Yüksek Karbonhidrat Agırlıklı Beslenmenin Zararları

Konusu 'Beslenme' forumundadır ve heldic tarafından 5 Aralık 2011 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 8 üye.
  1. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    Yirminci yüzyılda enfeksiyon hastalıkları azalırken, müzmin (kronik) hastalıklarda büyük bir patlama olmuştur.


    Yani sıcak hastalıkların yerini soğuk hastalıklar almıştır.

    [​IMG]




    Bu Hastalıkların Ortak Bir Nedeni Olabilir mi?

    Son bir yüz yılda neler değişti de böyle oldu?




    Son bir yüz yılda çevresel faktörlerimiz ve bu arada diyetimiz büyük ölçüde değişmiştir.

    İnsanlık tarihinde, yiyeceklerdeki değişiklikler hiçbir zaman son bir yüzyıldaki kadar hızlı olmamıştır.

    [​IMG]


    İnsan evrimindeki yiyecek değişiklikleri çok yavaş gerçekleşmiştir.



    [​IMG]

    [​IMG]



    Evrimde ilk insansılar 4.5 milyon yıl ortaya çıkmıştır

    4.5 milyon yılın %99.8’i avcı-toplayıcılıkla geçmiştir.

    Bu nedenle genlerimiz ve idare ettikleri enzimler sadece et, meyve ve sebze gibi doğal gıdalar ile baş edecek etkinliğe ve donanıma sahiptirler.



    Yaklaşık on bin yıl önce Anadolu ve Mezopotamya’da (Altın hilal) tarım ve hayvancılık başlamış ve buradan dünyanın büyük bir bölümüne yayılmıştır.

    O tarihten itibaren dünya nüfusunun önemli bir bölümü büyük ölçüde tahıl ve süt ürünleri yemeye başlamışlardır.

    Bu sırada et, sebze ve meyve tüketiminde ise bir azalma olmuştur.




    Açlık tehlikesi önemli ölçüde engellenmiş fakat genlerimiz yeni beslenme şekline yeterli uyumu kısa süre içinde gerçekleştiremediği için çok sayıda kronik hastalık ortaya çıkmıştır.

    Fakat devamlı bir yiyecek kaynağının varlığı ve bu nedenle yerleşik hayata geçme sağlıksız bile olsa daha uzun bir yaşam süresi sağlamıştır.







    Avcı-toplayıcılık döneminde atalarımızın makro ve mikrobesin tüketimleri nasıldı?


    [​IMG]



    [​IMG]



    Hiçbir dönemde son yüzyılda olduğu kadar yiyeceklerimizde korkunç değişiklikler olmamıştır.

    Genlerimizin evrilme hızının son bir yüzyıldaki hızlı yiyecek değişikliklerine uyum sağlayabilmesi mümkün değildir.





    Geleneksel diyetler ile modern diyetler arasındaki temel farklılıklar


    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]




    Genlerin fonksiyonu çevresel faktörlere bağlıdır





    Vücudumuzun bütün fonksiyonları 30,000 kadar gen tarafından denetlenmektedir.

    Yaygın kanının aksine birçok genin fonksiyonları değişmez değildir; genler kader değildir.

    Çevresel faktörler genlerin fonksiyonunu olumlu ya da olumsuz yönde etkilerler.






    Eğer genlerimizi iyi beslersek, yani atalarımıza benzer şekilde yersek ve toksinlerden uzak durursak hücrelerimiz görevlerini iyi yaparlar, yaşam süresi ve kalitesi artar ve hastalıklardan korunuruz.




    Bugünkü genlerimizin %99.99’ı 40,000 yıl önceki atalarımızın (homo sapien) genleri gibi çalışmaktadır.

    Halbuki genlerimizin besinleri son bir yüzyılda önemli ölçüde değişmiş ve ciddi kalite kayıplarına maruz kalmıştır.





    Genler ve kalitesiz yiyecekler arasındaki bu evrimsel uyumsuzluk hali bir çok kronik-dejeneratif hastalıklara ve erken yaşlanmaya neden olur.

    Çabuk yaşlanma kronik enflamatuvar bir süreçtir ve geciktirilebilir.

    [​IMG]


    İnsülin direnci/kanser/kronik-dejeneratif hastalıklar


    İnsülin direncinin oluşturduğu kronik hiperinsülinemi enflamasyon (mikropsuz iltihap) yapan genleri aşırı bir şekilde uyarır.

    Bu durum serum CRP ölçümleri ile dolaylı olarak ortaya konulabilir.

    Kronik enflamasyon insan vücudunda kanser ve bir dizi kronik-dejeneratif hastalığın gelişmesine neden olur.




    İnsülin direnci (metabolik sendrom) kriterleri



    Bel çevresi erkekler> 102 cm kadınlar >88 cm

    Hipertansiyon >120/80mmHg

    Açlık kan glükozu >100 mg/dL

    HDL kolesterol <35 mg/dL

    Trigliserid >150 mg/dL



    *beş kriterden en az üçünün varlığı metabolik sendromu gösterir



    [​IMG]




    [​IMG]


    [​IMG]



    [​IMG]




    Son yüzyılda yağ tüketiminde meydana gelen önemli değişiklikler



    Hayvansal (doymuş) yağ tüketiminin azalması

    Margarin tüketiminin artması

    Sıcak preslenmiş sıvı yağların (ayçiçeği, mısır, soya vb) tüketiminin artması

    Omega-6 tüketiminin omega-3’e kıyasla aşırı artması

    Trans yağ asiti içeriğinin artması



    [​IMG]



    [​IMG]


    Sonuc

    Düşük karbonhidratlı yüksek yağlı serbest kalorili diyet bozulmuş olan damar endotel fonksiyonlarını altı ay-bir yıl gibi kısa bir süre içinde bariz geriletmektedir;

    Düşük yağlı düşük kalorili diyet ise damar endotel fonksiyonlarını etkilememekte, hatta daha da kötüleştirmektedir.



    [​IMG]


    Vucudda insülin salgılatan etmen Karbonhidratlardır.


    [​IMG]


    İnsülin böbrekte sodyum tutulumunu artırır.

    İntrasellüler magnezyumu azaltır → damar büzüşmesi

    İnsülin sempatik sistem aktivasyonu artırır→damar büzüşmesi

    İnsülin nitrik oksit senteziniengeller.
    → damar büzüşmesi

    İnsülin iltihabı artırarak damarı sertleştirir.


    Karbonhidrat ve Reflü

    Glisemik endeksi yüksek gıdaları çok tüketenlerde gastroesofagiyal reflü çok sık görülmektedir.

    Reaktif hipoglisemi→ adrenerjik aktivite artışı → ösefagus alt sfinkterinin gevşemesi → reflü

    Düşük şekerli diyet ile semptomlar birkaç gün içerisinde düzelmektedir



    Dogal Beslenme ve Akne



    Modern topluluklarda adolesanların %80-95’inde, 25 yaşın üzerindeki erişkinlerin ise %40-55’inde çeşitli derecelerde akne vulgaris mevcuttur.

    1200 Kitavan adalı (Papua Yeni Gine) şahısta (dörtte biri 15-25 yaşında) hiç akne tesbit edilmemiştir.

    Ache avcı grubunda (Paraguay) incelenen 115 kişide (15’i 15-25 yaşında) hiç akne tespit edilmemiştir.





    Karbonhidrat ve Miyopi

    Avrupa kökenlilerin %25-35’inde, Asya kökenlilerin ise yaklaşık yarısında miyopi mevcuttur.

    Avcı-toplayıcı topluluklarda miyopi oranı %0-2 arasındadır ve mevcut olanlar da hafif derecededir.

    Pasifik adalarında geleneksel diyetin değişmesi ile birlikte % 1 dolayında olan miyopi oranı %50’lerin üzerine çıkmıştır.




    Geleneksel gıdalarını yemeye devam eden ve okula giden çocuklarda miyopi oranında bir artış olmamaktadır.

    Glisemik endeksi yüksek gıdaların aşırı tüketilmesi kronik hiperinsülinizme yol açarak IGF-1’i artırmaktadır.

    IGF-1 çocukluk çağının kritik büyüme aşamasında skleral (göz akı) dokunun aşırı artışına yol açmaktadır. Sonuçta göz küresi uzayarak miyopi oluşmaktadır.





    Taş devri insanları- kemik sağlamlığı

    [​IMG]




    Fosil incelemeleri taş devri insanlarının kalın ve kırığa dirençli sağlam kemiklerinin olduğunu göstermektedir



    Bu kısım sütü fermante etmeden icmeyin dedigimiz kisiler icin. Süt zararlı dedigimiz zaman linc ediliyorduk :)


    [​IMG]





    [​IMG]
     
    xzgrx, FiestaCondom, ZeusS_ ve diğer 10 kişi bunu beğendi.
  2. Rpac
    Offline

    Rpac Üye

    Katılım:
    3 Haziran 2008
    Mesajlar:
    2.403
    Beğenileri:
    1.543
    Ödül Puanları:
    123
    Kaynak belirtmeyi unutmayalım lütfen.
    Ayrıca, 200 - 300 yıl önceki kızılderililerin kafatası kalınlığını görünce nutkum tutuldu.
     
    heldic bunu beğendi.
  3. Karakaş
    Offline

    Karakaş Üye

    Katılım:
    28 Eylül 2011
    Mesajlar:
    582
    Beğenileri:
    1.704
    Ödül Puanları:
    103
    Ortalama insan ömrünün ilk çağlardan itibaren katlana katlana artmasına ve hala da artmaya devam etmesine ne diyorsun peki? Yok savaşlar, yok bilmem ne deme ama bana, günümüzde savaş sayısı daha az ama modern silahlar sayesinde ölenlerin sayısı kat kat fazla oluyor ok ve yaya kıyasla. Sadece 2. dünya savaşında 20 milyondan fazla insan öldü, yanı başımızda Irak'ta 1.5 milyon öldü ve ölmeye devam ediyor. İnsan öldürmek 1000 yıl öncesine göre çok daha kolay. Enfeksiyon hastalıklarından ölümlerin azalması? Peki bu bir Allah'ın hikmeti mi? Hayır.. Sizin komplo teorileriyle karaladığınız o ilaç şirketleri ve modern tıp sayesinde. Daha bu örnekler say say bitmez.

    Daha 30-40 yıl önce 40-50 yaşında birisi öldüğünde normal karşılanırken bugün 70 yaşında ölenlere üzülüyoruz gençti diye. Muhtemelen bi 30-40 yıl sonra 100'ünden önce ölenlere üzüleceğiz. Belki gün gelecek kaç yaşında olursa olsun "ölene" üzüleceğiz.

    Hepsi şizofrenik komplo teorileriyle karaladığınız modern tıp sayesinde oluyor ve olmaya da devam edecek.

    Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, görüşleriniz her ne olursa olsun böyle emek verip yazıp, anlattığınız için sizi tebrik ediyorum. Benim katılıp katılmamam önemli değil. Teşekkürler.
     
    Son düzenleme: 5 Aralık 2011
    dishiwelet ve heldic bunu beğendi.
  4. Rpac
    Offline

    Rpac Üye

    Katılım:
    3 Haziran 2008
    Mesajlar:
    2.403
    Beğenileri:
    1.543
    Ödül Puanları:
    123
  5. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    Dr. Weston Price 1930’lu yıllarda Dünya’da tamamen doğal gıdalarla beslenen toplulukların rafine gıdalara geçildiğinde sağlığının nasıl bozulduğunu fotoğraflarla göstermiştir.




