin kuyruğuna dokundu ve 'filin bir süpürgeye benzediğini' söyledi.

    " Maddenin ismi ve şekli yoktur.

    Enerji, zihin, Tanrı ve asıl olan'ın hepsi isim ve şekildir.

    Madde mutlaktır.

    İsme ve şekle sahip olan şey'in kendine zıt olan vardır. Bu nedenle, tüm dünya kendi aralarında kavga eden kör adamlara benzemektedirler.

    Kendini anlamamak, gerçeği anlamamaktır.

    Bu nedenle aramızda kavga ediyoruz.

    Eğer dünyadaki tüm insanlar kendilerini anlasalardı, Mutlak’a ulaşacaklardı. O zaman dünya barış içinde olacaktı. Dünya barışı Zen'dir."

    Öğrenci, "Zen deneyiminin nasıl dünya barışını getirebilir?" dedi.

    Soen-sa, " İnsanlar para, ün, seks, yiyecek ve dinlenmeyi arzu ederler. Tüm bu arzular düşüncelerdir. Düşünmek acı çekmektir. Acı dünyada huzurun olmadığı anlamına gelir.

    Düşüncenin olmaması, acının olmamasıdır.

    Acının olmaması dünyada huzur olması anlamına gelir.

    Dünya barışı Mutlak olandır. Mutlak olan Ben'im." Diye yanıtladı.

    Öğrenci, "Mutlak olanı nasıl anlayabilirim?" diye sordu.

    Soen-sa, "Önce kendini anlaman gerekiyor" diye yanıtladı.

    "Kendimi nasıl anlayabilirim?"

    Soen-sa, Zen sopasını kaldırdı ve "Bunu görüyor musun?" dedi.

    Sonra, sopa ile masaya hızlıca vurdu ve "Bunu duyuyor musun?" dedi.

    Bu sopa, bu ses, senin zihnin – bunlar birbirleriyle aynı mıdır yoksa farklı mıdır?"

    Öğrenci, "Aynı" dedi.

    Soen-sa, "Eğer onların aynı olduğunu söylüyorsan, sana otuz kere vuracağım. Eğer onların farklı olduğunu söylersen, sana yine otuz defa vuracağım. Niçin?"

    Öğrenci sessizlik içindeydi.

    Soen-sa, "KAAATZ!!!" diye bağırdı. Sonra da şunu söyledi: "İlkbahar gelir, otlar kendiliğinden büyür"


    13-EGO

    Öğrenci ustasına sorar:

    Ego nedir?

    Usta yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp,

    "Bu ne kadar aptalca bir soru. Bunu sadece bir aptal sorabilir." der.

    Öğrenci allak bullak olur, öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir.

    Usta gülümser ve şöyle der:

    İşte ego budur!


    14-GÜL YAPRAĞI

    Bir tapınak, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.


    15-ÇAY FİNCANI:

    Meiji döneminde (1868-1912) Japon Usta Nan-in, Zen incelemeleri yapmaya gelen bir üniversite profesörünü karşılar. Nan-in, konuğuna çay sunar. Profesörün fincanını doldururken durmaz, çayı döker de döker. Konuk profesör taşan çaya bakakalmıştır. Bir süre sonra dayanamayıp boşalır: "Taştı! Artık daha fazla almaz ki!" "Bu fincan gibi," der Nan-in, "sen de kendi düşüncelerinle, kurgularınla dopdolusun. Önce fincanını boşaltmazsan, sana Zen'i nasıl gösterebilirim ki?"


    16-ÇAMURLU YOL:

    İki keşiş Tanzan ile Ekido çamurlu bir yolda ilerlerken, yağmur da durmaksızın yağmaktadır. Bir dönemeçte ipek kimonolu bir Japon güzeli çıkar karşılarına. Kızcağız çamur dolu bir hendekten karşıya geçmeye çabalamaktadır. Tanzan düşünmeden, "Gel kız!" der ve kızı kucaklayıp kaldırır ve karşıya taşır. Yolculukları sürerken Ekido'nun ağzını bıçak açmaz. Gece vakti tapınağa vardıklarında artık dayanamaz: "Hani biz keşişler kadınlara yaklaşamazdık! Hele de öyle güzel kızlara!… Davranışını sakıncalı buluyorum. Neden o kızı kucağına aldın?" diye söylenip durur. "Vay, sen hala taşımakta mısın kızı?" der Tanzan, "Oysa ben onu karşı kıyıda bırakmıştım!"


    17-KAPLAN MI ÇİLEK Mİ?

    Kırda giden birisi bir kaplanla karşılaşır. O kaçar, kaplan kovalar. Bir uçurumun kenarına gelince, bir yabani asmanın köküne yapışıp kendini aşağı sarkıtıverir. Kaplan hala tepesinde koklayıp durmaktadır. Adamcağız tir tir titreyerek aşağı bakar. Orada bir başka kaplanı, onu yemek için beklerken görür. Onu tutan tek şey asmadır. Birden, biri ak, biri kara iki sıçan asmayı kemirmeye koyulurlar, usul usul. Adamcağız az ötede iri bir çilek görür. Sarmaşığı tek elle kavrayıp, öbür eliyle çileği koparır. Öyle tatlı gelir ki çilek ona!…


    18-AY ÇALINMAZ

    Zen ustası Ryokan bir dağ eteğindeki küçücük barınağında tek başına yaşamaktadır. Bir gece Ryokan evde yokken evine hırsız girer; ne var ki hırsız ortalıkta çalacak bir şey bulamaz. Usta evine döndüğünde hırsızla karşılaşır. "Uzun yoldan gelmişsin buralara," der hırsıza, "eli boş dönmek olmaz. Giysilerimi al, sevinirim." Hırsızın tersi döner; giysileri aldığı gibi sıvışır. Ryokan çırılçıplak oturur, aya bakar. "Yazık garibe," der dalınç içinde, "keşke şu güzel ayı verebilseydim ona!"


    19-ÖYLE Mİ?

    Köyün en güzel kızlarından biri hamile kalmıştır. Kızın öfkeli ailesi çocuğun babasının kim olduğunu öğrenmekte ısrar eder. Korku ve utanç içinde kıvranan kız, bir türlü erkeğin kimliğini açıklamak istemez. Ama baskıya daha fazla dayanamayınca, sade ve arınmış bir kişi olarak bilinen Zen ustası Hakuin'i işaret eder. Çılgına dönen aile Hakuin'in kapısına dayanır ve onu suçlar. Hakuin'in yanıtı basittir: "Ha, öyle mi?" Doğumdan sonra aile bebeği artık halkın gözünde saygınlığını yitirmiş olan Hakuin'e götürür ve onun bakımını üstlenmesini isterler. Hakuin'in sadece "Ha, öyle mi?" der ve bebeği kabul eder. Usta aylarca büyük bir özenle bebeğe bakar… Bir gün gelir genç kız dayanamayıp itiraf eder, çocuğun babası köyde bir delikanlıdır ve onu korumak adına bu yalana başvurmuştur. Aile Hakuin'e koşar, uzun uzadıya özür diler, ustanın kendilerini bağışlamasını ve çocuğu geri vermesini isterler. Hakuin çocuğu onlara uzatırken, sadece "Ha, öyle mi?" der…


    20-ÇALIŞMAYANA YEMEK YOK

    Çinli Zen ustası Hyakujo sekseninde bile öğrencileriyle didinir, yerleri süpürür, bahçeyi sular, ağaçları budarmış. Öğrenciler, bunca çalışan yaşlı öğretmenlerine acırlar. Durup dinlenmesi yönündeki dileklerine kulak asmayacağını bildiklerinden, gidip öğretmenin gereçlerini saklarlar. O gün ustaları yemek yemez. Ertesi gün de, daha ertesi gün de… "Gereçlerini sakladık, ona bozulmuş olmalı," diye düşünür öğrenciler, "en iyisi çıkarıp yerine koyalım şunları." Sakladıkları gereçleri ortaya çıkarır çıkarmaz da, öğretmenin eskisi gibi çalıştığını, yiyip içtiğini görürler. O akşam öğretmen derste, "Çalışmayana yemek yok." der.


    21-JOSHU’NUN ZENİ

    Joshu, altmış yaşında başladığı Zen çalışmalarını seksenine kadar sürdürdükten sonra Zen'de olgunluğa ermiştir. Seksen yaşından yüz yirmi yaşına kadar da öğretisini yaymıştır. Öğrencilerinden biri Joshu'ya sorar: "Kafamda bir şey yoksa, ne yapayım?" Joshu yanıtlar: "At onu." "Ama nasıl atarım olmayan bir şeyi?" diye sürdürünce öğrencisi, "Öyleyse," der Joshu, "taşı onu."


