Tavuk etinin zararı

Konusu 'Beslenme' forumundadır ve Aurain tarafından 5 Nisan 2012 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 12 üye.
  1. Aurain
    Offline

    Aurain Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2012
    Mesajlar:
    103
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    38
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    Araştırmaya göre 320 farklı koli basili mikrobunu inceleyen uzmanlar, bakterinin genetik parmak izlerini takip etti. Karşılaştırma sonucunda tavuk ve sığır etindeki koli basili mikrobuyla benzerliğini tespit etti.
    Araştırmayı yapan doktorlar modern hayvan yetiştirme yöntemlerinin sağlıklı olmadığını, bu ve benzeri durumları daha da kötüye götürdüğü konusunda endişeli olduklarını açıkladı. Uzmanlar, çiftliklerde yetiştirilen hayvanlara gereğinden fazla antibiyotik verilmesi koli basili türü mikropların da antibiyotiğe dirençli hale gelmesine neden olduğunu belirtti. İnsanlar bu ürünleri tükettikçe farkında olmadan antibiyotik almış oluyor ve mikroplar da böylece antibiyotiklere dirençli hale geliyorlar.


    demek istedigim bu antibiyotikler ilerde kansere neden olabiliyor bu nedenle tavuk eti çok tüketmeyin derim.
     
    spine bunu beğendi.
  2. declorx
    Offline

    declorx Yeni Üye

    Katılım:
    23 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    136
    Beğenileri:
    87
    Ödül Puanları:
    0
    uyanın kırmızı et üreticileri birliği başkanı aramızda beyler :D

    40 günde büyüyen tavuktan ne bekliyim ki ? banvitte çalışan veteriner arkadaşım vardı ufacık civcivken bir sürü iğne vuruyolarmış, hastalık iğnesi, aşı filan

    el kadar tavuk için bunca şey yapılıyosa kırmızı ette neler neler yapılır. benim bildiğim iğneler, aşılar, özel!? yemler harici hayvanlar kesinlikle gezdirilmiyor. sürekli yem yedirilip sağılıp büyütülüyor. yani çayır çimen gördüğü filan yok :D dağlarda kekik yediğinden filan bahseder her kasap kendi etini sattığı hayvanın :D çimen yese kaafi bize (kekiği sevmez inekler...)
     
  3. pijamap
    Offline

    pijamap Üye

    Katılım:
    22 Şubat 2012
    Mesajlar:
    196
    Beğenileri:
    115
    Ödül Puanları:
    53
    Meslek:
    inşaat mühendisi
    Yer:
    istanbul
    Bu tavuklar da hep steroidli. Düzgün beslenerek et yapan tavuk istiyorum artık.
     
    StreloK bunu beğendi.
  4. Erkel
    Offline

    Erkel Üye

    Katılım:
    6 Nisan 2012
    Mesajlar:
    110
    Beğenileri:
    33
    Ödül Puanları:
    0
    hıc sevmeyerek yıyorum tavuğu. Uzun sure yedığımde vucudumdakı olumsuz etkısını bıle hıssedıyorum. Gercı tum cıftlık hayvanları aynı sartlarda yetıstırılıyor. Ne yıceğımızı sasırdık.
     
  5. -RevoLt-
    Offline

    -RevoLt- Üye

    Katılım:
    7 Mart 2012
    Mesajlar:
    1.018
    Beğenileri:
    463
    Ödül Puanları:
    93
    abi bıktım artık ya ne yesek illa içinden birşey çıkıyor :)
    tavuk göğsü diyorsun bakterili
    elma,armut diyorsun gdolu.
     
  6. -hitman-
    Offline

    -hitman- Üye

    Katılım:
    29 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    390
    Beğenileri:
    286
    Ödül Puanları:
    73
    Yer:
    İzmir
    Dediklerin doğru olabilir, fakat senin samimiyetine nasıl inanalım? Bir tane ileti atmışın sonra ise gitmişsin. Ben tavuk yemeye devam edeceğim!
     
  7. Bigdaddy
    Offline

    Bigdaddy Üye

    Katılım:
    2 Mart 2010
    Mesajlar:
    129
    Beğenileri:
    114
    Ödül Puanları:
    53
    biz tavuğu çiğ yesek tamam da pişirdiğimizde nasıl mikroplar ölüyorsa, antibiyotikler de yokoluyor, yani bizim vücudumuza girmiyor.(130 derecenin üstü ateşte hepsi yokolur, fırında pişirmeniz en etkili yöntem olacaktır)
     
  8. Rango
    Offline

    Rango Üye

    Katılım:
    24 Şubat 2011
    Mesajlar:
    59
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    samsun
    biri de ne yiyeceğimizi söylesin arkadaş, hep yemeyin yemeyin! ton balığında cıva var, ette tavukta koli basili var, yumurtada kuş gribi var. ohoo. tek yediğim et tavukla ton balıgı zaten, ikisini de yiyorum seve seve, yiyeceğim de.
     
  9. Göktan
    Offline

    Göktan Üye

    Katılım:
    17 Ocak 2010
    Mesajlar:
    348
    Beğenileri:
    336
    Ödül Puanları:
    73
    Meslek:
    Antrenör
    Yer:
    İstanbul
    İnsan ömrünün git gide artması gerekirken (bundan 20 sene önce ye göre daha düşük ortalama insan ömrü) git gide kısalmasının tek nedeni çevresel faktörlerin insan vücudu üstündeki toksitesi.Kısaca yaşam hayat gıdalar çevre koşulları bizi zehirliyor.
     
  10. Jesse_James
    Offline

    Jesse_James Yeni Üye

    Katılım:
    16 Ocak 2012
    Mesajlar:
    434
    Beğenileri:
    90
    Ödül Puanları:
    0
    bu zaten yenı cıkan bısey degılkı herkes bılıyor zaten bu fabrıkadakı 30 40 gunluk tavukların zararlı oldugunu ama ımkanlar netıcesınde mecburen tuketecegız tavuk yemeden bu spor bıraz zor yaa dusunemıyorum :D AYRICA gecenlerde omer celakıl denen adamın programına bır adam cıktı tavuk dalında uzman adam yabancı ulkelerde falan tavukla ılgılı okumus falan oda dıyordu normal bır tavuk suda haşla babam haşla pişmez diyır 2 3 saat haslanır ama marketten aldıgımız tavuk 30 dk da hazır :D
     
  11. Aurain
    Offline

    Aurain Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2012
    Mesajlar:
    103
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    38
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    arkadaşlar benim dediğim şey antibiyotik olayı kansere neden oluyor bu yüzden herşeyi tavuğa bağlamayın derim tavuk harici bir sürü baklagil ve süt ürünlerinde protein var baklagillerde olmassa olmazı bitkisel protein, yumurta vb.....
     
  12. PointFlex
    Offline

    PointFlex Üye

    Katılım:
    9 Nisan 2011
    Mesajlar:
    216
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Kocaeli
    leecH bunu beğendi.
  13. leecH
    Offline

    leecH Üye

    Katılım:
    19 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    163
    Beğenileri:
    320
    Ödül Puanları:
    73
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İzmir
    Videoyu açmadan önce dedim ki heralde çocuklar eğlence olsun diye cips veriyorlardır düşüncesindeydim ve gülerek açtım ama videoyu görünce ağlamaya başladım:(:D
     
    PointFlex bunu beğendi.
  14. Powertattoo
    Offline

    Powertattoo Üye

    Katılım:
    11 Nisan 2012
    Mesajlar:
    103
    Beğenileri:
    42
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Body Art
    Yer:
    Ayvalık
    ee ne yıceazzz :D
     
  15. pashacan
    Offline

    pashacan Üye

    Katılım:
    13 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    516
    Beğenileri:
    361
    Ödül Puanları:
    73
    Yer:
    istanbul - bakırköy
    geçenlerde facebook ta paylaşılan bir yazıdan okuduğum şeyler sonucu kan beynime sıçradı, moralim altüst oldu eğer gercekten böyleyse gerçekten ne yememiz gerekiyor bilemiyorum..yada ne yapıcaz? dokunmadan aşağıda paylaşıyorum..


    alıntı...

    Lütfen bu konuda duyarsız kalmayın eş ve dostlarınızı bilgilendirmek adına paylaşın..İnsan sağlığı söz konusu..Sevdiklerimizi uyaralım ve koruyalım.................

