Türk Tarihinde Bilinmeyenler

Konusu 'Kültür Sanat Bilim Seyahat' forumundadır ve Draqo tarafından 6 Aralık 2008 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 3 üye.
  1. Draqo
    Offline

    Draqo Üye

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesajlar:
    353
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    0
    Romalılar ile Hunların başlangıçta bilindiği gibi düşman olmadığını , hatta sağlam birer müttefik olduğunu , yıllarca Romalıların düşmanlarına karşı Hunlardan yardım istediğini ve Hun atlılarını uzak düşmanlarını korkutmak için kullandığını ve karşılığında vergi verdiğini , Hun atlılarının yıllarca Roma imparatorluğunun koruyucuları olarak Touluse'dan (Cebelitarık Boğazı'na doğru) Fransa'ya , İspanya'ya hatta Kuzey'de Britanya'ya kadar her yerde görüldüğünü , Roma halkı tarafından imparatorluğun kutsal koruyucuları olarak görüldüğünu , Romalıların Hun'lara hayran olduğunu , bunun en bariz belirtisi olarak onlarla müttefik olmak için soyluların evlatlarını 6 yaşına gelir gelmez Hunlara fidye olarak verdiğini , pek çok Romalı asilinse oğullarını Hunlara 4 yaşında büyütmek ve eğitmek için verdiğini , bu fidye verilen çocuklardan biri olan Aetius 'un Attila'nın çocukluk arkadaşı olduğunu ve yıllar sonra büyüdüklerinde bir savaş meydanında Attila ile karşı karşıya geldiklerini fakat iki tarafında birbirine saldıramadan meydandan ayrıldığını

    biliyormuydunuz ? (Devamı gelecek)
     
    GencFenerli bunu beğendi.
  2. bonatschi
    Offline

    bonatschi Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2006
    Mesajlar:
    3.855
    Beğenileri:
    4.910
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Londra
    Drago,

    Bu bilgileri nereden edindin?
    Kaynağın nedir yani?

    Gerçekten ilgi çekici ama kaynağı bilmek lazım ne kadar doğruluk payı var öğrenmek lazım.
     
    cherokee ve diez bunu beğendi.
  3. Draqo
    Offline

    Draqo Üye

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesajlar:
    353
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    0
    Bu bilgileri ilk ortaya atan Fransız Türkolog Jean-Paul Roux'tu. Yıllar sonra Türk tarihçileri tarafındanda kabul edildi. Türkologlar tarafından genel olarak kabul gördükten sonrada "Yanlış bildiklerimiz" yada "Bilmediklerimiz" arasında yerini aldı. Ama ilk iddia eden Roux'tur.
     
  4. Draqo
    Offline

    Draqo Üye

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesajlar:
    353
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    0
    Yeniçeri ocağının kaldırılması (Vaka-i Hayriye - Hayırlı Olay):


    HAZIRLIK

    Yeniçeriler artık çığırından çıkmıştı. Savaş ve seferlerin olmadığı kış dönemlerinde şehirlerde mahalleleri haraca bağlıyıp halkın neyi var neyi yok alıyor , sarayda hırsızlık yapıyor , kafalarına göre isteklerde bulunuyor ve bu istekleri kabul etmeyen sadrazam , vezir , kol ağası kim varsa yerinden ediyor , eğer karşı çıkan olursa kafasını alıyor , karakterli ve onlardan korkmayacak bir padişah olduğu vakit ya deviriyor yada öldürüyordu. Kısacası Osmanlı devletinin en elit askeri birimi , artık halka korku salan bir terör örgütü konumuna düşmüştü. İstemedikleri zaman savaşmıyor , istedikleri zaman para alıyor , kafalarına göre "padişah" değiştiriyorlardı. Bunun farkında olan pek çok padişah dönemin şartlarına uygun ve yeniçerilere alternatif oluşturacak ordular kurmayı denediler. Bunu ilk deneyen ve kellesinden ilk olan 3. Selimdi.

    3. Selim , yeniçeri ocağının artık Osmanlı'ya zarar verdiğini , geri kaldığını ve ayak bağı olduğunu biliyordu. Fakat kaldırmak çok riskliydi ve açıkça kişilik olarak buna yeltenebilecek biri olduğu düşünülmemektedir. Kendisi daha çok uzlaşmacı birisi olarak bilinirdi. Fakat yinede ordusunun haline dayanamadı. Yeniçerilerin taşkınlıklarına ses çıkarmasada güçlü ve Avrupa'nın gelişmiş yeni ordularıyla yarışabilecek bir orduya ihtiyacı vardı. Bu ordunun adı "Nizam-ı Cedid" dir. Kelime anlamı "Yeni Düzen" di. Fransız ekolüyle yaratılan bu ordu müthiş bir düzen , mükemmel bir teknolojiye sahipti. Her bakımdan yeniçerilerden üstündüler. Disiplin , teknoloji ve cesaret. Üniformaları Fransız ordularını andırıyordu. Bu kusursuz gözüken ordu acaba gerçektende işe yarayacak mıydı ? Yaradıda. Napoleon Bonaparte bu dönemde durdurulamaz bir şekilde Avrupa'yı ele geçirmiş ve elini aynı yıllar sonra Hitler'inde yapacağı gibi Kuzey Afrika'ya uzatmıştı. Akka kalesine saldırdı. Bonaparte , o tarihe kadar hiç ama hiç yenilmemişti. Tarihinde ilk defa Akka kalesinde Nizam-ı Cedid'e yenildi. Nizam-ı Cedid korkunç bir zafer kazanarak Bonaparte'in ordusuna kaçacak yer ve vakit bırakmamış , gemilerini yakarak onları denizle kalenin arasına sıkıştırmıştır. Bonaparte'in askerlerinin yüzerek kaçtığı söylenir. Gücünün büyük bir çoğunluğu burada erimiştir. Fakat yeniçeriler bu ordunun onları bastıracağını farketmişti. Kabakçı Mustafa isyanı çıktı. 3. Selim tahttan indirildi. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa paşa kuvvetleriyle isyanı bastırmaya geldi. İsyanı bastırdı ve 3. Selim'i tekrar tahta çıkartacakken o sırada padişah olan IV. Mustafa 3. Selim'i öldürttü. Bunun üzerine tahta 2. Mahmut geçirildi. 2. Mahmud Alemdar paşa'yı sadrazam yaptı. Alemdar paşanın yaptığı ilk iş Nizam-ı Cedid'i , Sekban-ı Cedid adıyla yeniden kurmak oldu.

    OLAY
    2. Mahmud bir yenilikler padişahıydı. Divanı ve vezirleri dağıtarak nazırlıkları kurdu. Bunlar günümüz anlamıyla bakanlıklardı. Başnazır yani başbakan Rusçuk ayanı Alemdar Paşaydı. Bir gün , yeniçerilere bahşiş dağıtacağı haberini saldırdı. Doğum günü (tam bilinmemekle birlikte muhtemelen doğum günü) sebebiyle ve bahanesiyle bahşiş dağıtacaktı. Gülhane meydanına toplanan yeniçeriler padişahın bahşiş dağıtmasını beklerken 2. Mahmud , ağaçların arasına çember şeklinde gizlediği Sekban-ı Cedid topçularına emir verdi. Çemberin içindeki tüm yeniçeriler orada öldü. Yeniçerilerin yerini yeni kurulan bir ordu aldı. Bu ordunun adı Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'dir. Muhammediyye yerine Osmaniyye koyulacak olsa da , dindar kesimin tepkisi çekilmesin diye Mahmud vazgeçmiştir. Bunun anlamı "Muhammed'in Muzaffer Askerleri" 'dir.
     
  5. Draqo
    Offline

    Draqo Üye

    Katılım:
    19 Eylül 2008
    Mesajlar:
    353
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    0
    Romalılar Türk'mü ? "Etrüskler ve Cornelli (Scipious) Ailesi"

    -Kuruluşun Efsane Boyutu-

    Roma temelde üç devlettir. Kronolojik olarak ilk kurulan Roma Krallığı'dır. Sonrasında Roma Cumhuriyeti olmuş daha sonrada Augustus tarafından Roma İmparatorluğu yapılmıştır. Krallık yani ilk defa Roma şehri nasıl kuruldu ? İşte bu soruya cevap Roma mitolojisinde mevcut. Romulus ve Remus ikiz kardeştirler. Bu kardeşlerin babası savaş tanrısı Mars , annesi ise Rhea Silvia'dır. Rhea Silvia'nın ise kim olduğu çok önemli. Rhea Silvia , Prens Aneas'ın kızıdır. Prens Aneas ise Truvalı Hektor'un kuzenidir*. Mars , Rhea Silvia'dan çok hoşlanır. Rhea Silvia hem çok güzeldir hemde çok güçlüdür. Bir gün Mars Rhea'ya ormanda tecavüz eder. Rhea yeminli bir bakiredir. Rhea ikizlere hamile kalır. Bunun üzerine yeminli bakirelerin yeminlerini bozduklarında verilen ceza Rhea'yada verilir. İkizler doğar doğmaz öldürülecek ve oda diri diri gömülecektir. Çocuklar uşağa öldürsün diye verilir. Fakat uşak merhamet eder ve onları bir akarsuya bırakır. Akarsu tanrısı onlara acır ve onları alıp yavrularını kaybetmiş bir dişi kurt olan Lupa'ya emzirmek üzere verir. Remus ve Romulus kurt sütüyle ve bir kurt anneyle büyürler. Bu efsaneye Romalılar "Kurttan Türeyiş" derler. Daha sonra akarsu tanrısı Rhea'yıda kurtarır ve onunla evlenir. Remus ve Romulus Roma şehrini kurarlar ve Romalıların babası olurlar. Romalıların Kurttan Türeyiş efsaneleri bizim Ötüken'imize çok benzer.


    -Kuruluşun Tarihi Boyutu-
    Etrüskler , Arno ve Tiber nehirleri (Tiber nehri Remus ve Romulusun efsanede bırakıldığı akarsu) arasındaki Etruria bölgesinde yaşayan bir kavimdir. Oraya nereden geldikleri hakkında çok iddia olsada 2004 yılındaki bir araştırmayla Anadolu'dan geldikleri kanıtlanmıştır. İsimlerindeki E-trüsk , Trüsk, Trük , Türk benzerliği rastlantıdan ibaret değildir. Etrüsklerin kökeni hakkında yapılan en yeni çalışma, 2004 yılında çeşitli İtalyan üniversitelerinden gelen bir grup genetik bilimci tarafından yapılmıştır. Bu araştırma çerçevesinde MÖ 7-3 yüzyıllar arasında yaşamış Etrüsklere ait 80 iskeletten alınan DNA örnekleri alınarak çok titiz bir çalışma ile günümüzde yaşayan çeşitli milletlere ait DNA'lar ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak Etrüsklerin genetiğinin diğer milletlere göre en çok bugünkü Anadolu Türkleri ile yakınlık gösterdiği ortaya çıkmıştır. (Vernesi et al. 2004) Eski Yunan efsanelerinde de sıkça anlatıldığı gibi bu durum antik çağda Anadolu'dan İtalyan yarımadasına yapılan göçlerle açıklanmıştır. Tarihçilere göre Etrüskler Roma'nın olduğu bölgeye kadar yayılıp oradaki uygarlaşmamış ve hutlarda (ağaç ev) yaşayan yerli halkı inşaatlarda zorla çalıştırarak Roma şehrini kurarlar. Bu konuda İtalyan tarihçilerde emindir. Zamanla Roma krallığını kurarlar. Fakat zorla çalıştırılan ve sonradan köylü sınıfını oluşturan yerli halk isyan eder ve Etrüsk kralını öldürüp egemenliği eline alır. Tüm tarihçiler bütün bu bilgileri kabul etmekle birlikte Avrupalı ve İtalyan tarihçiler tüm bu bilgileri kabul edip bir tek yerde fikir ayrılığı gösterir. Romalıların o yerli halktan geldiklerini ve Etrüsklerle hiçbir bağları olmadığını söylerler. Böylece Türk olmadıklarını ispatlarlar. Fakat gerçekçilik açısından neredeyse 320 yıl beraber yaşamış bir halkın hiç "kaynaşmamış" olması ne kadar mümkündür o tartışılır.
     
  6. CRUNCHY
    Offline

    CRUNCHY Üye

    Katılım:
    13 Şubat 2009
    Mesajlar:
    29
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    Yeniçerileri kaldırmayı ilk düşünen 3.selim değil 2.Osman'dır(Genç Osman) bkz:
    Osmanlı sultanlarının on altıncısı ve islam halifelerinin seksenbirincisi. 1604 senesinde İstanbul’da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arabça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. Kuvvetli bir edebiyat, tarih, coğrafya ve atematik tahsili gördü. 26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa Han’ın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultanı oldu.
    İkinci Osman’ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış andlaşması imzalanarak harbe son verildi. Böylece doğu sınırını emniyet altına alan Genç Osmanlı sultanının hedefi memleketi 1617′den beri uğraştıran Lehistan mes’elesini halletmekti. Bu sırada Boğdan voyvodası Gratiani de Osmanlı‘ya karşı cephe almıştı. İhaneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan’a sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi beylerbeyi olan İskender Paşa, süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla nehrini geçerken imha etti. Düşman ordusundan 120 top ile arabalar dolusu zahire ganimet olarak alındı.

    Diğer taraftan Sultan Osman, Lehistan’ı ele geçirip, Baltık denizine çıkmak, orada bir donanma kurarak, Atlas Okyanusuna geçip Avrupa hıristiyanlığını, hem Akdeniz, hem okyanus donanmalarıyla çember içine almak gayesiyle 21 Mayıs 1621′de Cuma namazı kıldıktan sonra sefere çıktı. 1 Eylül 1621′de Hotin önüne varıldı ve kale derhal kuşatma altına alındı. Ancak 35 gün devam eden muharebelerde kale bir kaç defa düşme durumuna geldi ise de yeniçerilerin itaatsizliği ve devlet adamları arasındaki geçimsizlikler, kesin neticenin elde edilmesine mani oldu. Ancak nogay tatarlarının beyi Kantemir Mirza ile Kırım hanının oğlu Nureddin, Lehistan içlerine kadar akınlarda bulunarak pek çok ganimetle döndüler. Neticede kış mevsiminin gelmesi üzerine Lehistan’la barış yapılarak geri dönüldü.

    Lehistan seferinde tam muvaffakiyet elde edemeyen Sultan, bunun sebebinin askerlerinin gayretsizliği olduğuna inanıyor ve bazı ıslahatlar yapmak istiyordu. Kapıkulu ocaklarını kaldırarak, yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden müteşekkil, sadece askerlikle uğraşan, padişahın emirlerine itaat eden bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiyye teşkilatlarında da esaslı değişiklikler düşünüyordu. Ancak onun bu ıslahat fikirlerine kapıkulu ocakları açıkça karşı çıkıyor, ilmiyye sınıfı da çekimser davranıyordu. Nitekim Padişahın hacca gitme arzusunu bahane eden yeniçerilerle sipahiler ayaklandılar. Öncelikle Padişah’ın hacca gitmekten vazgeçmesi isteğiyle başlatılan isyan, daha sonra bazı devlet adamlarının kellesinin istenmesiyle büyüdü. Neticede Sultan Osman Han’ın hal’i ve Sultan Mustafa’nın ikinci defa tahta geçirilmesiyle son buldu.

    İsyan sırasında Sultan Osman Han’ı ele geçiren caniler, reva gördükleri ağır ve kötü sözlerle Orta Cami’e götürerek orada hapsettiler. Genç Padişah’ın maruz kaldığı hakaretin haddi hesabı yoktu. Yaptıkları eza ve cefa onu boynu bükük ve perişan bir hale koymuştu. İkinci Osman Han, kendisine eziyet eden ocak ağalarına karşı ağlayarak; “Dün sabah Padişah-ı cihan idim, şimdi uryan kaldım; merhamet edip halimden ibret alın;dünya size dahi kalmaz; hangi padişahın kulları padişahlarına bu ihaneti ettiler” diyerek yalvardı ise de, bu sözlerin caniler üzerinde hiçbir te’siri olmadı.
    Daha sonra yedikuleye getirilen İkinci Osman Han’a karşı vezir-i azam Davud Paşa’nın tertibiyle on bir cellat saldırdı. Genç Osman, güçlü kuvvetli olduğundan bunlarla uzun müddet boğuştu ise de, içlerinden birisinin omuzuna vurduğu bir balta darbesi ile yere yıkıldı ve boğularak şehid edildi.(20 Mayıs 1622).

    Sultan İkinci Osman Han, heybetli, yüksek himmet sahibi, yiğit, fevkalade iyi bir binici, silah ve harp aletlerini kullanmakta pek mahir bir padişah idi. Şeceat ve binicilikte akranı pek az olup, güzel tavırlı idi. Gençliğinin en parlak günlerinde tahta çıkıp, tecrübeli, akıllı ve sadık bir yakınına malik olmayışı, kendisine bu hazin sonu hazırlamıştır. Zira yapmayı düşündükleri uzun zaman isteyen ve ancak yetişmiş bir kadro ile mümkün olabilirdi. Sultan Genç Osman dini ilimler yanında fenni ilimleri de tahsil etmişti.Ayrıca Farisi mahlasıyla yazdığı şiirlerinin toplandığı bir divanı vardır.

    Yazının kaynağıda burdadır: http://www.bilgicik.com/yazi/2-osman-genc-turk-kaganlari-ve-sultanlari/
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Şubat 2009

Sayfayı Paylaş