    22-SESSİZ DURMAYI ÖĞRENMEK:

    Tendai okulu öğrencileri, Zen Japonya'ya gelmeden önce de meditasyonu bilirlerdi. Bunlardan dört sıkı fıkı arkadaş, yedi gün birbirleriyle konuşmamaya and içerler. Birinci gün hepsi sessizdir. Meditasyonları kusursuz bir başlangıç yapmıştır. Ne var ki, gece lambalarının yağı bitip de oda karardığında, öğrencilerden biri kendini tutamayıp, hizmetliye seslenir: "Yağ koysana şu lambaya!" İkinci öğrenci bunun üzerine, "Hani konuşmayacaktık!" diye atılır. "İkiniz de aptalsınız, neden konuştunuz?" derken üçüncüsü, "Konuşmayan bir ben kaldım!" demez mi dördüncüsü!…


    23-KADERİN OYUNCAĞI:

    Nobunaga adlı bir yüce Japon savaşçısı bir avuç eriyle, sayıca on kat daha güçlü düşmana saldırmayı kararlaştırır. Kazanacağını bilir, ama erleri kuşkuludur. Yolda bir Shinto sinliğinde duraklarken, erlerine şunları söyler: "Sinliğe gireceğim. Çıkınca şu parayı atacağım; tura gelirse kazanacağız, yazı gelirse yenileceğiz. Kaderin elinde bir oyuncağız biz." Nobunaga sinliğe girer, sessizce yakarır. Çıktığında atar parayı, tura gelir. Erleri vuruşmak için sabırsızlanırlar ve kolayca kazanırlar savaşı. "Yazgıyı kimse değiştiremez!" der yardımcısı savaştan sonra. "Doğru dersin!" diye yanıtlar Nobunaga, iki yanı turalı parayı göstererek.


    24-ANLAMAK

    Chuang Tzu bir gün chuang tzu arkadaşıyla nehir kenarında yürüyorlardı. "şu yüzmekte olan balığa bak" dedi chuang tzu "nasıl da eğleniyor kendi kendine". "sen bir balık değilsin" dedi arkadaşı "bu nedenle de bir balığın nasıl eğlenebildiğini bilemezsin". chuang tzu yanıtladı: "sen de ben değilsin, bir balığın nasıl eğlendiğini bilmediğimi nasıl bilebilirsin?"

    25-ÖĞRETİ

    Eskiden Japonya'da kamışla kağıttan yapılan, içine mum konulan fenerler kullanılırmış. Bir gece gözleri görmeyen bir adam arkadaşını ziyarete gider. Ayrılırken, arkadaşı ona bir fener uzatır. "Fenere ne gerek var? Karanlık da, aydınlık da bir bana." der, görmez. "Yolu görmen için fenere gereksinimin yok, biliyorum," diye yanıtlar arkadaşı, "ama fenersiz gidersen, başkaları çarpabilir sana. Alsan iyi olur."


    26-YOK YOK

    Yamaoka Tesshu genç bir Zen öğrencisiyken, usta değiştirir durur. Sıra Shokoku'lu Dokuan'dadır. Yamaoka, ustaya kendi eriştiği çizgiyi sergilemek ister: "Tin, Buda, ölümlü varlıklar… Gerçekte bunlar yok ki! Görüngünün gerçek doğası boşluktur. Erişme yoktur, hayal yoktur, bilge yoktur, bayağılık yoktur. Verme diye bir şey yoktur, ne de alınacak bir şey…" Sessiz sessiz çubuğunu tüttüren Dokuan öylece dinler. Sonra birden çubuğu Yamaoka'nın kafasında kütletir. Delikanlı öfkelenir. Dokuan sorar: "Mademki yoktur hiç bir şey, nereden çıktı bu öfken?"


    27-UMUDUN TUZAĞINA DÜŞME

    Bir avcı balta girmemiş ormanda yolunu kaybeder. Üç gün süreyle ne yer, ne içer, ne de konuşacak birine rastlar. İyiden iyiye paniğe kapılır. Üstelik uyuyamaz da. Her yer yılan, çıyan, sırtlan doludur. Dördüncü günün sabahında bir adama rastlar. Delicesine sevinir. Yerinden ok gibi fırlayıp adama sarılır. Aynı duyguları karşısındaki de paylaşır; mutluluktan kuş olup uçacaklardır neredeyse. Neden sonra biri, akıl edip diğerine sorar: "Neden bunca çıldırasıya sevindin?" Yanıt ürütücüdür: "Neden olacak, yolumu kaybetmiştim; tek umudum birine rastlamaktı. Bu da sen oldun."

    Soruyu yönelten pişman olmuştur; şunları söyler: "Ben de kaybolmuştum. Demek boşu boşuna sevindik. Coşkumuz kısa sürecek anlaşılan. Sonuçta, ikimiz birlikte kaybolmuş durumdayız. Birbirimize fazla bir katkımız olmayacak."


    28-BU GEÇECEK

    Bir öğrenci meditasyon hocasına gider: "Meditasyonum felaketti. Dikkatimi toplayamadım, ayaklarım ağrıdı, uykum geldi, korkunçtu!" Hoca sakince yanıtlar: "Bu geçecek!" Bir hafta sonra öğrenci yeniden hocasına gelir ve şöyle söyler: "Meditasyonum harikaydı! Kendimi çok farkında, çok barış dolu, çok canlı hissediyorum! Gerçekten harika!" Hoca yine sakince yanıtlar: "Bu geçecek!"


    29-ZİHİN

    İki adam rüzgarda dalgalanan bir bayrak için tartışıyorlardı. Birincisi, "Gerçekte hareket eden rüzgardır," dedi. İkincisi, "Hayır rüzgar değil bayrak hareket ediyor!" dedi. Oradan geçmekte olan bir Zen ustası konuşmayı duydu ve onların yanına geldi: "Ne bayrak ne de rüzgar hareket ediyor; hareket eden, sallanan yalnızca zihindir!"


    30- KÖYE GELEN BUDA

    Bir sabah Buda bir köye gelir. Köye girerken birisi ona, “Ben Yüce’ye inanan bir kişiyim” der, “lütfen bana Tanrı’nın var olup olmadığını söyle.”


    Buda çok kesin bir tavırla, “Tanrı yoktur” der. “Hiç bir zaman olmadı, hiç bir zaman da olmayacak. Sen neler saçmalıyorsun?” Adam yıkılır, ama işte ortam yaratılmıştır..

    Öğleden sonra başka bir adam Buda’ya gelir ve “Ben ateistim” der, “Tanrı’ya inanmam. Gerçekten Tanrı var mı? Ne dersin?”

    Buda, “Yalnız Tanrı vardır, ondan başka da bir şey yoktur.” der. O adam da yıkılır.

    Akşam olduğunda üçüncü bir adam gelir ve Buda’ya, “Ben bir agnostiğim” der, “Ne inanıyorum, ne inanmıyorum. Ne dersin? Bir Tanrı var mı?”

    Buda hiç bir şey söylemez. Adam yıkılır.

    Ama Buda’nın hep yanında dolaşan bir rahip olan Ananda daha da fazla yıkılmıştır. Sabahleyin Buda “Tanrı yoktur” dedi, öğleden sonra, “Olan yalnız Tanrı'dır” dedi, akşam ise sessiz kaldı. O gece Ananda Buda’ya, “Uyumadan önce lütfen sorumu yanıtla” der, “Bütün huzurumu kaçırdın! Aklım o kadar karıştı ki, ne düşüneceğimi bilemez oldum! O saçma ve çelişkili yanıtların anlamı neydi?”

    Buda, “O yanıtların hiç biri sana verilmedi. Neden onları dinledin?” der. “Onlar o soruları soranlara verildi. Ama yanıtların seni rahatsız etmesi iyi bir şey. Senin yanıtın da bu.” der.


    31-GANDHİ

    Bir kadın Gandhi'nin yanına gelmiş küçük oğluyla.

    "Mahatma-ji, ne olur oğluma şeker yemeyi bırakmasını söyle. Oğlum için hiç iyi değil şeker yemek."

    Gandhi kadına oğluyla beraber bir hafta sonra gelmesini söylemiş.

    Bir hafta sonra geldiklerinde Gandhi oğlana, "Şeker yemeyi bırak" demiş.

    Kadın şaşırmış ve Gandhi'ye neden bunu bir hafta önce söylemediğini sormuş.


    Gandhi cevap vermiş, "Çünkü o zaman ben henüz şekeri bırakmamıştım."


    32-ZEN USTASI

    Birgün bir öğrenci bir Zen ustasına sormuş:
    "Gündelik yaşamında Zen'i nasıl uygularsın?"
    Yanıtlamış Usta:
    "Acıktığımda yerim. Doyduğumda çanağımı yıkarım. Yorgunsam uyurum."
    "Bunu herkes yapar" demiş öğrenci.
    "Hayır, aynı biçimde değil" demiş usta.
    "Neden aynı biçimde değil?" diye sormuş öğrenci.


    Usta gülümsemiş:


    "Başkaları acıktığında yemek yemez. Zihinleri bitmek tükenmek bilmeyen düşüncelerle doludur. Onun için aynı biçimde değil diyorum."

    Kaynak
    Zen Flesh Zen Bones
     
    asude, YuBingJun, ozan119 ve diğer 4 kişi bunu beğendi.
  2. Bigdaddy
    Offline

    Bigdaddy Üye

    Katılım:
    2 Mart 2010
    Mesajlar:
    129
    Beğenileri:
    114
    Ödül Puanları:
    53
    "Soen-sa, "KAAATZ!!!" diye bağırdı. Sonra da şunu söyledi: "İlkbahar gelir, otlar kendiliğinden büyür"
    bu nedir ya?
     
