SÜTün sindirimi. Diyetlerimizden çıkarmadığımız sütün faydası bu mu?

Konusu 'Beslenme' forumundadır ve fthhllrdm tarafından 10 Şubat 2012 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 4 üye.
  1. fthhllrdm
    Offline

    fthhllrdm Üye

    Katılım:
    26 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    53
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    18
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    İzmir

    SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ
    HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER



    Şimdi batı diyetinde en çok tartışmaya konu olmuş ve yanlış anlaşılmış kısma geldik. Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir!
    Doğaya baktığımızda, yavruların diğer yiyeceklerle sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.

    Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle "yıkarlar".
    Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtarak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur:
    "Ya tek başına iç, ya da içme."

    Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.

    Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez. Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker.

    Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

    1930'larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

    Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroid bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.

    Ama Dr. Pottenger'in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı. Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular.

    Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı.

    Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı.

    Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

    Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.

    Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika'da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.

    Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak "zararsız" hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

    Dr. Pottenger'in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki, Amerikalı
    çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı
    karşıyadır.

    İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt "homojenize" ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri
    kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş
    yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.
    Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!
    Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri
    ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden
    uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz. Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler.

    Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt,
    çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.

    Kuzey Dakota'nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma
    Merkezi'nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.

    Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron
    verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı'da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı. Boronu nereden bulabiliriz?
    Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli
    sebzeler
    gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden

    Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden "işe yaramadığını" düşünür durur.

    Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri
    sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.

    Çocukları "güçlü ve sağlıklı" büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar.

    Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.

    İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır.

    Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6
    hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de
    kendileri tüketirler.

    İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar
    karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür. Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir.

    Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok
    çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.

    İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların
    vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil.

    Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt
    üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir.

    Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için
    yarattığı felaketi şöyle açıklar:

    "Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor."

    Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı
    olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.
    Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir. Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler.
    New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı
    Dr.Frank Oski şöyle diyor:

    "Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35'e 1, inek sütününki yalnızca 1.27'ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı Na kaynaklarından biridir."

    Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı
    olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir.

    100 gramında 118mg kalsiyum bulunan inek sütünü diğer besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:
    Badem (254 mg), brokoli (130 mg), kıvırcık lahana (187 mg), susam tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg) ve sardalya balığı (400 mg).
    Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz.

    Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir.

    Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.

    Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit "cinsel
    öz"dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar.

    Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan
    sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan keçi sütü olmalıdır.

    İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen
    bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

    Kaynak:
    www.hps-online.com --> Food & dieting --> The science of food
    combining -->
    Milk and dairy
    www.hps-online.com --> Food & dieting --> Food profiles --> Dairy

    Çeviren: Hakan Arabacıoğlu
     
  2. DeibLER
    Offline

    DeibLER Yeni Üye

    Katılım:
    19 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    180
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    0
    siyah renge ne oldu?
     
  3. fthhllrdm
    Offline

    fthhllrdm Üye

    Katılım:
    26 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    53
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    18
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    İzmir
    Orijinali kırmızıydı değiştirmedim. Problem mi bu? Senin yazı rengin de kırmızı.
     
  4. Pappy
    Offline

    Pappy Üye

    Katılım:
    23 Şubat 2011
    Mesajlar:
    88
    Beğenileri:
    157
    Ödül Puanları:
    0
    Yazı güzelde bide okunabilse daha iyi olur. Yazı rengi çok kötü 2 parantez okudum gözlerim ağrıdı.
     
  5. fthhllrdm
    Offline

    fthhllrdm Üye

    Katılım:
    26 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    53
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    18
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    İzmir
    Pappy bunu beğendi.
  6. moothy
    Offline

    moothy Üye

    Katılım:
    18 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    1.724
    Beğenileri:
    1.307
    Ödül Puanları:
    123
    ona biz ironi diyoruz,ironi yapmış yani arkadaş:)

    paylaşım için saol
     
    DeibLER bunu beğendi.
  7. Cidade de Deus
    Offline

    Cidade de Deus Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.510
    Beğenileri:
    1.705
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    Ne yazikki sonuna kada rokuyamadım gözlerimi yordu bu renk

    sütü içmek için bir nedenimiz yokki

    kalsiyum desen az sindirimi başka bir dert

    ama peynırde yoğurtta boyle bır sındırım problemı olmuyor süt yerine süt ürünü tüketmek daha mantıklı kalsıyum ıcın yeşil yapraklı otlar tüketmek daha mantıklı suttekı kalsıyım emılmıyor.

    araştırmalara göre süt içenlerde kemık erımesı kırılmalar daha fazla oluyormus ama ıcmeyenlerde bu olmuyormus sut dahada zayıflatıyormus kemıklerı

    yesıl yapraklı sebzeler hem kalsıyum yonunden zengın hem mıanrel vıtamın hemd elıf ıcerıyorlar.
     
    fthhllrdm bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş