tuz hakkında bağzı gerçeklerİyot İnsan sağlığı ve gelişimi için çok gerekli bir mine

Konusu 'Beslenme' forumundadır ve angel9 tarafından 7 Aralık 2010 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 2 üye.
  1. angel9
    Offline

    angel9 Üye

    Katılım:
    30 Kasım 2010
    Mesajlar:
    164
    Beğenileri:
    23
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    istanbul
    İyot

    İnsan sağlığı ve gelişimi için çok gerekli bir mineralin adı olan iyot, bebek ve yetişkinler için yaşamsal bir öneme sahiptir. Her insanın günlük olarak alması gereken iyot miktarının bir toplu iğnenin başı kadar büyüklükte olduğunu söyleyen uzmanlardır. Günlük iyot ihtiyacının % 90′ı gıdalardan, %10′u içme suyundan karşılanır. Vücudumuzun gelişmesi beyin ve sinir sistemimizin çalışması, aktivitelerimizin ve vücut ısımızın sürmesini sağlayan tiroid bezi hormonlarının yapımı için iyot gereklidir.
    Ülkemizin büyük bir bölümünde olduğu gibi ilimizde de sudaki iyot yetersizdir. İyot eksikliğinden oluşan insan üzerindeki sağlık sorunları, anne karnında ve bebeklikte, çocukluk ve gençlikte, yetişkinlerde sözün kısası yaşamımızın her döneminde iyot eksikliği birçok hastalığa ve sağlık sorununa neden olmaktadır. İyot yetersizliği sonucunda tiroid bezinden kana geçen hormonlar yeterli miktarda yapılmamaktadır ve bu yüzden zeka ve büyüme geriliği, guatr, ölü doğum, cücelik, sağırlık gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır.
    Ülkemiz de ise, besinlerin yetiştiği toprak ve suda ki iyot yetersizliği nedeniyle kişilerin günlük iyot ihtiyaçlarını karşılamaları için iyotlu tuz kullanmaları gerekmektedir. Soframızda kullandığımız tuz, piyasa da biz tüketiciler için iki şekil de üretilmektedir. İyot katkılı tuz veya iyotsuz tuz. Bizlerin tercihi iyot katkılı tuzları kullanmak olmalıdır.
    İyot Eksikliğinde Oluşan Hastalıklar
    • Gebelikte iyot eksikliği anne karnındaki bebeğin hem beyin hem de beden gelişimini olumsuz etkiler.
    • Gebelikte iyot eksikliği düşüklere, ölü doğumlara, bebeğin özürlü doğmasına, bebeklerde zeka geriliğine ve cüceliğe sebep olur.
    • Çocukluk ve gençlik döneminde iyot yetersizliği bedensel ve zihinsel gelişme geriliğine neden olmaktadır.
    • Yetişkinlerde iyot yetersizliği guatrın yanı sıra beden ve zihin fonksiyonlarında dengesizliklere ve bozukluklara da yol açmaktadır.


    İyotlu Tuzun Yararları


    İyot yetersizliği ve guatrın önlenmesinde en iyi yöntem olarak tuzun iyotlanması benimsenmiştir. Günlük iyot kullanımı erişkinlerde en az 50 mikrogram, ortalama 100-300 mikrogram, en fazla 1000 mikrogramdır. Günde 5-15 gr. tüketilen iyotlu tuz ile ortalama 150 mikrogram iyot alınır. Bu miktarlarda kullanılan iyotlu tuz sağlığa zararlı değildir ve yan etkileri yoktur. İyotlu tuz kullanımında insanların daha fazla tuz tüketmeleri değil normalde her gün kullanılan tuzun iyotlu olması önerilmektedir.

    İyotlu tuzun iyot içeriğini kaybetmemesi için; serin, kuru ortamlarda, ışık geçirmeyen ağzı kapalı kaplarda saklanmalıdır. Yemeklere konulan tuzdaki iyot pişirme ile kayba uğradığından yemekler piştikten sonra tuzu konulmalıdır. Tuzun su tutma özelliği olduğun*dan, bu durumda tuzun kullanılması kısıtlanmalıdır. Bazı durumlarda belli bir süre için tuzu kesin olarak ortadan kaldırmak gerekir.

    Tuz Nedir?


    Tuz sodyum ve klor elementlerinden oluşur ve 1 gram tuzun suda çözülmesi ile 0,6 gramını kloriyonu ve 0,4 gram sodyumiyonu ortaya çıkar. Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunur. Bu elementler kan, lenf, hücreler, dokular, kemik, kıkırdak ve kirişlerde bulunur. Klor ayrıca mide asidi için gereklidir.

    Sodyum iyonu vücudun osmotik (geçişmel, geçişen) yapısında çok önemli rol oynar. Yani hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, aminoasit ve glukoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, kısaca transportta rol oynar. Ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede rol oynar. Sodyum-potasyumla birlikte hücrelere giriş ve çıkışları kontrol ederler.
    Kloriyonunun yetersizliği kanın pH-Değerinin asitleşmesine buda asidoza sebep olur, asidozsa çok tehlikeli bir durumdur. Asidoz böbrek zafiyeti, akciğer iltihaplanması, aşırı kusma ve ishale sebep olur. Klor bilindiği gibi şehirlerin su şebekesine katılır, çünkü klor mikropları öldürür. Klor aynı şekilde bağırsaklardaki zararlı bakterilere ve bunların ürettiği zehirli gaz ve zehirli alkolleri zararsız hale getirir.
    Tuz tansiyonu ne zaman yükseltir, şayet kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu ağrı vermez. Kişi kronik böbrek ağrılarını unutur, fakat böbrekler kronik iltihaplı olması nedeniyle sodyumlu birleşikleri süzemez.
    Böylece kanda sıvı oranı artar ve buda yüksek tansiyona sebep olur. Örneğin sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyum hidrojen karbonat (NaHCO3) oluşur ve bu dışarı atılamaz. Yani bu sadece kronik böbrek iltihabı olanlarda olabilir aksi halde tuz yüksek tansiyona sebep olmaz.

    Arterioskleroz


    Yüksek tansiyona genelikle arterioskleroz (damarların yağlanması, daralması ve setleşmesi) nedeniyle ortaya çıkar. Buda genellikle aşırı et, peynir, yumurta ve mamullerini yeme, alkol ve sigara içme nedeniyle olur.

    Az tuz alındığında sodyum yetersizliği nedeniyle aritmi (kalpritim bozukluğu), yorgunluk, baş ağrısı ve bayılma gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyona karşı alınan ilaçlar (antihipertensif) üreyi artırır, trigliserid, kolesterol ve şeker metabolizmasını bozar, kan akışını yavaşlatır ve buda yüksek tansiyona sebep olur.

    Diyet Tuzu


    Diyet tuzu adı ile üretilen sodyumsuz yeni tuz: potasyum, magnezyum, kalsiyum ve bir düzine organik asit içermektedir. Potasyum, sodyumun yerini tutmaz ve ayrıca acı bir tadı vardır. Potasyum besinlerde yeterince mevcut olup ayrıca ekstra almaya gerekte yoktur. Ayrıca ekstra potasyum alındığında sodyumun karşıtı (antigonistik) olduğundan hücrelerdeki transport işlemi de negatif etkilenir. Hücrelere besleyici maddeler girer ve artık maddeler dışarı çıkar ve bu sodyum-potasyum dengesi ile olur.


    Denge bozulursa hücrelerdeki artık madde dışarı atılmazsa hücreler çöp hücreye dönüşür. Bilindiği gibi psikolojisi bozuk bazı insanlar evdeki çöpü dışarı atmadığı gibi dışarıdaki çöpü evlerine çekerler ve bu çöp yığını bütün çevreye hastalık yayan mikrop yuvasına dönüşür. İşte hücrelerde böyle olabilir ve o zaman kişi hemen kolay hastalarını ve hastalıklardan da kolay kolay kurtulamaz.

    Tuz

    • Tuz vücudumuzda suyun tutulması, kas ve sinirlerin çalışması için gereklidir. Tuz, besinlerin bileşiminde bulunduğu gibi, göllerden, denizlerden ve kayalardan saf olarak da elde edilir. Elde edilen bu tuz, besinleri işleyerek saklamak ve yemeklerin lezzetini arttırmak için kullanılır. İnsanın günlük tuz gereksinmesi 5-15 gram arasında değişir.
    • Tuzlu yiyecekleri herkes sever. Tuza bir kez bağımlılık kazandınız mı, ne tuzsuz yiyeceklerden, ne de tuz yerine konulmuş maddelerle yapılmış besinlerden zevk alabilirsiniz. Tuzlu tatlara bağımlılık çocukluk çağlarından itibaren yavaş yavaş kazanılır. Bir süre sonra da vazgeçilmez bir tutku halini alır.
    • Tuz kullanmayı bir süre erteleyebilirseniz, bedeniniz daha az sodyumla beslenmeye uyum göstermede pek fazla güçlük çekmez. Tuz kullanımını azaltan ve besinler ile aldığı sodyum miktarını sınırlayanların tuzlu tat-lezzet isteklerinde gerileme oluşur.
    • Fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını da artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur. Kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır. Günlük sodyum ihtiyacı 2400 miligramdır. Bu miktar günlük 5 gram civarında tuzla karşılanabilir.
    • Aşırı sıcaklarda, fazla beden hareketlerinde terlemeyle, ateşli hastalıklarda terleme ve idrarla, ishallerde dışkıyla su ve tuz kaybedilir. Bu nedenle rahat ortamda yaşayan kişinin tuz gereksinmesi azken, ağır işte çalışanların, aşırı sıcaklardan korunamayanların, sık ishal olanların tuz gereksinmesi fazladır.
    • Tuz, kan basıncını artırır. Bu nedenle, tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir. Ayrıca, böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında (ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir.
    • Aşırı ishallerde ise, tuz, şeker, limon suyu, çay karışımı sıvı hayat kurtarır. Yine, ishalin ve aşırı terlemenin olumsuz etkisi tuzlu ayranla giderilebilir.
    • Doğal besinlerde tuz az miktarlarda bulunur. En çok tuz bulunan besinler; yeşil yapraklı sebzeler süt, et ve yumurtadır. Bunun yanında, işlenmiş besinlerde daha çok tuz vardır. En çok tuz bulunan işlenmiş besinler, salamura besinler (zeytin, peynir, turşu) bisküvi, kek vb., konserveler, kahve, ekmektir. işlenmiş besinlerin çok tüketilmesi tuz alımını da artırır
    • Fazla tuz gereksinmesi olmayan kişilerin yemeklerine tuz eklemeleri gerekmez ve hatta işlenmiş tuzlu besinleri az tüketmeleri de gerekir.


    Yapay Tuz Zararlı mı?


    Tuz yerine geçen ürünleri kullanmak, tuzun zararlarından kurtulmanın en kolay yoludur ama tuz yerine geçen maddeler her zaman ve herkes için uygun olmayabilir. Yapay tuzların içerisindeki en önemli madde olan ‘potasyum’ bazı durumlarda ciddi problemler yaratabilir. Böbrek yetmezliği olanların, potasyum birikimine eğilimli sorunu bulunmalarının ve potasyum tutucu idrar söktürücüleri kullananların bu tür tuzları kullanmadan önce doktorları ile konuşmaları gerekmektedir.

    Tuzun Kullanımını Azaltmaya Yardımcı Gıdalar

    Eğer hem daha az sodyum kullanmak hem de herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaşmamak istiyorsanız tuz yerine seçenek olarak bitkileri ve baharatları denemelisiniz. Özellikle limon ve limon suyu, kaliteli sirkeler ve bazı kurutulmuş baharatlı bitkiler ve kırmızıbiber lezzet unsurunu arttırmada, tuza olan özleminizi azaltmada size yardımcı olabilirler.


    Fazlası Neden Yasak?


    Vücudunuzun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı böbreklerinizdir. Sağlıklı böbrekler fazladan alınan sodyumun büyük bir kısmını kolayca atmaktadır. Tuzun fazlasını terleme ile de atarsınız. Eğer böbrekleriniz yeterince çalışmazsa fazla tuzu atmakta güçlük çekersiniz. Vücudunuzda sodyum birikir, yüzünüzde, bacaklar ve ayaklarınızda şişmeler meydana gelir. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dilinde ‘ödem’ denilmektedir.

    Tuzun fazlası sadece ödem yapmaz. Damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur. Özellikle toplumun yüzde 30’undan fazlasının sodyuma duyarlı kan basıncına sahip olduğunu düşünürseniz hipertansiyon eğiliminizin kanınızda fazla sodyum birikince tetiklenebileceğinden kuşkunuz olmasın!
    Lezzet odaklı beslenmede ısrar ederseniz ‘fazla tuzlu beslenme’ tuzağına yakalanma olasılığınız yükselecektir. Özellikle genetik mirasından hipertansiyon riski olan biriyseniz, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi sorunlarınız varsa besinlerle aldığınız tuz miktarını ölçülü tutmaya bakın.

    Taze Üründe Daha Az Sodyum Var


    Sodyum içeriği fazla olan besinler hazır ve işlenmiş olarak satılan endüstriyel-fabrikasyon besinlerdir. Sebze ve balık konserveleri, peynir çeşitleri, hazır köfte, pizza ve çorbalar, hazır içecekler ve meyve suları sodyumun en önemli kaynaklarıdır.

    Beslenirken daha az sodyum almaya karar veriyorsanız ürün etiketlerini dikkatle okumalı, sodyumsuz, çok düşük sodyumlu, düşük sodyumlu, sodyumu azaltılmış’ veya ‘tuzsuz besin’ ibarelerinin ne anlama geldiğini hatırlamalısınız.

    Sodyumsuz besinler:
    Bir porsiyonunda 5 mg’dan az sodyum içerirler.

    Çok düşük sodyumlu besinler:
    Bir porsiyonunda 35 mg’dan daha az sodyum var.

    Düşük sodyumlu besinler:
    Bir porsiyonunda 140-150 mg’dan daha az sodyum bulunan ürünlerdir.

    Sodyumu azaltılmış besinler:
    Sodyum içeriği en az yüzde 25 oranında azaltılmış olan ürünler.





    Tuzu Azaltmanın Yolları

    • Satın alınan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmalı, tuzsuz ya da tuzu azaltılmış besinler satın alınmalıdır.
    • Yemeklerin lezzetini arttırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılabilir.
    • Turşu, konserveler, ketçap ve hazır sosların tuz içeriği çok fazladır. Bu besinler fazla tüketilmemelidir.
    • Sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.
    • Daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmelidir.
    • Bol su içilmeli, şişe ve maden sularının sodyum içeriği etiketinden kontrol edilmelidir.

    Tuzlu Suyun Yararları


    Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi sudaki tuzdur. Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği sayesinde sizden alır götürür.

    Sizler de akşam eve geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı ağır etkiler ve stresten kurtulmak için ya da toplantı, sınav gibi üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir miktar (1 litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli) tuzlu suyla yıkadığınızda bu birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve arınırsınız.
    Ülkemizde İki adet deniz tuzlası bulunmaktadır. İzmir’de bulunan Çamaltı Tuzlası ve Balıkesir’de bulunan Ayvalık Tuzlasıdır. Çamaltı Tuzlasının kuruluşu Cumhuriyet öncesine dayanmakla birlikte Ayvalık Tuzlası ise 1980’li yıllarda kurulmuştur. Çamaltı Tuzlası Büyüklük açısından dünyanın ikinci büyük tuzlasıdır. 65.000.000 km² alanda kuruludur.

    Deniz Tuzları

    Bitmez ve tükenmez tuz kaynağı olan denizler dünyamızın en büyük tuz rezervlerini oluşturmaktadırlar. Denizlerdeki tuzluluk derecesi; denizlerin tatlı su alıp almadıklarına, coğrafik durumlarına ve iklim koşullarına göre değişiklik gösterir. Örneğin Batlık denizi’nde 1 m3 suda 17 kg. iken, Kızıldenizde, 45 kg’a kadar çıkmaktadır.






    Çeşitli denizlerde 1m3 deniz suyunda erimiş tuz miktarı aşağıdaki gibidir.

    • Baltık Denizi: 17 Kg/m3
    • Hazar Denizi: 6 Kg/m3
    • Kuzey Denizi: 30 – 35 Kg/m3
    • Pasifik Okyanusu: 32 – 35 Kg/m3
    • Atlantik Okyanusu: 32 – 36 Kg/m3
    • Akdeniz: 38 – 40 Kg/m3
    • Kızıldeniz: 43 – 45 Kg/m3
    • Ölüdeniz: 270 Kg/m3
    Deniz suyunda erimiş olarak bulunan maddeler çok çeşitlidir. Örneğin Akdeniz’de bir metreküp deniz suyu içinde aşağıda gösterilen maddeler vardır.
    • Sodyum Klorür: 31.4
    • Magnezyum Klorür: 3.3
    • Magnezyum Sülfat: 2.7
    • Kalsiyum Hidroksit: 1.4
    • Sodyum Bromür: 0.6
    • Kalsiyum Karbonat: 0.6
    Ülkemizde İki adet deniz tuzlası bulunmaktadır. İzmir’de bulunan Çamaltı Tuzlası ve Balıkesir’de bulunan Ayvalık Tuzlasıdır. Çamaltı Tuzlasının kuruluşu Cumhuriyet öncesine dayanmakla birlikte Ayvalık Tuzlası ise 1980’li yıllarda kurulmuştur. Çamaltı Tuzlası Büyüklük açısından dünyanın ikinci büyük tuzlasıdır. 65.000.000 km² alanda kuruludur.
    Kaya Tuzları

    Yeraltında az veya çok derinlerden katı halde elde edilen tuzlar kaya tuzu olarak tanımlanır. Kaya tuzları Deniz tuzlarının aksine kompozisyonlarına giren maddelerin oranları bakımından büyük değişiklikler gösterirler. Özellikle saflık oranları her maden için ayrı olabileceği gibi aynı madenden alınan çeşitli numuneler de çok büyük farklılık gösterebilir. Kaya tuzlarındaki yabancı maddeler ve kil tuza değişik renkler verir. Genellikle gri, siyaha yakın kil renginde olan kaya tuzları, nadiren beyaz, şeffaf beyaz olarak bulunur. Tuz kristallerindeki boşluklar da bazen tuza mavi renk verir. Yurdumuzda kaya tuzu madenleri genellikle gri renkte olup, bir kısmı da siyaha yakın renktedir.


    Ülkemizde işletilmiş olan Kaya tuzlalarına örnek vermek istesek Çankırı, Tuzluca (Kars), Kağızman (Iğdır), Tepesidelik (Kırşehir), Sekili (Yozgat), Gülşehir (Nevşehir), Oltu kaya Çiçekli tuzlalarıdır.

    Kaynak Tuzları


    Karalarda kaya tuzları dışında suyu az veya çok tuz içeren akarsular, kuyular, kaynaklar ve göller de vardır. Genel olarak bunların kaynağı kaya tuzlarıdır. Yeraltı sularının akıntıları bir kaya tuzu tabakasından geçerken, tuzların bir kısmını eriterek kendi bünyesine alarak, kuyu ve derecikler halinde yeryüzüne çıkarmaktadır. Bu suların içerdiği NaCl oranı, tatlı suyun tuz tabakasıyla temas süresi ve şiddeti ile orantılı şekilde az veya çok olmaktadır. Ülkemizdeki kaynak tuzlaları ise Ağa, Hıvır, Göneli, İşhan, Serhal, Çarkı, Cedit, Hamo, Fadlum, Piliç, Hargün, Göleris, Kömür, Tımisi, Yerhan, Aşkale, Bingöl, Perobey, Alibaba, Boncuk, Kıhtik, Çökender, Kırmızı, Bar, Canik, Yerli, Taytak, Muhlis, Tatos, Aktuzla gibi birçok tuzla işletilmiş bir kısmı işletilmeye devam etmekle birlikte bir kısmı ise ekonomik olmadığından dolayı işletilmemiş veya işletilmesinden vazgeçilmiştir.


    Göl Tuzları


    Tuz göllerinin bir kısmı eski deniz yatakları olabileceği gibi bazıları da geniş yer çöküntülerinde, civar bölgelerdeki kaya tuzlarından geçerek, bu çukurlarda toplanan tuzlu sulardan meydana gelirler. Yaz aylarında yüksek bir yoğunluk kazanan sular buharlaşarak, sanki deniz sularının toplama havuzları gibi bir tuz tavası haline gelirler. Tuzlu su göllerine, tuzlu su kaynakları ve kuyularına hemen her ülkede rastlanmaktadır. Dünyanın en büyük tuz gölü Great Salt Lake’dir. İç Anadolu’da bulunan Tuz Gölü Dünyadaki en önemli tuz göllerinden biridir. Tuz Göllerinden alınan tuz hemen hemen saf bir şekildedir. Göldeki tuzluluk diğer tuzlar nedeniyle de olabilir. Örneğin yurdumuzda Orta Anadolu’daki birçok gölde sodyum klorür ile birlikte sodyum sülfat, potas ve benzeri tuzların bulunuşu bu kaynaklardan ekonomik bir şekilde tuz üretimini güçleştirir. Bunlara örnek olarak Burdur Gölü, İznik Gölü gösterilebilir.

    Tuz Gölü’nde üç adet tuzla kurulmuştur. Bunlar Şereflikoçhisar’da bulunan Kaldırım ve Kayacık ile Cihanbeyli’de bulunan Yavşan tuzlalarıdır. Tekel tarafından uzun yıllar işletilen bu tuzlalar 2005 yılı içerisinde özelleştirilmiş olup özel sektör tarafından işletilmektedir.

    Birkaç Öneri

    Aşırı ishallerde kullanılacak sıvı reçetesi;

    • Bir su bardağı çayın içine, 2/3 silme çay kaşığı tuz, bunun yarısı kadar karbonat, bir çorba kaşığı şeker, bir tatlı kaşığı limon suyu konup eritilir.
    • İshalli kişiye bu sıvı devamlı azar azar içirilir. Hasta biraz kendine gelince tuzlu ayran içilir, yoğurt yedirilir.
    • Her akşam eve geldiğinizde ellerinizi sabunlamadan önce, lavabo başında bir miktar tuzlu su ile yıkayınız.
    • Duş alırken de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar alırsınız.
    • İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.

    Bunları Biliyor muydunuz?

    • Modern yer biliminin sağladığı bilgilerden önce tuzun nerede bulunduğunu bilmeyen insanoğlu, 20. yüzyıla kadar umutsuz bir biçimde tuzun peşinde koştu. Tarih boyunca tuz o kadar değerliydi ki, bazı ülkelerde asker ve işçiler maaşlarını tuz olarak alıyordu. Büyük Roma yollarından ilki, tuzu sadece Roma’ya değil yarımadanın iç kesimlerine de taşımak için inşa edilmişti.
    • Çinliler, Romalılar, Fransızlar, Venedikliler, Habsburglar ve diğer birçok yönetim, savaşlar için para bulmak üzere tuz vergisi koymuştu.
    • Çin’de tuz üretimine ilişkin en eski yazılı kaynak, İ.Ö. 800′e aitti. Belgede, Xia Hanedanlığı sırasında bin yıl önceki deniz tuzu üretimi ve ticaretinden söz ediliyordu. Çin yönetimleri yüzyıllarca tuzu, devletin bir gelir kaynağı olarak görmüşlerdi. Çin’de İ.Ö. 12. yüzyılda tuz vergisinden söz eden metinler bulundu.
    • Yazar Kurlansky, et ve balığı tuzlayarak saklayan ilk uygarlığın Mısırlılar olabileceğini belirterek, balığı tuzda saklamaya ilişkin en eski Çin belgelerinin İ.Ö. 2 bine tarihlenirken, çok daha eski tarihlerden kalan mısır mezarlarında tuzlanmış balık ve kuş eti bulunduğuna dikkati çekti. Araştırmalara göre, Mısırlılar Nil deltasında deniz suyunu buharlaştırarak tuz üretiyorlardı.
    • New York’dan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre % 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tespit etmişti.
    • Dünyada en çok tuz kullanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.
    • Prof. Dr. K. Stupe, az tuz alan yaşlılar üzeride araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsentrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti görüldüğünü tespit etmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda kolapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tespit etmiştir.
    • Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormalikleri, yorgunluk, başağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara, sebep olur.
    • Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkiler sebep olabileceğini beyan etmiştir.
    • New York’tan Prof. Dr. A. Aldermann ve ekibi 1900 erkek ve 1000 bayan üzerinde 4 yıl süren bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda az tuz alanların çok tuz alanlara göre daha fazla kalp krizi görüldüğünü tespit etmiştir.

    [Kaynak: uzunhayat****** sifaolsun.blogspot****** turkiyetuz.com]


     
    kujum, coodec, draft ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  2. DenizTendik
    Offline

    DenizTendik Üye

    Katılım:
    24 Ağustos 2016
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Cinsiyet:
    Bayan
    Eski bir konuda olsa çok faydalı bir konuya değinilmiş. Ben deniz tuzunun kullanılmasını tavsiye ediyorum. Zararları daha az google üzerinden deniz tuzu diye aratırsanız faydalarını zaten görürsünüz.
     

Sayfayı Paylaş