  3. sthammer
    Offline

    sthammer Guest

    soen-sa burda öğrencisine bir koan verir, kendisine koan verilen öğrenci koanı çözeceğim diye uğraşır ama koan aklın bütün atılımlarına direnir, en sonunda öğrenci koanı çözmekte aklın, mantığın hiç bir yardımı olamayacağını yavaş yavaş anlamaya başlar. Usta da öğrencinin akıl yoluyla, mantık yoluyla bir çözüm bulamayacağını iyice kafasına sokmak için elinden geleni yapar. Gelelim koanın cevabına; Öğrencilerden koan çözmeye alışık olan biri öne doğru ilerlemiş ustanın elinden sopayı aldığı gibi dizinin üstüne koyup ikiye bölmüş ve parçalarını da yere atmış :D bu örnekte görüdüğü gibi koanın amacı aklı mantığı iyice zorlamak, akıl yoluyla çözemediğini çözebilmek için daha büyük bir çabanın, içgörü, sezgi(prajna)nin uyanması

    Kaynak: Zen Budizm, Bir yaşama Sanatı, İlhan Güngören

    Mesajınız otomatık olarak birleştirilmiştir---------- mesajın eklendiği saat 19:41 ---------- ilk mesajın gönderildiği saat 19:39 ----------

    orjinali şöyleydi, bir şey yapmadan sakin sakin otur; nasıl olsa bahar gelir, otlar kendiliğinden büyür
     
    YuBingJun bunu beğendi.
  4. Ogden
    Offline

    Ogden Üye

    Katılım:
    25 Haziran 2012
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    0
    Çoğu saçma :) eğer gerçekten anlamlı hikayeler istiyorsan mevlanadan biseyler oku budistlerden değil :)
     
    ineedpower bunu beğendi.
  5. sthammer
    Offline

    sthammer Guest

    Sufîler de tıpkı Zen ustaları gibi, insanın önce ‘zihni’ni (nefs-ego) arındırmasını; sonra ondan kurtularak ‘akla’ yönelmesini; daha sonra aklı da aşıp, geliştirilmiş ‘sezgi’lerini kullanarak ‘içsel ben’ aracılığıyla ‘bilince’ (insan-ı kâmil); nihayetinde ise ‘evrensel birliğe’ (vahdet-i vücûd) yönelmeleri gerektiğini öngörmüşlerdir.
    Zen ile oldukça ortak yönleri var ve hangisinin kadim olduğunu söylememe lüzum yok, ayrıca bu hikâyeleri dini tartışma amacıyla koymadım, forum kurallarına aykırı, trollük yapmayın, ayrıca kendinizden büyüklere saygılı olun...

    Mesajınız otomatık olarak birleştirilmiştir---------- mesajın eklendiği saat 21:26 ---------- ilk mesajın gönderildiği saat 20:55 ----------

    13 numaralı hikâye'nin birebir örneğini vermişsin, keşke okusaydın yazmadan

    13-EGO
    Öğrenci ustasına sorar:
    Ego nedir?

    Usta yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp,

    "Bu ne kadar aptalca bir soru. Bunu sadece bir aptal sorabilir." der.

    Öğrenci allak bullak olur, öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir.

    Usta gülümser ve şöyle der:

    İşte ego budur!


    Peygamberimizin bir sözü var 'ya hayır söyle ya sus'


    Mesajınız otomatık olarak birleştirilmiştir---------- mesajın eklendiği saat 21:54 ---------- ilk mesajın gönderildiği saat 21:26 ----------

    24-ANLAMAK
    Bir gün chuang tzu arkadaşıyla nehir kenarında yürüyorlardı. "şu yüzmekte olan balığa bak" dedi chuang tzu "nasıl da eğleniyor kendi kendine". "sen bir balık değilsin" dedi arkadaşı "bu nedenle de bir balığın nasıl eğlenebildiğini bilemezsin". chuang tzu yanıtladı: "sen de ben değilsin, bir balığın nasıl eğlendiğini bilmediğimi nasıl bilebilirsin?"

    bak ne kadar anlamlıymış
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Eylül 2012
    asude, YuBingJun, jemholie ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  6. jemholie
    Offline

    jemholie Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2009
    Mesajlar:
    247
    Beğenileri:
    328
    Ödül Puanları:
    73
    hahaha steelhammer süpersin :) Eğlendim okurken teşekkürler
     
    sthammer bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş