Türklerde ağirlik kaldirma

Konusu 'Konu Dışı' forumundadır ve zrb20 tarafından 29 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 3 üye.
  1. zrb20
    Offline

    zrb20 Üye

    Katılım:
    30 Haziran 2011
    Mesajlar:
    174
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    53
    Osmanlı Türkleri’nde, ağırlık kaldırma hareketleri ve yarışmaları, ilkel bir anlayışla yapılırdı. Köylerde, pehlivanlığa tutkun gençler, bazı ağırlık çalışmaları yaparken, Osmanlı Ordusu’nda ve spor kuruluşları olarak kabul edilen tekkelerde de, aynı amaçla, değişik hareketler görülür.


    [​IMG]Osmanlı İmparatorluğu’nun sembol pehlivanlarından Madralı Ahmet, Girya ile çalışırken. 19. yy.
    Köy gençleri, genellikle, belirledikleri bir taşı kaldırarak, kollarını güçlendirmeye çalışırlardı. İki kişi, ağırlık kaldırma çekişmesine girecekleri zaman, bir sığır sürüsü arasına yürürler ve en besili olanı, önce birisi omuzlarına alarak, kaldırır, sonra da, öteki, aynı hareketi yapardı. Daha sonra, ağırlığı fazla olan, bir sığır aranırdı, içlerinden biri, “Pes edene” değin, bu çekişme, sürer giderdi.
    Ayrıca, her köyde belirlenen büyük bir taşı kaldıran kişi, köyün “Yiğidi” olarak kabul edilir ve büyük ilgi toplardı. Ancak, öyle zamanlar olurdu ki, bir-iki kuşak geçmesine karşın, bazı taşları değil kaldırmak, yerinden oynatacak kişi bile bulunmazdı. Eğer, bu taşı kaldıracak biri olursa, taşın üzerine, o kişi adına, bir kitâbe yazılır ve etrafı anıt biçiminde çevrilirdi. Halk arasında genel anlayış böyleydi. Ordu ve tekkelerdeki uygulama ise, daha farklıydı.
    Örneğin, Yeniçeri çalışma programında, ağırlık kaldırarak, adale kuvvetlendirme hareketleri de, yer alırdı. Bu hareketler, “Topuz” ve “Boztoğan” anlamına gelen, gürz ile yapılırdı. Gürz kaldıranlara, “Gürbaz” denirdi. Bu gürzbazlar, aynı yerdeki dükkanlarında, hem gürz yaparlar, hem de, gürz çalışmaları yaparlardı. Evliya Çelebi, Seyatnamesi’nde, bu gürzbazların, 12 dükkânda 70 kişi olduklarını anlatır.
    Matrakçı Nasûh’un “Tuhfet el-Guzat” adlı eserinde, gürz çalışmaları hakkında, bilgi verilir. Nasûh, üçüncü fasılda, Debbus, yani (Topuz) oyunlarının, genellikle, kol gelişmelerinde kullanılan, topuzla yapılan hareketlere, “Oyunların Sultanı” denildiğini belirtmekte ve ayrıca, beş okkadan başlayıp, iki kantara kadar çıkan topuz türlerinden söz etmektedir.
    Savaş aracı olan gürzler, savaş dışı günlerde de, bir idman aracı idi. Ciritçiler, pehlivanlar, okçular adalelerini gürz çalışmaları ile geliştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlarlardı. Ayrıca, leventler ve topçular, bugün, ancak, bir kaç kişinin bir araya gelerek taşıyabileceği gülleleri kucaklayarak taşırlar, onlarla, her sabah düzenli kaldırma çalışmaları yaparlardı.
    Topkapı Sarayı Küttiphanesi’nde, “Sûrname-i Vehbi” ve “Hünernâme” adlı eserlerde de, gürzle yapılan, beden çalışmaları hakkında, bilgi vardır. Gürzbazlar, şenliklerdeki törende, yaya olarak geçerler ve gürzleri başlarında, seri olarak döndürürlerdi.
    Özdemir Nutku, Tarihimizden Kültür Manzaraları adlı kitabında, gürz kaldırma ile ilgili, bazı anlatımlar yapar.
    Gürzlerin başı, demir tunç ya da merm
    [​IMG] Koca Yusuf'un köyünde idman yaptığı ve tellerle çevrilerek adeta anıtlaştırılan taş.

    er gibi sert ve ağır cisimlerden yapılırdı.
    Gürzler, biçimlerine, ağırlıklarına, süvari ve piyade kullanımlarına göre, bölümlere ayrılır. Bunlara orta çekme, kesme, asma, değme, salma, saik, çartop, şeştop, topuz, bozdoğan ve şeşper adı verilir. Örneğin şeşper, tavla oyununda kullanıldığı gibi, şeş, Farsça altı anlamına geldiği için, yüzü altı dilimliydi. Salık ise, üst tarafına zincirlerle, çok sayıda kü-recik bağlı olan, bir tür topuzdur. Bazı gürzlerin, topuz kısımları çiviliydi. Bunlar, savaş gürzleri olarak kullanılırdı. Hafif olması ve seri vuruşlarda, hareket edilebilmesi amacıyla, sapı da, topuz kısmı da, çok sert dokulu ağaçlardan yapılırdı.
    Spor için kullanılan gürzler ise, sap ve topuz kısmı demirden olurdu. Tutma yeri zincir, topuz kısmı mermer olan gürzler de vardı.
    Gürz kullanımının, yani, “Gürzbazlık”ın, geleneksel becerisi, Orta Asya’dan, Osmanlı’ya uzanan bir yiğitlik sembolüydü. Savaşta kullanılan gürzler, spor amaçlı kullanılan gürzlerden, daha hafifti.
    Ağırlık kaldırma çalışmaları ile ilgili olarak, çeşitli kaynaklarda, ilginç bilgiler yer almaktadır. Örneğin, Sultan IV. Murat’ın, Bağdat Şeferi’ne giderken, Konya Ovası’nda, kendisinin de katıldığı beden hareketlerinde, askerlerine, ağırlık kaldırma çalışmaları yaptırdığı, bir gerçektir.

    [​IMG] Yavuz Sultan Selim her zaman yanında bulundurduğu şeşberiyle.

    Eldeki kayıtlardan öğrendiğimize göre, Sultan II. Bayezit zamanında, İran’dan gelen Bahtiyar adındaki bir okçunun, bütün “İdmancıları” geçerek, rakipsiz kaldığı belirtilir. Bunun üzerine Padişah: “İranlı’ya karşı duracak, bir yiğit, bizde yok mudur?” diye sorunca, görevliler hemen, bir idmancı bulmaya koyulurlar. Tüm pehlivanlar, Saray’ın bahçesinde toplanır. İlk sınav olarak, orada bulunan büyükçe bir taşın kaldırılması istenir. Ancak, hiçbir pehlivan, değil taşı kaldırmak, yerinden bile oynatamaz. Oradan geçmekte olan, Saray İçoğlanları’ndan İskender, elindeki su dolu bakraçları bir yana bırakıp, taşın başına gelerek, bir tutuşta yerinden kaldırır. Saray Nazırı, izinsiz olarak yapılan bu harekete önce kızarlar, ancak, gördüklerinden memnun kalarak, hemen Padişah’a haber iletir.
    Düzenlenen ilk Saltanat Binişi’nde, İskender’le, İranlı Bahtiyar karşılaşır. İskender, Bahtiyar’ı “Yay kurma” ve “Ok atışı”nda geçmesi büyük çoşku ve sevinç ile karşılanırken, Padişah, İskender’e insanlarda (ödül) bulunur. Daha sonraki yıllarda, sert yay çekişlerinde, yay tozlarını yerinden oynattığı için, “Tozkopa-ran”adını alacak olan İskender, Ulu-
    sal Spor Tarihi’nde, değişik bir yer bulacaktır.

    Dönemin ünlü güreşçi ve kemankeşlerinden olan, Saray Baltacılarından İdris Pehlivan’ın gürzü de, tarihi belgelerde yer alır. İdris Pehlivan’ın, 110 kilo ağırlığındaki gürzünü, tüm çalışmalarında kulandığı ve günlük yaşantısında, sürekli olarak, elinde taşıdığı bilinir. İdris Pehlivan’ın gürzü, ölümünden sonra, İstanbul Surları’nda, Silivri Kapısı’nın iç duvarına asılması, Osmanlı’nın gürze verdiği önemi yansıtması bakımından, önemlidir.
    [​IMG] Osmanlı Gürzleri

    Çünkü, çok ağır gürzlerle, başarılı hareketler yapan yiğitlerin gürzleri, gelecek kuşaklara özendirici olması için, yüzyıllardan beri olduğu üzere, kale kapılarının üst alınlarına asılırdı. Bunun örnekleri, günümüzde bile görülebilir. Sultan IV. Murat zamanında, 110 kiloluk gürzle beceri sergileyen İdris Pehlivan’ın, bu gürzü üzerine;

    “Eski Saray Baltacıları’ndan, Zaralı Pehlivan İdris’in gürzüne,
    Nazar edip, fatiha-i şerif okuyan, iman ile gider.
    Okka 86 sene 1040”
    yazılarak asılmıştı.
    Evliya Çelebi de, Erzurum Kemah Kalesi kapı üzerinde, bir yiğidin gürzü ile Hz. Ali’nin ok ve yayının asılı olduğunu kaydeder.
    Ancak, atının yanma gürz asma onuru herkese verilmezdi. Bu, yüzyıllara inen geleneğe göre, kimlerin, atının yanına gürz asabileceği belirlenmişti.
    [​IMG] Osmanlı İmparatorluğu'nda tipik gürz çeşitler,.

    Bazı şenliklerde, ilginç ağırlık kaldırma gösterileri yapılırdı. Örneğin, büyük kütükleri omuzlarına alarak, iri bir kayayı kucaklayarak ya da sırtlayarak geçen güç göstericileri, büyük ilgi toplarlardı


    kaynak: http://www.girya.com.tr/?p=144
     
    rei ve _emre_ bunu beğendi.
  2. alistanblue
    Offline

    alistanblue Üye

    Katılım:
    9 Haziran 2010
    Mesajlar:
    46
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ticaret
    Yer:
    İstanbul
    çok güzel bir yazı... ilkel zamanlarda yaşamışlar dediğimiz adamların 1000 yıl önce kaldırdıkları ağırlıkları günümüz insanlarından yıllardır antreman yapanların çoğu kaldıramıyor...
     
  3. _emre_
    Offline

    _emre_ Üye

    Katılım:
    16 Mart 2010
    Mesajlar:
    32
    Beğenileri:
    23
    Ödül Puanları:
    18
    osmanlı tarihine aşık olan biri olarak zevkle okudum yazıyı. osmanlı ordusunun en güçlü süvarileri olan delileri anlatan "deliler" adındaki kitap da bu tarz bilgiler için güzel bir kaynak. tavsiye ederim.
     
  4. zrb20
    Offline

    zrb20 Üye

    Katılım:
    30 Haziran 2011
    Mesajlar:
    174
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    53
    Evet eskiden yaşamak yemek yemek için makina kuvvetinden çok kas gücü gerekiyordu. En basidinden ekmek yemek için hamur yoğurmak . Odun kesip getirmek gerekiyordu. Badybuldingçi gibi vücutlar olmasa dahi heybetli ve güçlü vucutlar vardi
     

Sayfayı Paylaş