Unutamadığımız şiirler...

Konusu 'Kültür Sanat Bilim Seyahat' forumundadır ve kimodedim tarafından 29 Ocak 2008 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 22 üye.
  1. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    MUM ALEVİYLE OYNAYAN
    KEDİNİN ÖYKÜSÜ

    I

    Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
    O evde bir de kedi vardı.
    Geceler indiğinde kendi havasında
    Mum yanar, kedi de oynardı.

    Mumun yandığı gecelerden birinde
    Kedi oyunlarına daldı.
    Oyun arayan gözlerinde
    Mumun alevi yandı,
    Baktı,
    Mumun titrek alevinde
    Oyuna çağıran bir hava vardı.

    Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
    Kendi türünde çocukcasına,
    Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
    Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
    Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
    Mumun alevinin dalgalanmasına
    Uzandı bir el attı.
    Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
    İlk kez gördüğü mumun yakmasına
    İnanmayacaktı.

    Kedi, oyunlarında büyüyordu,
    Mum, üşüyordu yanmalarında.
    Zaman ikili yürüyordu
    Aralarında.
    Bir ayrışım görünüyordu
    Birinin yanmalarında
    Öbürünün oynamalarında.

    Kedi oyunlarında büyüyordu,
    Yitirerek gitgide oyunlarını.
    Mum küçülüyordu yanmalarında,
    Yitirerek gitgide yakmalarını.

    Oynarken büyüyen kedi yanacak,
    Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
    Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
    Büyüyen yana yana anlayacaktı.


    Bir mum yanmasından
    Ve bir kedi oyunundan
    Kaldı sonunda
    Bir gecenin tam ortasında
    Bir evin bir odasında
    Göz-göze susan
    İki insan.


    II

    Mum yandı bitti,
    Kedi büyüdü gitti.
    Oyunlar karıştı gecelerde
    Suskun uykusuzluklara.

    O iki insandan, sonunda
    Birinin anılarında kedi,
    Birinin dalmalarında mum
    Kaldı gitti.

    Nerede bir mum yansa şimdi,
    Nerede oynasa bir kedi,
    Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
    Bugün dün gibi oluyor,
    Dün bugün gibi.
    Mum ellerimi tırmalıyor,
    Belleğimi yakıyor kedinin elleri.
    Özdemir Asaf
     
  2. FREELEO
    Offline

    FREELEO Üye

    Katılım:
    23 Ocak 2008
    Mesajlar:
    94
    Beğenileri:
    28
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ozgur
    Yer:
    BALIKESİR/BURHANİYE
    HERŞEY SENDE GİZLİYerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... CAN YÜCEL
     
  3. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    ÖLÜME DAİR

    Buyrun, oturun dostlar,
    hoş gelip sefalar getirdiniz.
    Biliyorum, ben uyurken
    hücreme pencereden girdiniz.
    Ne ince boyunlu ilâç şişesini
    ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
    Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
    başucumda durup el ele verdiniz.
    Buyrun, oturun dostlar
    hoş gelip sefalar getirdiniz.

    Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
    Osman oğlu Hâşim.
    Ne tuhaf şey,
    hani siz ölmüştünüz kardeşim.
    İstanbul limanında
    kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
    kömür küfesiyle beraber
    ambarın dibine...

    Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
    ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
    simsiyah başınızı.
    Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
    Ayakta durmayın, oturun,
    ben sizi ölmüş zannediyordum,
    hücreme pencereden girdiniz.
    Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
    hoş gelip sefalar getirdiniz...

    Yayalar-köylü Yakup,
    iki gözüm, merhaba.

    Siz de ölmediniz miydi?
    Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
    çok sıcak bir yaz günü
    yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
    Demek ölmemişsiniz?

    Ya siz?
    Muharrir Ahmet Cemil?
    Gözümle gördüm
    tabutunuzun toprağa indiğini.

    Hem galiba
    tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
    Onu bırakın Ahmet Cemil,
    vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
    o ilâç şişesidir
    rakı şişesi değil.
    Günde elli kuruşu tutabilmek için,
    yapyalnız
    dünyayı unutabilmek için
    ne kadar çok içerdiniz...
    Ben sizi ölmüş zannediyordum.
    Başucumda durup el ele verdiniz,
    buyrun, oturun dostlar,
    hoş gelip sefalar getirdiniz...

    Bir eski Acem şairi:
    «Ölüm âdildir» — diyor, —
    «aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»

    Hâşim,
    neden şaşıyorsunuz?
    Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
    herhangi bir şahın bir gemi ambarında
    bir kömür küfesiyle öldüğünü? ...

    Bir eski Acem şairi:
    «Ölüm âdildir» — diyor.
    Yakup,
    ne güzel güldünüz, iki gözüm.
    Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
    Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
    Bir eski Acem şairi:
    «Ölüm âdil...»
    Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
    Boşuna hiddet ediyorsunuz.
    Biliyorum,
    ölümün âdil olması için
    hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

    Bir eski Acem şairi...
    Dostlar beni bırakıp,
    dostlar, böyle hışımla
    nereye gidiyorsunuz?

    NAZIM HİKMET
     
  4. sehzadecelik
    Offline

    sehzadecelik Üye

    Katılım:
    9 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    482
    Beğenileri:
    142
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Heryer
  5. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    GÖÇEBE

    Sen sık sık gülen gülerken de
    Sevecen bir Akdeniz çizgisini
    Sol yanına ağzının
    İliştiren çocuk özenle
    Yabana mı atıyorum yani seni
    Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
    Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
    Değil, değil bunların biri
    Gözlerimin gemileri kuş istiyor
    Açılıp kapandıkça sevdam
    Kapanıp açılıyor bir mavi
    Şahmaran süt istiyor kefeninden
    Üç aylık ölmüş çocukların
    Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber

    Ay kana kana batıyor


    Ay kana kana batıyor
    Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
    Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir

    otobüsteyim
    Jandarma daima nesirde kalacaktır
    Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
    Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
    Patronun karısını zimmetine geçirip
    Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
    Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
    Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun
    resimlerine bakıyor
    Marilyn Monroe öldü diyorum ona
    Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
    Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
    Bunları diyorum daha ne varsa diyorum

    İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
    İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
    Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
    Belki de bir günler bunun için Aydın'da
    bulunduğumu
    Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
    olduğumu
    İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
    Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
    Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
    İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse

    dialektik
    Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
    gibi
    Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
    Sinirli bir elin uysal bir bardağa
    Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
    Sonsuz ve olağanüstü bir bira
    Köpüklene köpüklene biçimlendirir
    Soyunarak ağlayan bir kadını
    Acı bilincinde sonrasızlığın
    Ama bırakalım bırakalım bunları
    Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
    büyük yakalarıyla
    Ve faytoncular görüyorum
    Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
    Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

    Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
    Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
    üstünde
    Kars kalesi yükseliyor
    Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
    elverişli bir şekilde
    Hırpalayan bu kale de olmasa
    N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
    Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

    Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
    Yalnızlığın başkenti orası

    Bir de yine sevgili çocuk
    Biliyorsun kişi tutkularıyla
    Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

    Arkada bir su devrile devrile akıyor
    Rastgele bir ağaca soruyorum
    Bir şey var sanki onu soruyorum
    Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
    Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
    Ataerkil bir aile gözümü alıyor

    Dedelerin yüzlerinde erozyon
    Silip götürmüş bütün evetleri

    Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
    Babalarınsa ağustoslar atasözleri

    Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
    Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

    Ablalarınsa boyunları soru işareti
    Ağabeylerse utançlarından emrah

    Sıralanmışlar su boylarına
    Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

    Ya suya giden küçük kızlar
    Onlar
    Tıpkı o kuşlar gibi
    Uçan daha bir süre
    Sonra da vurulduktan

    Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

    Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
    Şu son dönemecini de aşınca gecenin
    Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
    Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
    Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
    Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
    Ve balyozla vursalar mısralarına
    Soylu bir demir sesi yükselir
    Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

    Ellerim egece yatısına çağrılmış
    Ve
    Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

    Yüzüm giyotine abone
    Cemal SÜREYA
    [SIZE=+1](Göçebe)[/SIZE]
     
  6. krn
    Offline

    krn Yeni Üye

    Katılım:
    13 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    193
    Beğenileri:
    55
    Ödül Puanları:
    0
    -BİR GÜN ANLARSIN -
    Uykuların kaçar geceleri,
    Bir türlü sabah olmayı bilmez,
    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
    Deli eden uğultudur başlar kulaklarında,
    Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
    Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık,
    Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın,
    Onun unutamadığın hayali,
    Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine,
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu,
    Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin.
    Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için,
    Vurursun başını soğuk, taş duvarlara,
    Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
    Duyarsın.
    Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
    Niçin yaratıldığını.
    Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
    Uzun, uzun seyredersin aynalarda güzeliğini
    Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın.
    Dolar gözlerin, için burkulur
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın..
    --------
    bir zamanlar beni psikoza sokan bi şiirdi...bi de yetmezmiş gibi üstüne J.iglesias ın "hey " ini dinliyodum..düşündükçe bi insan bu kadar kendinin düşmanı olur diyorum..resmen çin işkencesiydi..ah ahhhhhh...
     
  7. kyksn
    Offline

    kyksn Üye

    Katılım:
    2 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    yiyici
    Yer:
    istanbul
    ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
    Gözlerin gözlerime değince
    Felaketim olurdu, ağlardım
    Beni sevmiyordun, bilirdim
    Bir sevdiğin vardı, duyardım
    Çöp gibi bir oğlan, ipince
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Ne vakit karşımda görsem
    Öldüreceğimden korkardım
    Felaketim olurdu, ağlardım
    Ne vakit Maçka'dan geçsem
    Limanda hep gemiler olurdu
    Ağaçlar kuş gibi gülerdi
    Sessizce bir cigara yakardın
    Parmaklarımın ucunu yakardın
    Kirpiklerini eğerdin, bakardın
    Üşürdüm, içim ürperirdi
    Felaketim olurdu, ağlardım
    Akşamlar bir roman gibi biterdi
    Jezabel kan içinde yatardı
    Limandan bir gemi giderdi
    Sen kalkıp ona giderdin
    Benzin mum gibi giderdin
    Sabaha kadar kalırdın
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Güldü mü cenazeye benzerdi
    Hele seni kollarına aldı mı
    Felaketim olurdu, ağlardım

    ATTİLA İLHAN
     
  8. kyksn
    Offline

    kyksn Üye

    Katılım:
    2 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    yiyici
    Yer:
    istanbul
    FİRARİ

    Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
    Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile
    Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
    Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.

    Sana çirkin demedim ben, kafir demedim
    Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
    Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
    Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.

    Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
    Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
    Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
    Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.
    faruk nafiz çamlıbel
     
  9. petsy
    Offline

    petsy Üye

    Katılım:
    28 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    66
    Beğenileri:
    43
    Ödül Puanları:
    28
    mevzu bahis şiir ise biraz şairlere sitem edeyim.

    bence şairler en büyük yalancılardır.ve en buyuk yalanda aşk şiirleridir. sevgiliye yazılan butun siırlar bu mevzudaki bütün sesler bütün besteler yalan bütün şairlerde yalancıların ta kendileridir. en buyuk aşk yalanı olan ''seni sonsuza kadar seveceğim'' nidaları ancak sevgiliye sahip olundugunda biter.ona sahip oldugunuzda başka diğer butun kadınlar size ondan daha cekici gelecektir. ''bu hayatta sensiz yaşayamam'' sesi bestesi ancak yeni bir sevgiliye rastladıgımızda yalan kategorisine girer. aşk bir hayal bu mevzudaki şirler yalan şairlerde en buyuk yalancılardır.
     
    foranimati10 bunu beğendi.
  10. arespoem
    Offline

    arespoem Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2005
    Mesajlar:
    168
    Beğenileri:
    26
    Ödül Puanları:
    38
    Sokaktayim kimsesiz bir sokak ortasinda
    Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum
    Yolumun karanliga saplanan noktasinda
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanik
    Evlerin bacasini kolluyor yildirimlar
    In cin uykuda yalniz iki yoldas uyanik
    Biri benim biri de serseri kaldirimlar.

    Içimde damla damla bir korku birikiyor
    Saniyorum her sokak basini kesmis devler
    Üstüme camlarini hep simsiyah dikiyor
    Gözüne mil çekilmis bir ama gibi evler.

    Kaldirimlar çilekes yalnizlarin annesi
    Kaldirimlar içimde yasamis bir insandir
    Kaldirimlar duyulur ses kesilince sesi
    Kaldirimlar içimde kivrilan bir lisandir.

    Bana düsmez can vermek bu yumusak kucakta
    Ben bu kaldirimlarin emzirdigi çocugum
    Aman sabah olmasin bu karanlik sokakta
    Bu karanlik sokakta bitmesin yolculugum.

    Ben gideyim yol gitsin ben gideyim yol gitsin
    Iki yanimdan aksin bir sel gibi fenerler
    Tak tak sesimi aç köpekler isitsin
    Yolumun zafer taki gölgeden tas kemerler.

    Ne sabahi göreyim ne sabah görüneyim
    Gündüzler size kalsin verin karanliklari
    Islak bir yorgan gibi simsiki bürüneyim
    Örtün üstüme örtün serin karanliklari.

    Uzaniverse gövdem taslara boydan boya
    Alsa buz gibi taslar alnimdan bu atesi
    Dalip sokaklar kadar esrarli bir uykuya
    Ölse kaldirimlarin kara sevdali esi.
    .
    Necip Fazil Kisakürek
     
    diego7 bunu beğendi.
  11. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    şairler dile getiren oldukları için yalancı damgası yiyemezler
    evet insan hep sevmek ve sevilmek ister
    aslında aşk denilen olgu bunun aynada görünüşüdür
    çoğu şairin tek kadını değil
    kadınları vardır...
    dikkat çekiyorum...
    aşkın sonsuzlugu eski çağ efsanelerinde kaldı
    ama şairler kadınlarına ütopik olsada son olacakmış gibi
    davranmışlardır hep ;)
     
  12. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    YAŞAMA SEBEBİ

    sıkmışım dişlerimi gözlerim kanayana kadar
    çeyizimizde hüzün motifleri
    göçebe bir ağıt göğsümün derinliklerinde
    bu aşkın dönüşü yoksa
    duman kırığı gözlerinde gecenin hıçkırıkları
    kırık keman sesi ve adağım var
    moraran hercai düşlerim ateşi delip ıslatır mendilimi
    kalbime dolar -sonsuz uykuma- korkuya susamış yasadışı bir rüzgâr

    bu aşkın dönüşü yoksa
    suya düşer kokusu menekşelerin
    deniz her zamankinden daha köpüklü
    serçeler bi garip ötüşlüdür
    martıları mavnalarla başka türlü danseder hamuruna sevgi katılmış bu dünyanın

    küflü yüzler yok hiçlik de
    hani ne derler gözlerinden öperim çocuk,gamlı sevda, şiir
    ne'm kalır geriye gülüm seni alırlarsa benden
    tiksintiler toplamı umutsuzluk sapağında ölüm

    KAAN İNCE
     
  13. coder
    Offline

    coder Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    457
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    53
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    istanbul

    Bağlanmayacaksın

    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    Senin onu sevdiğinden.
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
    korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları...
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    "O benim." diyeceksin.
    Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
    olacaksın.
    Mesela turuncuya, yada pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
    de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

    Can YÜCEL
     
    bonatschi bunu beğendi.
  14. bonatschi
    Offline

    bonatschi Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2006
    Mesajlar:
    3.855
    Beğenileri:
    4.910
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Londra
    İzin

    Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin, derdi Öğretmenim.
    Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve kitaptan
    sonra bütün kelimelerin altını çiziyorum
    -Öğretmenim, artık izin istiyorum.

    25.04.1998
    Kaynak: Mürekkep Balığı
    Murathan Mungan



    Adsiz III

    Ben herşeyi bilecegimi bilirdim de
    Seni unutmasini bilecegimi
    Bilmezdim

    Söyledim de iyi mi oldu

    Özdemir Asaf




    "Bilmek" ile alakalı 2 farklı bakış açısı, 2 farklı şiir.
    ..Ve 2sini de çok seviyorum.
     
    Son düzenleme: 14 Kasım 2008
    saydam bunu beğendi.
  15. bonatschi
    Offline

    bonatschi Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2006
    Mesajlar:
    3.855
    Beğenileri:
    4.910
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Londra
    Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

    1977
    Kaynak: Kuşatmada
    Ataol Behramoğlu





    Dağ Rüzgarı

    Kaderde senden ayrı düşmek de varmış
    Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
    Seni tanımadan
    Hele seni böyle deli divane sevmeden
    Yalnızlık güzeldir diyordum
    Al başını, kaç bu şehirden
    Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
    Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
    Git gidebildiğin yere git diyordum
    Oysa ki, senden kaçılmazmış
    Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
    Bilmiyordum...

    Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
    Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
    Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
    Rüzgar güzel bir koku getirmişse
    Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
    Yaşamak seninle bir başka zamanı
    Bir başka zamanda seni yaşamak
    Herşeyden önce sen
    Elbette sen
    Mutlaka sen
    İster uzaklarda ol
    İster yanıbaşımda dur
    Sen ol yeter ki bu zaman içinde
    Ben olmasam da olur
    Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
    Bitmiyorsun
    Çaresizliğim gün gibi aşikar
    Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
    İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran
    Sen güneş kadar sıcak
    Tabiat kadar gerçek
    Sen bahçelerde çiçekler açtıran
    Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
    Sen, o tek sevgi içimde
    Sen görebildiğim tek aydınlık

    Bir nefes de benim için al
    Havasızlıktan öldürme beni
    Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
    Susadım diyorsam
    Bir yudum su içmelisin
    Ben yorulduysam sen uyumalısın
    Ellerim sevilmek istiyor
    Saçlarım okşanmak istiyor
    Dudaklarım öpülmek istiyor
    Anlamalısın.

    Ağaçların yeşili kalmadı
    Gökyüzünün mavisi yok
    Bu dağlar o dağlar değil
    Rüzgarında kekik kokusu yok
    Kim bu çaresiz adam
    Bu kan çanağı gözler kimin
    Kaç gecedir uykusu yok
    Gündüzü yok
    Gecesi yok
    Yok
    Yok
    Anladım
    Sensiz yaşanmaz bu dünyada
    İmkanı yok.


    Ümit Yaşar Oğuzcan





    Bunlar da en sevdiğim ilk 2 şiir.
     
    diego7 ve saydam bunu beğendi.
  16. slymnasye
    Offline

    slymnasye Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2006
    Mesajlar:
    551
    Beğenileri:
    385
    Ödül Puanları:
    73
    başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında,
    budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
    ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
    ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında,
    yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil
    yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
    yüz bin elle dokunurum sana, istanbul'a.
    yapraklarım gözlerimdir. şaşarak bakarım.
    yüz bin gözle seyrederim seni, istanbul'u.
    yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
    ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında,
    ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.


    NAZIM HİKMET

    kendi sesiyle dinlemek daha bir baska oluyor...
     
    saydam bunu beğendi.
  17. arespoem
    Offline

    arespoem Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2005
    Mesajlar:
    168
    Beğenileri:
    26
    Ödül Puanları:
    38
    aynen yaklaşık 40 tane şiirini kendi sesinden dinledim çok etkileyici hakikaten...
     
  18. cherokee
    Offline

    cherokee Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2006
    Mesajlar:
    328
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Yük.Müh.
    Yer:
    Niğde
    ne hasta bekler sabahı
    ne taze ölüyü mezar
    ne de seytan bir gunahı
    seni bekledigim kadar

    sonra beklenen gelse de artık çok geçtir herşey için........

    gecti istemem gelmeni
    yoklugunda buldum seni
    bırak vehmimde golgeni
    gelme artık neye yarar..
    Necip Fazil
     
    slymnasye bunu beğendi.
  19. txen10
    Offline

    txen10 Yeni Üye

    Katılım:
    30 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    158
    Beğenileri:
    38
    Ödül Puanları:
    0
    BAĞIŞLA SEVGİLİM


    Ya zamanından çok erken gelirim,
    Dünyaya geldiğim gibi,
    Ya zamanından çok geç,
    Seni bu yaşta sevdiğim gibi,

    Mutlulukta hep geç kalırım,
    Hep erken giderim mutsuzluğa,
    Ya her şey bitmiştir çoktan,
    Ya hiçbir şey başlamamış,

    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın,
    Ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim,
    Sevgiye on kala, ölüme beş.....


    AZİZ NESİN
     
    kimodedim bunu beğendi.
  20. romeocry
    Offline

    romeocry Üye

    Katılım:
    26 Mart 2007
    Mesajlar:
    19
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Fitness Trainer
    Yer:
    istanbul
    Çok kısa zaman gibi gelmiş olsada,bedenim
    Yeni doğmuş bebek kadar susamış yine..
    Sanki uzaktan gelenlerin bir sonu.
    Herşey bir yana ben bir tarafa
    Sen de olmayınca..
    Gelecekte birgün seninle mutlaka..
    Unutma beni
    Hayallerimin ardında yine bul beni!
    Biliyorum çok acı çektik,
    Ama gülmesini hep bildik
    Hadi birdaha o sıcak elini ver bana
    Küçüktük çok büyüdük
    hepberaber bir olduk
    İçimizdeki çocuklar büyüdü yanyana..
    Anladım sonunda sensizlik neye benzermiş,
    Geliyorum yanına..seninle sonsuza..

    vega
     

Sayfayı Paylaş