    [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG]

    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]



    [​IMG]


    [​IMG]




    Doğal olmayan gıdalar ile beslenen kişilerde Dr. Price’ın saptadığı bozukluklar



    Gelişmemiş elmacık kemikleri (dar yüz)

    Dar burun ve burun delikleri

    Adenoid vejetasyon ve sinüzitler

    Damak kubbesinin yüksek olması

    Dudak-damak yarıkları

    Üst ve alt çene kemiklerinin dar olması


    Dişlerin sığışamaması (ortodontik bozukluklar)

    Diş çürüklerinin fazla olması

    Boyun ince ve uzun olması

    Dar kalçalar (zor doğum)

    Doğuştan şekil bozuklukları

    Kronik dejeneratif hastalıklar




    konu daha bitmedi :) eski caglarda yasam kısalması ve diger konularıda ekliyorum malüm kendim ugrasıyorum biraz zaman alıyor

    insanoglu kendi ürettigi rafine gıdalar ve tarım devrimi ile kendine nasıl zarar verebildigini yukardaki resimlerden görebiliriz.

    Nutrition and Physical Degeneration
    Dr. Weston Price yazmıs oldugu bir kitap ve tüm dünya tarafından kabul görmektedir.



    Şişmanlık Salgını


    [​IMG]



    [​IMG]



    1980’li yıllarda Amerikalıların üçte biri fazla kilolu ya da şişmandı.

    [​IMG]


    Bunun üzerine önlem için düşük yağlı sağlıklı (!) besin piramitleri yapıldı.


    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]



    2000 yılına gelindiğinde Amerikalıların üçte ikisi fazla kilolu ya da şişmandı!


    [​IMG]
     
    Son düzenleme: 5 Aralık 2011
    xzgrx, olea, ccmssx ve diğer 2 kişi bunu beğendi.
  6. ccmssx
    Offline

    ccmssx Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2011
    Mesajlar:
    140
    Beğenileri:
    94
    Ödül Puanları:
    38
    Gayet doyurucu bilgiler ancak...

    Vejeteryan ve karbonhidrat bağımlısı arkadaşlar önyargılı yaklaşacağından onlara yeterli gelmeyebilir.
     
    heldic bunu beğendi.
  7. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    iyi bir kaynak olması dilegiyle :) umarım bir ise yarar
     
    xzgrx, Azi, ccmssx ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  8. Cidade de Deus
    Offline

    Cidade de Deus Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.510
    Beğenileri:
    1.705
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    Ben bunlara inanmadım bana göre beyin yıkamaktan öte değil.
    Heldiz diyorki et ve yağ yiyin sıfır akrbonhidrat alın tahıllar meyveler hepsi sağlığa zararlı diyorsun bende sana hadi canım diyorum.
     
  9. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir

    Son yüzyılda yaşam süresi çok mu arttı?

    [​IMG]


    Son bir yüzyılda gelişmiş ülkelerde temiz su kullanımının artması ve daha uygun hijyenik şartların yaratılması ile birlikte bebek ve çocuk ölümleri belirgin azalmıştır.

    Bu azalma, ortalama yaşam süresini uzatan en önemli faktördür.


    Tarım Devrimi ile beraber Açlık tehlikesi önemli ölçüde engellenmiş fakat genlerimiz yeni beslenme şekline yeterli uyumu kısa süre içinde gerçekleştiremediği için çok sayıda kronik hastalık ortaya çıkmıştır.

    Fakat devamlı bir yiyecek kaynağının varlığı ve bu nedenle yerleşik hayata geçme sağlıksız bile olsa daha uzun bir yaşam süresi sağlamıştır.


    Ve Avcılık toplayıcılık zamanın da insanlar avlanırken av da olabiliyolardı ve ucurumdan düsme vahsi hayvan saldırması gibi etkenler bebeklerini av olarak diger canlılara kaptırma gibi olaylar vardı.


    Tahılların zararları da geliyor Meyvelerin cok sekerli olanlarında fruktoz oranı fazla onada deginelim. Şekeri az meyveler tabiki tüketilebilir. O karbonhidrat mantıken imkansızdır fakat 0 karbonhidrata yakın beslenmek saglıksız degildir.


    Tahılları Neden Yememeliyiz?


    Lektinler:

    Tahıllarda birkaç farklı çeşit proteinden biri lektin. Belli moleküllere yapışırlar ve biyolojik sistemlerde tanıma rolünü üstlenirler.

    Buğday ruşeymi aglutinin (BRA) üzerinden anlatacağım. Kendisi en kötü lektinlerden biri ama en fazla araştırılmış olanı. Zaten BRA (ya da benzer moleküller) tüm tahıllarda var. Peki ne dertler yaratıyor bize?

    1. Normal sindirim sürecinde parçalanamıyorlar. Bunun sonucunda bağırsaklar büyük ve bozulmamış proteinlere maruz kalırlar. Oysa ki proteinlerin büyük kısmı normal sindirim sürecinde parçalanırlar. Tahıllar protein parçalayan enzimlerin işlevini durdururlar ki bunun sonucunda lektinlerin sindirimi tamamen imkansız hale gelir. Proteinin parçalanamaması birçok problem doğurur.

    2. Bağırsak boşluğundaki reseptörlere (almaç) yapışırlar ve bozulmadan bağırsak duvarından geçerler.

    3. Bu büyük, bozulmamış protein moleküllerini vücut bakteri, virüs ya da parazit gibi istilacı olarak algılar. Bu arada bağırsak duvarı da hasar gördüğünden diğer proteinler de vücuda geçiş yapar. Sorun şudur ki, bağışıklık sistemimiz tüm bu yabancı proteinlere saldırır ve onlara karşı antimadde üretir. Bu antimaddeler bu yabancı proteinlerin şekline göre özel üretilir ve maaleseftir ki genelde vücudumuzu oluşturan proteinlere çok benzerler, genelde de pankreasımızdakilere ve beynimizdekilere.

    Dolayısıyla bağışıklık sistemimiz BRA’lara saldırırken aynı zamanda pankreasımıza da saldırır, hem de insülin üretim merkezine. Bunun sonucunda tip 1 diyabet olursunuz. Yok pankreasa değil de beyinde miyelin kılıfa saldırırsa multipl skleroz olursunuz.

    Çölyak

    Hepimiz duyduk artık çölyak hastalığını. Glütenin yol açtığı bir bağışıklık sistemi hastalığı. Glüten de buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir başka protein. Çölyakın oluşmasına da lektinler sebebiyet veriyor ve çölyak hastalarında rometoid artirit, lupus, multipl skleroz, ve diğer bağışıklık sistemi hastalıkları çok da büyük oranlarda görülüyor.

    BRA ve diğer lektinler transglütaminas enzimi üzerinde etkilidirler. Trans ne?? Vücudumuzu oluşturan her türlü proteini düzenleyen enzim demek daha uzun, o yüzden transglütaminas ya da kısaca TG. Peki lektinler TG’de problem yaratabiliyorsa ve TG de tüm vücudumuzu etkiliyorsa, lektinler vücudumuzda nereleri etkileyebilir? Evet, her yerimizi! Üreme sorunları, vitiligo, Huntington’s, Hashimoto’s tiroid, narkolepsi akla gelebilecek birkaçı en ciddilerinden.

    Şimdi tekrar bağırsaklara kısa bir dönüş yapalım.

    Hani demiştik ya bağırsak duvarından geçer bu BRA ve diğer lektinler. Bağırsak duvarının bu geçirgenliği ile yeterince sindirilmemiş gıdalar ve bağışıklık sistemimiz birleşince ortaya gıda alerjileri çıkar, hem de normalde hiç alerjan olmayan tavuk, elma gibi gıdalara bile.

    Ek olarak, bağırsaklarınız hasarlandığında, normalde bağırsaklarınızın içinde kalacak birçok kimyasal da vücudunuza sızar. Bu da genelde psikiyatrik problem olarak değerlendirilen kimyasal madde hassasiyetine yol açar.

    (Sadece tahıllardaki lektinler değil, alkol, bakliyat ve süt ürünleri de benzer etki yaratabilir.)

    Herşey yolunda olduğunda safra tuzları da katılır ince bağırsakta sindirime, özellikle de yağların sindiriminde son derece önemlidir safra tuzları. Ama bağırsak duvarı delindiğinde, safra kesesine mesaj gitmez ve üretimi durur. Üretim durunca orda yavaş yavaş safra taşları oluşur ki madendeki kanaryaya benzetebiliriz safra taşlarını. Hele safra kesesi alınanlar büyük ihtimalle tanı konmamış çölyak hastalarıdır ve geri planda daha birçok hastalık yatmaktadır.

    Neyse safra tuzları olmayınca sindirim tamamlanmaz ve tokluk hissi oluşmaz ve sürekli aç hissederiz kendimizi. Açlıkla sürekli canımız birşeyler çeker, genelde de tahıllı ve şekerli şeyleri ki sorunu zaten bunlar başlatırlar.

    Ayrıca yağları sindiremeyince, yağda eriyen A, D ve K vitaminleri ile de vedalaşabiliriz.

    Karnınıza hala ağrılar girmediyse durun, daha fitatlar var :)

    Fitat

    Fitatlar tahıl ve tohumlarda bulunuyor ve metal iyonlarına (kalsiyum, magnezyum, demir, çinko gibi) bağlanırlar. Bu ne anlama geliyor? Bu metallerin bağlanıp sindirime katılamadığı anlamına elbette. Hani bir türlü iyileşmeyen kansızlığınız ve yorgunluğunuz, kalp rahatsızlıklarınız falan hep bu metallerin eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir.

    Şimdi içinizden bazıları tamam ama ben hayatım boyunca tahılları yedim, fitim ve son derece sağlıklıyım diyebilirsiniz. Büyük ihtimalle yanılıyorsunuz. Size tek diyebileceğim, geçen yıl bu zamanlar ben de sizlerden biriydim ve semptomları ayırt edemiyordum. Yapabileceğiniz en akıllıca şey, 1 ay boyunca tahıl, bakliyat ve süt ürünlerini kesmek ve sonra teker teker bunları ekleyerek denemek olacaktır ki gerçekten ne kadar sorun yaşıyorsunuz görülebilsin.

    Bu başlığı bakliyatlar için tekrar baştan okuyabilirsiniz. Çünkü yazılacaklar üç aşağı beş yukarı aynı şeyler olacak.


    kaynak

    http://paleocafe.org/2011/09/27/tahillari-neden-yememeliyiz-genisletilmis-versiyon/


    Meyve Şekeri ( Fruktoz ) un Zararları

    Proteinli gıdalar mı? yoksa unlu-şekeri gıdalar mı gut’a sebep olur

    Ürik asit artışının esas nedeni şekerler; özellikle de früktoz. Früktoz temel olarak balda, çay şekerinde, meyvelerde ve özelikle de mısır şurubunda bulunan bir şeker.

    Şeker tüketiminin azaldığı birinci ve ikinci dünya savaşında gut hastalığı da azalmış. Son yıllarda früktoz tüketiminde müthiş bir artış oldu. Bunun nedeni çay şekeri, meyve ve balın daha fazla yenmesi değil. Esas neden früktozun en önemli kaynağı olan ve diğer şekerlerden çok daha ucuz olan mısır şurubunun aşırı tüketilmesi.



    Ürik asit artışı sadece romatizmal bir hastalığa yol açmıyor; obezite, hipertansiyon, diyabet, kan yağlarının yüksekliği, karaciğer yağlanması, depresyon, böbrek yetersizlikleri ve kronik iltihabi hastalıklar gibi hastalarda da ürik asit yüksek bulunuyor. Deney hayvanlarına früktoz verildikten birkaç dakika sonra kan ürik asit seviyesini artırıyor ve yukarıdaki hastalıklar görünüyor. Eğer ürik asit seviyesi düşürülürse bu hastalıklardan kurtulunuyor. Deney hayvanlarına früktoza eş değer miktarda glikoz ya da laktoz (süt şekeri = Glükoz + galaktoz) verildiğinde ise bu hastalıklar görülmüyor. O nedenle früktoz önemli.



    Eskiden ürik asitin bu hastalıklar sonucu oluştuğu zannedilirdi. Yeni yapılan araştırmalar ise ürik asit’in bu hastalıkların sonucu değil, nedeni olduğunu kuvvetle düşündürüyor. Aslında ürik asit yüksekliği metabolik sendromun bir parçası. Laboratuar hayvanlarında ve insanlarda yapılan araştırmalar aşırı früktoz tüketiminin (günde 50 gramın üzeri) metabolik sendrom yaptığı gösterilmiş (1).

    Ürik asitin bir yığın da kalp ve damar ile ilgili yan etkileri var; früktoz ve ürik asit, trigliserid adı verilen yağ maddesinin üretimini de artırıyor. Bu yağ karaciğerde birikerek karaciğer yağlanmasına neden oluyor. Ürik asit nitrik oksit sentezini azaltarak damar daralmasına ve hipertansiyona neden oluyor. Ürik asit CRP üretimini de artırıyor. CRP vücutta ve damarlarda iltihabı artırıyor. Ürik asit azalması ile damar fonksiyonları da düzeliyor (2).
    Günde 50 gramın üzerinde früktoz tüketmek metabolik sendroma neden oluyor dediniz. Metabolik sendrom ise birçok hastalığın anası, o zaman bu konu çok önemli. Früktoz nasıl oluyor da ürik asidi artırıyor?

    Bu biraz teknik bir konu ama anlatayım. Früktoz früktokinaz isimli enzimle früktoz-1 fosfat’adönüşüyor. Bu sırada enerji maddesi olan üç fosforlu ATP bir fosforunu kaybediyor. Yani bu fosfor früktoza geçiyor. Devamlı bir früktoz alınması hücre içi ATP’nin fosforunu tüketiyor. ATP, iki fosforunu kaybedince tek fosforlu AMP’ye dönüşür. AMP yıkıma uğradığında da ürik asit meydana geliyor. Fazla früktoz alan kişilerde, mide bulantısı, karın ağrısı ve halsizlik görülmesinin temel nedeni enerji maddesi olan ATP’nin azalması.



    yazının tamamı

    http://beslenmebulteni.com/bes/inde...m-guta-sebep-olur&catid=77:obezite&Itemid=420
     
    Son düzenleme: 5 Aralık 2011
    xzgrx, Azi, ccmssx ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  10. ccmssx
    Offline

    ccmssx Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2011
    Mesajlar:
    140
    Beğenileri:
    94
    Ödül Puanları:
    38
    Bilimsel olarak çürütmeyi dene lütfen... En azından dene :)
     
  11. Cidade de Deus
    Offline

    Cidade de Deus Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.510
    Beğenileri:
    1.705
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    seni şikayet ettim çift hesap kullanıyorsun kayıt tarihinden belli olur zaten ne hikmetse aniden yeni üye belirdi hemen bu konu hakkında yorumlar yapıp heldici teşekkürlüyor şikayet ettim banlanrısın umarım.
     
  12. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    bence de ip adresleri kontrol edilsin :) ki o sahisla ozel mesajlastik da :) tesekkur ettim yazilarimizi eskiden okuyormus tartismalara katilmak isteyip uye olmus :)

    Cok komik duruma dusuyorsunuz
     
    ccmssx bunu beğendi.
  13. ccmssx
    Offline

    ccmssx Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2011
    Mesajlar:
    140
    Beğenileri:
    94
    Ödül Puanları:
    38
    Ben uzun zamandır forumu takip ediyorum..

    Dayanamayıp üye oldum.

    Kayıt tarihinden belli olur demişsin...

    Bu akşam üye oldum.Ne anlam ifade eder?

    Heldic yazdıklarımı bilimsel olarak çürüt diyor.. Sen tartışmak istemiyorum vs. diyerek kaçıyorsun. Ben üstüne düşüyorum bilimsel olarak çürüt diyorum çift hesap diyorsun...

    Bunlarla uğraşana kadar neyi neden yanlış bulduğunu anlat...

    Heldic iyi yazıyor sadece yazıyor..

    Sizler polemikçisiniz.

    Girdap gibi bizide polemiklerin içine çekiyorsunuz.
     
  14. lordmarvel
    Offline

    lordmarvel Üye

    Katılım:
    6 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    580
    Beğenileri:
    214
    Ödül Puanları:
    0
    Heldic yemin ediyorum senin ruh ikizin coyote. :)
     
    Azi bunu beğendi.
  15. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    Beslenme Alıskanlıklarının Beynimiz Üzerinde ki Etkileri


    20.000 yıl önce yaşayan bir insanın beslenme yöntemleri, tıpkı doğal ortamlarında yaşayan hayvanlar da olduğu gibiydi. Ne yiyeceği makarnası ne de gofreti vardı. Günlük mönüsü olasılıkla avladığı hayvanlar, sebze ve meyvelerden oluşuyordu. Hayvanları avlayabilmek için öncelikle arayıp bulması gerekiyordu. Belki bunun için kilometrelerce yol kat edecek, belki de savaşacak ve sonuçta besin maddesini elde edebilmek için enerji harcayacaktı.

    Oysa günümüzde yüzlerce kalorilik besin maddelerini çok daha az enerji harcayarak elde edebiliyoruz.

    Pizza ısmarlamak için telefon tuşuna basan parmaklar, kaç kalorilik enerji harcayabilir?

    Doğal ortamında yaşayan ve yaşamış olan insan ve hayvanlarda, neden kimi hastalıklar gözlenmiyor?

    Oysa insan ve memeli hayvanların vücut çalışma biçimleri neredeyse aynıdır. Beyinler de, yapı farklılıkları dışında, aynı prensiple çalışır. Beynin tam ortasında yer alan talamus’a, vücuttan ve beynin diğer bölgelerinden gelen bilgiler, burada işlenerek beynin en üst bölümüne gönderilir. Beynin üst bölümünün görev dağılımları farklıdır. Bilgileri alan bölümler, kendi görevleri doğrultusunda alınan bilgileri uygularlar. Böylece vücudun dengeli ve eşgüdümlü çalışması sağlanır. Bir bölge, yürümek için kol ve bacakları çalıştırırken diğer bir bölge, aynı anda kalbin hızını bu tempoya göre ayarlar. Bu temel çalışma prensibi tüm canlılarda benzerlik gösterir. Kalp, karaciğer, mide, böbrekler de öyle.

    Geçirdiği insanlık tarihi süreci içinde, doğada bulduğu et (protein), yağ ve sebzelerle (birleşik karbonhidrat) bünyesini oluşturan ve çalışmasını bu besinlere göre ayarlayan insanoğlunun, basit şekerle ilk tanışması, 600 yıl önceye dayanır. Saf şeker (rafine-sofra şekeri) 200 yıl önce ilk defa Almanya’da şeker pancarından üretilmiştir. Şekerin yaygın olarak kullanımı 2. dünya savaşı sonrası yıllara rastlar. Kronik hastalıkların bu dönemlerde belirgin bir ivme kazandığı görülmektedir. Rafine edilerek üretilen şeker (glükoz) doğada saf halde bulunmaz. Meyve ve balda bununan glükoz ise saf değildir. Oysa binlerce yıllık tarihi boyunca insan bünyesi doğada, doğal haliyle bulduğu besinlerle bu günlere gelmiş, bünyesi doğal alan besinlerle yapılmıştır. İhtiyacı olan şekeri kendi karaciğerinde, şeker dışında aldığı diğer besinlerle sağlamıştır. Bilimsel veriler ışığında ortaya çıkan gerçek şudur ki; insan bünyesi şekeri, dışarıdan saf olarak almaya programlanmamıştır.


    [​IMG]


    Protein, yağ ve sebzelerin midede başlayan sindirimi, karaciğerde devam eder. Beynin temel yakıtı olduğu kabul edilen kan şekeri düzeyi, ılımlı olarak yükselir. Gene ılımlı bir ilişkiyle insülin, bu düzeyi ayarlamada yardımcı olur. 4 saatlik bir süreç, normal bünyenin et, yağ ve sebze sindirimi için yeterli olur. Normal insan bünyesinin alıştığı sindirim alışkanlığı budur. Ancak basit şekerlerin sindirimi daha ağızda başlar, aniden kan şekeri yükselir ve buna tepki olarak insülin düzeyi hızla artar. Şeker hızla düşer ancak insülin, yılların verdiği özellik nedeniyle, bu hızlı düşüşe ayak uyduramaz. Kandan çekilmesi daha uzun sürer ve kan şekeri normal sınırların altına iner.



    Vücudun ideal çalışma düzeni için kan şekeri düzeyi 60 mg/dl'den fazla olmalıdır. Kan şekerinin normal sınırların altına düşmesiyle alarm durumuna geçilir. Bu durumda allostaz mekanizması etkin hale geçerek karaciğeri, depo şekerini salması için uyarır. Bu arada şeker ile birlikte kolesterol de kanda yükselir ve diğer uyum süreci belirtileri beyni ve vücudun diğer organlarını etkiler.1-


    Ekmek ya da hamur işi gibi şeker içerik ölçeği yüksek gıdaların yendiği öğlen yemeği sonrası, bastıran rehavetin nedeni, basit karbonhidratlı besinlerin insüline hızlı yanıt vermesi ile gelişen allostatik durumdur. Yakıtını yeterli alamayan beyin, arabanın boş viteste olduğu gibi, rölanti konumunda çalışır. Bu durumda kendisine fazla iş verilmesini istemez. Öğleden sonra dikkatinizi vermeniz gereken bir işiniz olduğunda durumunuz zor demektir. Bir de, beyin ön bölgesi duyarlılığı olan biri iseniz işiniz gerçekten kolay olmayacaktır. Dikkat kaybı, karar vermede zorluk gibi yakınmalarla birlikte gelen başarısızlık, sinirlilik hali ortaya çıkartacak, ilişkiler gerilecek ve gün, mutsuzluk ya da aşırı yorgunluk haliyle sonuçlanacaktır.



    Kalp, şeker, yüksek tansiyon gibi uzun süreli hastalığı olan insanlar vardır mutlaka çevrenizde. Onları dikkatle incelediğinizde benzer özelliklere sahip olduklarını görürsünüz. Sürekli ilaçlar kullanan, hayattan eskisi kadar zevk almayan, hastalığın vücutlarında yaratacakları zararları çaresizce bekleyen insanlar.

    Beslenme özellikleri de neredeyse aynıdır. Öncelikle yağ ve kırmızı et kesinlikle yasak. Yasakçı beslenme şartlanması adeta hayatlarının bir parçası olmuştur. Hatta yakınması olmayan insanlar bile daha az yağlı yeme gayretindedirler. Klasikleşen bilgilere göre yağlar, vücutta kolesterole dönüşür. Kolesterolde damarları tıkayarak kalp hastalığı ve felçlere neden olur. Ayrıca kırmızı etle birlikte kan basıncını arttırırlar. Kanser riskini arttırırlar. Bunun gibi diğer kimi hastalıkları kötüleştirdiği kabul edilir.

    Oysa son 10 yılın bilimsel verileri, klasikleşen bu beslenme biçimini tamamen yalanlıyor. Konuyla ilgili olarak yapılan ilk çalışmalar, epilepsi hastalarında yağların faydalı olduğunu gösterdi. Ketojenik diyet adı verilen beslenme yönteminde hastalara yüksek yağ içerikli, etli ve sebzeli besinler verilip şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besinler tamamen kesiliyor. Hastaların epilepsi nöbet sayı ve şiddetinde belirgin azalmalar olduğu görülüyor. Benzer beslenme yöntemi diğer beyin kaynaklı Parkinson Hastalığı, Alzheimer Hastalığı, otizm, depresyon ve beyin tümörlerine de uygulanıyor ve gene başarılı sonuçlar alınıyor5.


    Yüksek yağ içerikli beslenme yönteminin faydaları bunlarla kalmayıp çok daha şaşırtıcı sonuçlar elde ediliyor. Tip II diyabet (şeker) hastalığında, polikistik over sendromunda ve hatta yüksek kolesterol düzeyleri olan kişilerde bile faydalı olduğu görülüyor. Diğer bir değişle kan kolesterol düzeylerini yağlı yiyerek düzeltebiliyorsunuz.



    Et, yağ, sebze ve meyveler insan diyetinin aslını oluşturur ve şeker içerik ölçeği yüksek olan maddeler insan bünyesine zararlıdır.

    Kronik hastalığı olan ya da kilo vermek amacıyla diyetlerinden yağı kesen insanlar, vücudun temel yapı taşından mahrum olurlar. Beynin %65’ini oluşturan yağlar diyetten kesildiğinde depresyona meyil artar. Bu nedenle yağsız yiyen insanlar bitkin, yorgun ve isteksizdirler.

    Diyetten yağı kesmekle kan kolesterol düzeylerinin düşmediği görülmektedir. Çünkü kolesterol karaciğer tarafından yapılır. Hastalık durumunda vücudun yapı taşına yani kolesterole ihtiyacı vardır. Kolesterol artışının esas nedeni budur. Sorun kolesterol yüksekliği değil, kolestrol yüksekliğine neden olan allostaz mekanizmasıdır.

    Şeker içeriği yüksek olan besinler çocukluk döneminden itibaren alınmaya başlamasıyla beyin ön bölgesinde ortaya çıkan bağımlılık durumunu geliştirir. Bu nedenle stres, açlık gibi kimi durumlarda şeker alma ihtiyacı artar. Alınan her şekerli besin, allostaz durumunun daha da artmasını sağlayarak hastalıkların gelişmesi için uygun ortamı yaratır.

    Diğer taraftan; Doğal yetişen meyve, sebze ve besi hayvanların etleri ve ürünleri, kabuklu kuruyemişler, doğal bal; insan bünyesine (homestaz) uygun besin maddeleridir.


    kaynak
    İnsanların hasta olma durumlarını açıklayan gerçeklerden biri; doğal olmayan beslenme biçimidir.

    Bugün bilinen saf (rafine) şeker, 1800’lü yılların başında pancardan şeker elde edilmesi ve şeker fabrikalarının kurulmasıyla kullanılmaya başlamıştır. Ancak esas yaygın kullanıma 2.dünya savaşı sonraları ulaşmıştır. Gelişen teknolojiyle birlikte, bir zamanlar zengin insanların ulaşabildiği saf şeker, bugün neredeyse herkesin hemen her gün aldığı bir ürün haline gelmiştir.

    1800’lü yıllarda saf şekerin tüketilmeye başlanması ardından günümüze kadar geçen süre içinde damar sertliğine bağlı kalp krizi ve felç, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, guatr, şeker hastalığı, kanser; sıradan hastalıklar haline gelmiştir. Bu hastalıkların özellikle son 50 yıl içindeki inanılmaz artışı; yazılan ilaçlardan, yapılan ameliyatlardan ve hastaların çokluğundan anlaşılmaktadır.

    Bir yüzyıl öncesine kadar şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan gıdaların yapımı ve ulaşılması zor olduğundan kullanımları kısıtlıydı. Örneğin şerbetli tatlılar bayramdan bayrama yapılır, yufka ekmekler sürekli sofrada bulunsa da buğdayın daha doğal olması (beyaz ekmek olmaması) ve birlikte yenen besinlerin şeker içerik ölçeklerinin düşük olması nedeniyle insan bünyesi açısından sorun oluşturmazdı. Benzer biçimde teknolojinin yaygın olmadığı dönemlerde hemen her iş, insan gücüyle yapıldığından şeker içerik ölçeği yüksek olan ender maddelerin hareket halindeki insanlara vereceği zarar önemsizdi. Ancak çağımızda şeker içeriği yüksek olan besin maddelerinin çok çeşitli ve ulaşılabilir olması, hastalıkları da beraberinde taşıyan önemli bir etken olmuştur.

    Sorun; doğal olmayan basit şekerlerin çeşitliliğinin artması, yağ ve protein içeriği zengin besinlerin basit şekerlerle birlikte tüketilmesidir.

    Her gün alınan şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besinlerle, kortizol ve adrenalin salınımı (stres hormonları) sürekli hale gelir. Bu durum yıllar içinde duyarsızlaşmaya yol açarak allostaz mekanizmasının vücutta oluşmasını sağlar ve hastalıkların gelişimine ortam hazırlar. Şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon, damar sertliği gibi hastalıkların ana nedeni allostaz mekanizmasıdır.(allostasis-allostatic load)

    Homestaz, vücudun normal çalışma durumunu; allostaz ise homestaz’ın bozulduğu anormal şartları ifade eder. Her gün alınan şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besin maddeleri, homestaz durumunu bozarak allostaz’ın sürekliliğini sağlar. Yıllar içinde devam eden allostaz; damar yapısının bozulmasına, yüksek kan basıncına, kolesterol ve şeker düzeylerinin artmasına neden olur. Ayrıca hücresel düzeyde bozulan genetik yapının etkisi ile başta kanser olmak üzere birçok hastalığın ortaya çıkmasını ya da şiddetlenmesini sağlar.

    Sofra şekeri ile hazırlanmış tüm besinler, beyaz ekmek, tüm hamur işi-unlu besinler, makarna; allostaz mekanizmasının vücutta gelişmesini sağlayan ve hasta olma durumunu ortaya çıkartan besin maddeleridir.

    Hormonlu sebze ve meyveler, büyük baş besi hayvanlarının etleri, tavuk üretim çiftliklerinde yetişen hayvanların etleri, deniz çiftliğinde üretilen balıkların etleri; doğal değildir ve allostazı arttırıcı özelliktedir.

    Doğal yetişen meyve, sebze ve besi hayvanların etleri ve ürünleri, soğuk su balıkları, kabuklu kuruyemişler, doğal bal; insan bünyesine (homestaz) uygun besin maddeleridir.

    Gerçekler böyle iken bilim dünyasında yer alan çeşitli uzmanlık dallarına ait bilim insanları farklı beslenme önerileriyle açıklamalarda bulunuyor. Bu çeşitliliğin nedeni, objektif olmayan ve belirli bir referans temel alınmadan yapılan çalışma sonuçlarıdır. Örneğin, yüksek yağ içerikli ve düşük karbonhidratlı beslenme epilepsi hastalığına iyi gelirken kardiyoloji uzmanları tam ters görüşü savunabiliyorlar.

    Buradaki esas sorun, tıbbi anlayıştır. Vücudu bir bütün ve hastalığı da o bütüne ait bir sorun görmeyen, hastalığı bir dokuya hapseden tıbbi zihniyet; deyim yerindeyse her kafadan bir ses çıkması ile gerçeklerden uzaklaşıyor. Hristiyan bilim insanları ateist bilim insanlarına, çevreciler sanayicilere, doğallıktan yana olanlar materyalist düşünceye, çocuk hekimleri yetişkinlere, klasik fizikçiler kuvantum mekaniğine, cerrahlar iç hastalıklarına karşı tezler ürettikçe gerçeğe ulaşılamayacağı açıktır.

    Oysa, temel referans ve ortak nokta: doğallık olmalıdır. Doğal bir besin maddesi olan yağı yasaklamak ya da alımını azaltmayı önermek, sözde bilimselliğini bir organa hapsetmiş, nedene değil sonuca göre hareket eden, şartlanmış ve bu nedenle objektif bilimsel özelliklerini yeterince ortaya koyamayan zihniyetin eseridir.

    Son yılların ortaya çıkarmış olduğu yağ, et ve sebze ağırlıklı beslenme biçiminin hem beyine hem de vücudun işleyişine olan olumlu katkıların bilimsel sonuçları yanında yapacağımız basit bir mantık yürütme ile bu gerçekliği bir kez daha ispat edebiliriz. Şöyle ki; beynin ¾’ü yağlardan oluşur. Bu yağlı madde içinde görev yapan maddeler et parçacıklarıdır (aminoasitler). Sebze ve meyvelerde bulunan mineral ve diğer maddeler, bu yapının daha iyi çalışmasını sağlarlar. Şeker ve unlu besinlerin bu yapı içinde yeri yoktur. Glikoz, beyin için yakıttır. Ancak vücudumuz yakıtı dışardan alıma değil, kendi üretimine göre programlanmıştır. Dışarıdan alınan basit karbonhidratlı maddeler (şeker ve unlu gıdalar) vücudun uyumlu yapısını bozarak hastalıklara zemin hazırlar ya da hastalıkların nedeni olurlar.


    http://www.beyindoktoru.com/gercek-recete-dogal-beslenmedir.htm
     
    Son düzenleme: 6 Aralık 2011
    xzgrx, puncher ve ccmssx bunu beğendi.
  16. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞI OLAN OLGULARDA DÜŞÜK KARBONHİDRAT/ YÜKSEK YAĞ BİLEŞİMLİ BESLENMENİN SOLUNUM FONKSİYONLARINA ETKİSİ*

    Evet Bugun Cerrahpasa Universitesinde yapılan bir calışma sadece ketojenik beslenme yapılan koah hastalarında iyilesme görülüyor inanılır gibi degil ?







    Tamamı ve Kaynak

    http://www.ctf.edu.tr/dergi/online/1998v29/s3/983a1.htm
     
    xzgrx ve ccmssx bunu beğendi.
  17. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir
    Haftada iki gün diyet yeterli!



    Haftalarca kalori hesabı yapmak yerine, bir haftada yalnızca 2 gün karbonhidrat almayanların kilo vermede daha başarılı olduğu belirlendi.

    Haftada iki gün diyet yeterli!

    Ayrıca yapılan araştırma bunun kanseri tetiklemede etkisi bulunan insülin seviyesini de kontrol etmeye yardımcı olduğunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz hafta Uluslararası bir sempozyumda sunulan araştırmada kadınlar üzerinde üç farklı diyet denendiği ve insülin seviyeleri kontrol edildiği anlatıldı.

    Gruplardan biri Akdeniz tipi beslenme, diğeri karbonhidrat açısından kısıtlı bir diyet, üçüncü grup ise kalori değeri düşük bir beslenme tipiyle beslendi. Araştırma sonunda yalnızca iki gün boyunca karbonhidrat kısıtlamasına gidenlerin bir hafta diyet yapanlardan çok daha fazla kilo verdiği görüldü.

    Aralıklı olarak karbonhidrat kısıtlamasına giden diyeti uygulayan kadınlar 4 buçuk kilo verirken kalori hesabıyla zayıflayanların 2 kilo verdikleri görüldü.







    http://www.haberturk.com/polemik/haber/696423-haftada-iki-gun-diyet-yeterli
     
    xzgrx ve ccmssx bunu beğendi.
  18. Cidade de Deus
    Offline

    Cidade de Deus Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.510
    Beğenileri:
    1.705
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    bu kadınlar için yazılmış body yapan erkekler bunu denemesin bunu spor yapmayan kadınlar ıcın söylenmiş birşey her söylenende doğru değildir
     
    Azi bunu beğendi.
  19. heldic
    Offline

    heldic Yeni Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.609
    Beğenileri:
    1.113
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    izmir

    kalori hesabı yapmanın ne kadar yanlıs oldugunu burdan cıkarabiliriz Her kalori aynı degildir.

    Spor yapan kisiler icin neden gecerli degil ? Yag yakmaya calısan spor yapan birisi mesela :)
     
    xzgrx ve ccmssx bunu beğendi.
  20. Cidade de Deus
    Offline

    Cidade de Deus Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.510
    Beğenileri:
    1.705
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    sorduğun soruyla benım yazdığım yorumun alakası nedir?
    body yapan dıyorum kardıo yapan demedım cevap yazma bu mesaja cevap vermıycem.
     

Sayfayı Paylaş