    "Sağlıklı diye yediğiniz tavuklar tavuk değil"
    İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar: "Biliyorum canınız sıkılacak, yüreğiniz kabaracak, üzüleceksiniz ama gerçekleri öğrenmeniz lazım. Daha yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik veriliyor. Kemikleri gelişmesin, sadece et yapsın diye... Tavuklar tarladaki patatesler gibi hiç kıpırdamadan yetiştiriliyor. Bıraksanız bile kıpırdayamıyorlar... Elinize aldığınızda kemikleri kırılıyor... Bu inanılmaz bir vicdansızlık... Sonra, görüyoruz her gün gencecik bir kadın meme kanserine yakalanıyor. Büyük olasılıkla daha sağlıklı diye sık sık tavuk yiyorlardır..."Hocam son dönemde kanser vakalarında patlama olduğunu, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinin çoğunun ise Türkiye’nin tarım merkezi olan Antalya-Kumluca’dan geldiğini söylediniz. Peki böyle başka bölgeler var mı?

    Var... Mesela 6-7 ay kadar önce Ergene tartışıldı. Orası içler acısı bir durumda. Ergene’de olağanüstü bir çevre kirliliği var. O?zaman Sağlık Bakanlığımız ve Kanser Savaş Daire Başkanlığı dediler ki, “Orada çok sigara içiliyor, çok alkol kullanılıyor, o nedenle bu kanserler çıkıyor.” Böyle bir şey sözkonusu olamaz. Çünkü belgesel bir film hazırlandı bu konuyla ilgili. “Gündöndü” adında... Orada her şey çok açık."İZLEYENLERİN DONA KALDIĞI BİR BELGESEL ÇEKİLDİ AMA TÜRKİYE'DE GÖSTERİLMEDİ"

    - Ben izlemedim o filmi...

    İzleyemedik, çünkü henüz Türkiye’de gösterilmedi. Kısa versiyonu Marsilya’da bir çevre filmleri festivaline gitti. İzleyenler o kadar etkilenmiş ki, film bittiğinde alkışlayamamışlar, alkışlayacak halleri kalmamış. Deri fabrikalarından çıkan o atık suyun köpükler halinde Ergene’ye bırakılmasını ve bu yüzden ortaya çıkan çevre felaketini öyle bir göstermiş ki film dona kalmışlar... Çiftçi geliyor Trakya’dan, Ergene’den, hepsi hastalarımız zaten bunların. “Hocam” diyor, “15 tane sığırımız geçenlerde öldü. Daha önce de bir 15 tane ölmüştü zaten...” Onbeşer, onbeşer ölüyor hayvanlar. Ama “Aşı reaksiyonu oluştu da ondan” diyorlarmış.

    "BAKANLIK 'ÇOK SİGARA İÇİYORLAR, KANSER OLUYORLAR' DİYOR, GERÇEK ÖYLE DEĞİL"

    - Kimler diyormuş?

    Tarım Bakanlığı yetkilileri! Böyle aşı reaksiyonu oluşmaz. Bunlar bir şeyin üzerini örtme çabaları. Bir aşıda üretim sorunu varsa, zaten o 15 hayvanı değil, çok daha fazlasını etkiler. Bu aşıyla ilgili olan bir durum değil. O çevrede muhtemelen hayvanlar su içerken ya da otlanırken çevreden aldıkları toksinle kaybedildiler. Bir arkadaşımız gitti bölgeye, “Kimse konuşmak istemiyor, korkuyor” diyor. Trakya Üniversitesi’nden öğretim üyesi bir başka arkadaşımız bölgedeki kanserli insanların dokularında ağır metal analizine bakmış, çok yüksek bulmuş... CNN Türk’te yayınlanmış bir canlı yayının bandını izledim. Devletin söylediği şey, “Çok sigara içiyorlar, çok alkol tüketiyorlar, bu kanserler o yüzden.” Halbuki adam anlatıyor, kızı dereye düşmüş, boğulmuş, peşinden gitmiş, girdiği yere kadar bacakları cılk yara. Bu düzeyde bir kirlilik var Ergene’de. Baktığınızda temiz görünüyor ama adamın girdiği yere kadar bacakları ülsere olmuş. Sonuç? Adamın o yaraları iyileşmiyor. Adam yaşıyorsa da şansa yaşıyor. Bu, o bölgede yaşayan diğer insanlar için de geçerli. Bunun öyle sigarayla, alkolle falan kapatılacak bir yanı yok. Bir de oradan ürün geliyor, o ürünün nereye gittiği belli değil.

    "PİRİNÇ, AYÇEKİRDEĞİ VE BUĞDAY'DA 2 İLA 8 KAR YÜKSEK KURŞUN ÇIKTI"

    - Gelen ürün ne?

    Üç ürün geliyor. Pirinç, ayçekirdeği, buğday... Kadmiyum ve kurşun analizlerini yaptırdık. İzin verilenden 2 ila 8 kat yüksek çıktı! Şimdi bu ürün nereye gitti, kim yedi? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Bakanlık her ürünü birebir denetleyemez, orada hakkını verelim. Ama şu önemli; ürüne püskürtülerek kullanılan tarım ilaçları herhalükârda çok kullanılmadıkları zaman kabuğun soyulması, hatta meyvenin sebzenin iyi yıkanılmasıyla uzaklaştırılıyor. Sorun ot ilacında. Çünkü ot ilacından meyve ağacı etkilenmiyor ama onu bünyesine alıyor. Biyolojik sistem bunu içinde biriktiriyor. Bu insanda bir tümör oluşumuna da neden olabilir, hayvanların kaybedilmesine de... Bu ot ilacını, glifosatı pek çok ülke vahşi doğaya da atıyor. Ot kontrolü diye. Nedeni bilmiyorum.

    "BÜYÜK HASTANEKER AÇARAK KANSERİ ÖNLEYEMEZSİNİZ"

    - Vahşi doğadan ne istiyorlar?

    Hiçbir şekilde anlaşılabilmiş değil. Ormanları ilaçlıyorlar. Niye??Belli değil.

    - Herhalde bu zirai ilacı üreten firmalar para kazansınlar diye... Başka bir sebep geliyor mu hocam aklınıza?

    Büyük olasılıkla öyle. Doğa bu, sen doğaya müdahale edemezsin. İstersen tarlana müdahale et, ama iş ormana geldiği zaman, “Ben buradan yabani otları temizleyeceğim” diyemezsin. Orası yaban. O şekilde kalmak zorunda. Sen ona müdahale edersen olay çığrından çıkar.

    "TARIM İLACINI KONTROL EDEN ZİRAAT MÜHENDİSLERİ TARIM İLACI SATIYOR"

    - Biz ne korkunç insanlar olduk böyle?

    Maalesef biz korkunç bir ırkız. Bakın, tarım ilacını sonuçta kim tavsiye ediyor? Ziraat mühendisi... Bakıyorsunuz ziraat mühendislerinin büyük kısmı, aynı zamanda tarım ilacı bayiliği yapıyor. Duydum ve inanamadım, tarım ilacı satarken çiftçiye, “Kendin için mi kullanacaksın, yoksa satacağın ürün için mi?” diye soruyorlarmış. Böyle insafsızca bir durum var. Aynı anda bayii olan birisi tarım ilacı satışını kontrol edebiliyorsa eğer, tüketimini nasıl denetler? Adam kendi satışını mı baltalayacak? Oradan bir sıkıntı çıkıyor. İkincisi, tarım ilaçlarının amaç dışı kullanımı var. Bu tavuklarda büyütme amaçlı kullanılan antibiyotik gibi bir durum. Böyle bir şeyi bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik vermeye başlıyorlar. Bizim üreticimiz inşallah bu konuda bir düzenleme yapacak, umutluyum. BESD-BİR, “Elimizden geleni yapacağız” dedi. Fakat antibiyotiğin bu şekilde kullanımı kim tarafından akıl edildiyse, bunu Amerikan Akademileri bile anlamış değil...?Siz civcive antibiyotiği verirseniz, civcivin bağırsak sisteminin gelişmesini önlüyorsunuz. Normalde yediğimiz besinlerin önemli bir bölümü bağırsak metabolizmasında kullanılıyor çünkü. Dolayısıyla enerji tüketimi azalıyor. Siz bu civcivi güneşe de çıkartmazsanız, kemikleri de sağlıksız gelişeceği için sadece et yapıyor...

    "TAVUKLAR O KADAR ETLİ Kİ KEMİKLERİ KIRILIYOR"

    - Hiç anlayamadım hocam...

    Aksi takdirde güneşe çıkartırsanız civciv sağlıklı gelişeceği için kemik de yapıyor. Ama kemik yapsın istenmiyor, sadece et yapsın isteniyor. O zaman oradan da tasarrufa gidiyorsunuz, hayvan sonunda patates tarlasında yatan patates gibi hiçbir şekilde kaçamayan, olduğu yerde büyüyen bir hayvan oluyor. Bunu kesimde çalışan bir arkadaşımız anlattı, “Zavallı hayvancağızı yerden alırken kemiklerinin elinizin altında kırıldığını hissediyorsunuz. Kaçamıyor zaten. Bıraksanız da hareket edemiyor” diyor. Çünkü hiçbir şekilde enerji harcamayacak ve et yapacak şekilde yetiştiriliyorlar. Düşünebiliyor musunuz 1.7 kilo yemle 1 kilo tavuk elde ediyorlar. Böyle bir dönüşüm var mı dünyada?

    - Tavukların nasıl bir eziyetle yetiştirildiğini biliyordum, bu yüzden de asla yemem, ama bu kadarını bilmiyordum. Para kazanacağız diye nasıl bu kadar vicdansız olabiliyoruz?

    Haklısınız, son derece vicdansızlık bu. Bir yandan da baktığımızda bunu yapanlar inançlı insanlar...

    "HAYVANLAR DEMİR EKSİKLİĞİ YÜZÜNDEN AHIRIN PASLANMIŞ METAL AKSAMLARINI YALIYOR"

    - Prof. Kenan Demirkol yaptığımız bir söyleşide, “Normalde inek ne zaman süt verir? Yavruladığı zaman değil mi? Ama üretici için süt o kadar değerli ki, yavru 10 gün sonra annesinden ayrılıyor ve soya sütüyle besleniyor. Ve günlerce anne ve yavru ayrılık nedeniyle ağlıyor” diye anlatmıştı. Biz ne yapıyoruz böyle? Besleneceğiz diye bu kadar acımasız olmamız gerekiyor mu? Burada çok da büyük bir günah var aslında... Bir din adamının çıkıp bence, “Yapmayın, günahtır” demesi lazım. Belki o zaman insanlar düşünmeye başlar...

    Diyanet de maalesef ortadan yanıtlar veriyor. Net bir şey söylemiyor. Biliyor musunuz, buzağılara etleri pembe olsun diye demir verilmiyor. Kırmızı et diye yediğin hayvanın eti niye pembe olsun ki? Efendim böylesinin Avrupa’da 100 Euro’ya kadar ederi varmış. Hayvanlar demir eksikliğinden ahırın paslanmış metal aksamlarını yalıyormuş. Böyle bir zihniyet, böyle bir hayvan yetiştirme olabilir mi? Benzer şey, hormon kullanımında var. Buzağılarda hormon kullanıyorlar. 8 aylık dana küçücük olmalı, koskocaman inek kadar oluyor. Gören korkuyor. Ne veriyorlarsa hayvanlara bu hale getiriyorlar. Şimdi bakanlık çıkıp da, “Biz denetliyoruz, şahane üretim yapıyoruz, bol verim alıyoruz” demesin. Hayır, bol verim önemli değil. Sağlıklı verim alabilmeniz önemli.

    - Hep rakamlara bakıyoruz değil mi?

    Bu Amerika’nın standart hatasıdır. Bizde de öyle olmaya başladı. Üretim artıyor deniyor. Peki karşılığında ne kadar ilaç parası ödüyorsunuz? Bu yüzden en çok kanser vakası Amerika’da görülüyor.

    - Bizde de gün geçmiyor ki gencecik bir sanatçı meme kanserine yakalanmasın. Arkadaşlarımın çoğu meme kanseri. Özellikle meme kanserindeki artışın nedeni ne?

    Bilinmiyor. Ama çok büyük olasılıkla bu insanlar sağlıklı besleneceğiz diye tavuk yiyorlardır, tavuktan aldıkları birtakım hormonlar var. Biz bu işin hormon kısmını bilmiyoruz. Ama 8 ayda bu kadar büyütebiliyorsa danayı, mutlaka birtakım hormonal manipülasyonlar yapmak zorunda. Ya androjenle yapıyorlar bunu ya başka bir büyüme hormonuyla... Nitekim bir arkadaşımız 25 sene Hollanda’da tarım bakanlığında çalıştı, “Hocam, özellikle Kurban Bayramlarında hormonsuz hayvan yok. Hepsine büyüme hormonu veriyorlar. Hayvanlar şişiyor, pazara gönderiliyor” diyor.

    "ARKADAŞIM KIZINA YUMURTA YEDİRMEYİ KESTİ, ÇOCUK SAĞLIĞINA KAVUŞTU"

    - Vallahi yüreğim daha fazla kaldırmayacak. Yazmak da lazım ama...

    İnsanların canlarının sıkılması gerekiyor, yürekleri kabaracaksa kabaracak biraz, ama gerçekleri öğrenmeleri lazım. Geçen haftalarda bir arkadaşım anlattı. Çok hazin bir örnek. 10 yaşındaki kızının bacaklarında tüylenme sorunu başlamış. Doktor doktor dolaştırıp bir sonuç alamayınca, “Ya biz bu çocuğa ne yediriyoruz ki böyle oluyor” demişler. Ve geldikleri nokta yumurta olmuş. “Her gün bir yumurta veriyorduk, kestik ve tüylenme geçti. Ondan sonra organik yumurtaya döndük, bir sorun kalmadı” diyor.

    - Yumurtada ne var ki?

    Günde iki-üç defa yumurtlatabilmek için tavuğa mutlaka bir şey yapmak zorundasınız. Çünkü bu kadar yumurtlama hayvanın doğasının dışında bir şey.

    - O yüzden kız çocukları erken adet görmeye başladı, erkek çocukların göğüsleri büyüyor...

    Evet. Korkunç bir gidiş var. Bu memleketin beslenmesinin düzelmesi gerekiyor. Büyük hastaneler açarak kanser vakalarını önleyemeyiz. Erken tanı yöntemlerini geliştirerek önlenebilecek bir şey değil kanser. Beslenmemizin düzelmesi gerekiyor. Yediğimiz yumurtadan hormon alıyoruz, süt zaten süt değil, yoğurt desen öyle... Bir yandan tarım ilacını bol miktarda alıyoruz. Bu şekilde beslenen vücut bir kere böyle beslense bunu karşılar, iki kere beslense yine karşılar, ama tek seçenek bu olduğu zaman hastalık kaçınılmazdır. Kanserler patladı. Batman’dan çiftçi telefon ediyor, altıncı düşüğü yapmış eşi... Kars’tan genç bir köylü telefon ediyor, kanser... Marketten alıyormuş tavuğu, çünkü Kars’ta kuş gribi hikâyesinden sonra 2.5 milyon köy tavuğu yakılınca ellerinde tavuk kalmadı...

    "GİDİŞ İYİ DEĞİL"

    - Nasıl öyle bir şey yapabildik? Tavukları canlı canlı toprağa gömdük, yaktık. Bunun günahı bile bize yeter?

    İnanılmaz bir hezeyandı o... Bütün tavukları yaktık. Birkaç yıl sonra aynı hezeyan bu kez domuz gribi olarak geri geldi. Ne zaman bu hezeyan bitti? Başbakanımız, “Ben domuz gribi aşısı olmuyorum!” dediği zaman. Sağlık Bakanı’nı kandırıyorlar. Ne oluyormuş? Aşıda Avrupa’ya örnek oluyormuşuz! Hadi canım! Şu anda millette çok ciddi böbrek hasarı var. Çünkü diyaliz merkezlerinin artmasından bunu görebiliyoruz. Bunun en önemli nedeni; doğru beslenmiyor oluşumuz. Yok işte, çok sigara içti de, ortam kötü de... Bunlarla açıklayamazsınız. Çünkü bu tarım ilaçlarının böbrek toksisitesi yaptığı biliniyor. Kesinlikle Başbakan’ın bizzat tarım ve gıda işine de el atması lazım! Yoksa bu gidiş hiç iyi bir gidiş değil!

    alıntı...
     
    ozpirik bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş