Probiotik ve Prebiotikler farklari - yararlari - saglik uzerine etkileri

Konusu 'Beslenme' forumundadır ve brhmcr tarafından 4 Mart 2013 başlatılmıştır.

  1. brhmcr
    Online

    brhmcr Guest

    Son donemde Bagirsak florasi ve bakterilerin sagligimiz uzerine etkileri uzerinde okumalar yapmaktayken probiotiklere rastgeldim. Dietimizdeki dogal yolla alinabilecek bu bekteriler endustriyel gelisim ile minimuma indirgenmistir. Bu da bircok bagisiklik sistemi problemlerine yola acmakta. Bugun itibariyle Probiotik tablet kullanmaya karar vermis bulunuyorum. Bu akrari almamdaki sebep laktoz toleransimin dusuk olmasi, son donemde hazim sorunlari yasamam. Kullanacagim urun Turkiye'de bulunmadigi icin isim yerine ozelliklerini vereyim 20 milyon bakteri icermekte ve 13 farkli tur bakteri barindirmakta.Probitoik tabletlerde de uretim yeri cok onemli, hijyen kosullari barindirilmadan uretilebilen bu bakteriler, kaynagi belli olmayinca buyuk sikintilar dogurabiliyor. Cin uretimi probiotiklerden o yuzden uzak durmak lazim.


    Probiyotik ve Prebiyotik Arasındaki Fark Nedir?
    Probiyotikler


    Probiyotikler, ağız yoluyla yeterli miktarda alındığında konağın sağlığını olumlu yönde etkileyen canlı mikroorganizmalardır. Yıllar önce Elie Matchnikoff insan vücudunda bulunan zararsız canlı bakterilerin konakçı için yararlı etkilerinin olabileceğine dikkat çekmiştir. Probiyotik olarak kullanılan mikroorganizmaların çoğu laktik asit bakterileri grubundandır. (en fazla Laktobacillus’lar, Bifidobacterium’lar)

    Probiyotik ürünlerin başlıcaları; Yoğurt, kefir, boza ve tarhanadır. Probiyotikler intestinal ve vajen florasının dengesini sağlayıp patojen mikroorganizmaların çoğalmasının engeller, immün sistemi şekillendirmesinin yanı sıra intestinal epitel homeostazını sağlar, bazı mineral ve vitaminlerin biyoyararlanımını artırır, serum lipid düzeyini dengeler, bağırsak motilitesini ve geçirgenliğini düzenler. Bu yararların görülebilmesi için probiyotik ürünlerin düzenli alınması önerilir. Süt sanayi tarafından üretilen yoğurtların Lactobacillus bulgaricus-Lactobacillus asidofilus karışımıyla üretilmesi yararlı olur.



    Prebiyotikler


    Yapılan araştırmalar diyet posasını oluşturan öğelerden biri olan ve oligosakkaritler olarak bilinen karbonhidratların, probiyotik bakterilerin çoğalmasını sağladıklarını göstermiştir. Probiyotik bakteriler bu öğeleri enerji kaynağı olarak kullanarak çoğalmaktadırlar. Bu nedenle bu öğelere “prebiyotikler” denmektedir. Kısacası prebiyotikler, sindirilmeyen ancak barsakta fermente olan ve kolondaki bakterilerin çoğalmasını ve etkinliğini olumlu yönde etkileyerek aynı zamanda konağın sağlığını da iyileştiren besin öğeleridir.

    Prebiyotiklerin başlıca kaynakları; Başta soğan, sarımsak, yer elması, muz olmak üzere sebzeler, tam tahıl ürünleri, kurubaklagillerdir. Kolondaki mikroorganizmalar besinler ile alınan, mide ve ince bağırsakta daha önce sindirilemeyen prebiyotikler kolon mikroflorasınca fermente edilir ve açığa çıkan metabolitler mikroflora için enerji kaynağı oluşturur. Prebiyotiklerin fermantasyonu ile açığa çıkan ürünler ayrıca konak için de yararlı olabilmektedir. Prebiyotiklerin kullanımı ile intestinal florada konak için sağlıklı bir durum yaratarak hem bazı hastalıkların tedavisi hem de bazı hastalıkların önlenmesinde mümkün hale gelmiştir. Bu nedenle insan intestinal mikroflorasının besinler ile düzenlenmesi besin biliminde popüler bir alan olmuştur.



    Sinbiyotikler


    Sinbiyotikler, probiyotik ve prebiyotiklerin birlikte bulunduğu şekildir. Hazır sinbiyotik ürünlerde genelde Laktobacillus asidofilus bakterisi kullanılmaktadır.


    Probiyotiklerin beslenme ve sağlık üzerine etkileri


    Probiyotik terimi, Yunanca olup, ‘hayat için’ anlamına geliyor. Probiyotik kelimesi, bağırsaktaki mikrobiyel dengeyi olumlu yönde artırıcı etkileri olan canlı besin kaynağı olarak tanımlanıyor. Bir gıda katkısının prebiyotik grubu içinde yer alabilmesi için; mide ve ince bağırsakta hidrolize ve absorbe olmaması, bağırsakta bulunan yararlı bakteriler tarafından kullanılabilmesi, sağlığı iyileştirici yönde bağırsak florasını değiştirebilmesi, insan ve hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyebilmesi gerekir.


    Fonksiyonel besinler, doğal olarak içerdikleri bileşenleri ile besin gereksinimini karşılamanın yanısıra, sağlık açısından yarar sağlayan biyolojik öğeleri içeren, hastalıklardan korunmada etkili olabilen, yaşam fonksiyonları üzerinde olumsuz etkide bulunabilecek öğelerden arındırılmış ve yaşam kalitesini yükselten besinler olarak tanımlanır. Süt ve ürünleri de fonksiyonel gıdalar içinde yer alıyor. Özellikle fermente süt ürünleri bu grup içerisinde ayrı bir öneme sahiptir. Diğer bir grup fonksiyonel gıda ise probiyotik süt ürünleridir
    Probiyotik terimi, Yunanca olup, ‘hayat için’ anlamına geliyor. Probiyotik kelimesi, bağırsaktaki mikrobiyel dengeyi olumlu yönde artırıcı etkileri olan canlı besin kaynağı olarak tanımlanıyor. Fermente süt ürünleri uzun yıllardan beri diyette yer almasına rağmen, sindirim sistemindeki mikroorganizmaların, dolayısıyla probiyotiklerin, sağlıklı yaşam üzerindeki etkileri bilimsel olarak 1970’li yıllardan sonra ortaya konmuştur .
    Prebiyotikler, mide ve ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçen ve burada bulunan laktobasil ve bifidobakteri gibi yararlı bakterilerin gelişmelerini ve aktivitelerini teşvik ederek insan ve hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen gıda katkılarıdır (bifidojen faktör, kısa zincirli fruktooligosakkarit (FOS), inulin, laktuloz).
    Bir gıda katkısının prebiyotik grubu içinde yer alabilmesi için; mide ve ince bağırsakta hidrolize ve absorbe olmaması, bağırsakta bulunan yararlı bakteriler tarafından kullanılabilmesi, sağlığı iyileştirici yönde bağırsak florasını değiştirebilmesi, insan ve hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyebilmesi gerekir. Sütün, Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacteria ile fermantasyonu sonucu elde edilen ürünlere ise Probiyotik süt ürünleri adı veriliyor.
    Probiyotiklerin Genel Özellikleri
    n Probiyotik mikroorganizmaların sahip olması gereken özellikler şunlar;
    n İnsan orijinli olmalı,
    n Bağırsak epitel hücrelerine tutunabilmeli ve koloni oluşturabilmeli,
    n Patojen olmamalı ve toksin üretmemeli,
    n Gıda üretiminde ve klinik kullanımlarda güvenilir olmalı,
    n Patojen mikroorganizmaların gelişimini inhibe eden antimikrobiyel maddeler oluşturmalı,
    n Klinik çalışmalarda sağlık üzerine etkileri ortaya konulmuş olmalı,
    n Patojenlere karşı antagonistik etkiye sahip olmalı,
    n Mide-bağırsak bölgesinde yaşayabilmek için mide asidi ve safra tuzlarına dayanıklı olmalı,
    n Bağırsak mikroflorasını stabilize edebilmelidir
    Probiyotik Bakterilerin Sağladığı Yararlar Nelerdir?
    Probiyotik mikroorganizmalar genellikle asit ve aroma maddesi oluşturan karışık kültürler veya klasik fermente süt ürünlerinin üretiminde yararlanılan starter kültürlerde yer alır. Probiyotik mikroorganizmaların en önemli grubunu laktik asit bakterileri oluştuyor. Bunların dışında bazı bakteri cinsleri ile maya ve küf türleri de probiyotik ürünlerin hazırlanmasında kullanılıyor. Probiyotik bakterilerin yararlarını; beslenme, profilaktik ve terapötik olmak üzere üç başlık altında incelemek mümkün.

    Probiyotik Bekterilerin Beslenme
    Açısından Yararları

    Bir gıdanın besleyici değeri içerdiği besin maddelerinin yeterli düzeyde sindirilebilir ve emilebilir olmasına bağlıdır. Fermente süt ürünlerindeki besin maddeleri starter kültür bakterileri tarafından bir ön fermantasyona uğradıklarından bunların besleyici değeri daha yüksek, sindirimleri süte göre daha kolaydır. Probiyotik bakterilerin beslenme açısından önemli yararları bulunuyor. Probiyotik suşların faaliyeti ile elde edilen ürünlerin biyolojik değeri ve sindirilebilirliği iyileşiyor. Protein, yağ ve karbonhidratların bakteriler tarafından oluşturulan değişik enzimler aracılığıyla bir ön fermantasyonun meydana gelmesi sağlanarak bunların besin değerini artırarak sindirilmelerini kolaylaştırıyor.
    Fermente süt ürünlerinde bulunan kalsiyum ve bazı mineral maddelerin daha iyi absorbe edildiği ve çoğu ürünün folik asit, niasin, biotin, pantotenik asit, B6 ve B12 gibi B grubu vitaminleri bakımından sütle kıyaslandığında daha zengin olduğu belirtiliyor. Probiyotik fermente süt ürünlerinin besin değeri ile ilgili yapılan çalışmalarda laktobasillerin kullanıldığı ürünlerin daha düşük laktoz ve daha yüksek serbest amino asit düzeylerine sahip olduğu saptanmış. Ayrıca, laktik asit, propiyonik asit ve bütirik asit miktarında da artış olduğu gözlenmiş. Probiyotik bakterilerin folik asit, niasin, biotin, pantotenik asit, B1, B6, ve B12 ile K vitaminlerini sentezledikleri saptanmış.

    Probiyotik Bakterilerinin Bağışıklık
    Sistemine Koruyucu Etkisi

    Bağışıklık sistemi çoğunlukla bir orduya benzer. Bunun askerleri çeşitli hücrelerdir. Bunların birinci görevi vücuda zarar veren maddeleri arayıp bulmak ve tahrip etmektir. Bu hücreler bir çeşit ana hücreden gelişir. Genel olarak bu hücreler, lökosit veya beyaz kan hücreleridir. Bunlar granulosit, monosit ve lenfositleri içerir. Lenfositler çeşitli patojenler üzerinde tahribata neden olur. T-lenfositler hücresel, B-lenfositler ise hümoral bağışıklığı oluşturur .
    Sağlıklı bir bireyin bağırsak florasındaki tüm mikroorganizmalar bir denge halindedir. Bunlardan yararlı olanlar insanın savunma sistemine katkıda bulunur. Normal şartlar altında bağırsak mukozasına ve hücre reseptörüne bulaşan hastalık etkenlerine karşı engel oluşturur. Probiyotik bakteriler hastalık etkenleriyle rekabet ederler, bağışıklılığı uyararak hastalık etkeni bakterilerin yerleşmelerini engellerler . Stres, dengesiz beslenme, antibiyotik kullanımı, kemoterapi, enfeksiyonel hastalıklar, ameliyat ve yaşlılık gibi faktörler, bu engeli tahrip eder ve istenmeyen zararlı bakterilerin bağırsak yüzeyine tutunmasını mümkün kılar. Bu bakteriler bağırsak mukozasına girerlerse, bağırsak lenf dokuları, hücresel savunma sistemi sayesinde etkisiz hale gelir.
    Hümoral bağışıklık, hümoral sistemi vücudu bakteri ve toksik moleküllere karşı korur. Silahları antikorlar ya da immunoglobülinlerdir ve B-lenfositler tarafından salgılanır. Laktobasil ve bifidobakterileri canlı olarak içeren fermente süt ürünleri ile beslenen farelerde immunoglobülin seviyesinde, kontrol grubuna göre, artış saptanmıştır.

    Probiyotik Bakterilerinin Tedavi Edici Etkisi
    Laktoz intolerans: Laktoz direkt olarak bağırsaktan absorbe edilemediğinden, glikoz ve galaktoz gibi basit şekerlere hidrolize olması gerekir. Enerji üretiminde ya da vücudun temel taşlarının yapımında kullanılan bu monosakkaritlerin arzu edilen faydayı sağlayabilmeleri için gerekli olan hidroliz, ince bağırsak kanalında iç yüzeyinde bulunan b-galaktosidaz enzimiyle sağlanır. Genelde insanlarda laktaz enzimiyle ilgili olarak ortaya çıkan problemler, bu enzimin hiç olmamasından veya doğumdan itibaren ince bağırsakta yetersiz miktarda bulunmasından kaynaklanır . İnce bağırsakta yeterli miktarda laktoz sentezlemeyen kişiler süt içtikleri veya laktoz aldıklarında laktoz ince bağırsakta parçalanmadan kalın bağırsağa (kolon) geçer. Burada laktozun yoğunluğu artar ve bunun sonucu olarak da ozmotik basınç yükseldiği için bağırsak içine (lümene) hızlı bir şekilde su gelir. Ayrıca daha sonra laktoz, kalın bağırsakta bulunan bakterilerin oluşturdukları enzimlerle parçalanır, fermantasyona uğrar ve bu fermantasyon sonucu kısa zincirli yağ asitleri, hidrojen, karbondioksit ve çeşitli asitler oluşur. Bu olayların sonunda böyle kişilerin bağırsağında gaz toplanır ve bunlarda şişkinlik, karın ağrısı, kramplar ve diare gibi rahatsızlıklar görülür. Buna "laktoz intolerans" denir. Belirtilerin oluşumu, alınan laktoz miktarına ve bireylere göre değişmektedir. Bireylerde bir bardak sütle bu belirtiler meydana gelirken, kimilerinde 2 bardak veya daha çok süt tüketildiğinde görülür.
    Bölgeden bölgeye farklılık gösteren laktoz intoleransının ülkemizde % 36.6 olduğu belirtilmiştir. Laktoza intoleransı olan kişilere 500 ml düşük yağlı süt verildiğinde bağırsak ağrıları ve diare görüldüğü ve aynı hastalara 500 ml acidophilus'lu süt verildiğinde ise hiçbir yan etkiye rastlanmadığı tespit edilmiştir.

    Bağırsak Enfeksiyonlarının Kontrol Altına Alınması: Mikroorganizmaların probiyotik etki gösterebilmesinin ana koşulu, mide asitliğine ve safra tuzlarına dayanıklı olmalarıdır. Bu sayede bağırsaklara kadar canlı kalabilen bakterilerin tam olarak etkili olabilmeleri için, koloni oluşturabilmeli ve mukozaya tutunma yeteneğinde olmaları gerekir. Aksi takdirde bağırsakların peristaltik hareketleri sayesinde seri bir şekilde dışarı atılırlar. Kalın bağırsakda yerleşebilmek için de burada uyumlu ve güçlü doğal florada oluşan etkenlere karşı dirençli olması gerekir Toksinler, antibiyotikler, doğum kontrol hapları, kafein, alkol, kötü beslenme ve stress gibi etmenler probiyotik mikroorganizmalara zararlıdır. Bunun sonucunda normal floradaki sayıları azalır, zararlı bakteriler bağırsaklarda floraya hakim olmakta ve gaz, diare, mide ekşimesinden duyulan boğazda yanma hissi, maya enfeksiyonları, halsizlik, peklik ve laktozu tolere edememe gibi hastalık belirtileri oluşur. Bağırsaklarda yararlı bakterilerin yani probiyotiklerin miktarının artması, zararlı bakterilerin bağırsak duvarına tutunarak yaşamasını ve beslenmesini engeller. İnsan bağırsağı 100 trilyon kadar canlı bakteri içerir. Bunlar dışkının %30'unu oluşturmakta olup, bağırsak florası olarak biliniyor. Sağlıklı koşullarda, bağırsak florasında yararlı ve zararlı olan bakteriler dengededir ve yararlı bakteriler baskındır. Yararlı bakteriler beslenme ve hastalıklardan korunmada rol oynarlar. Vitamin ve organik asit gibi temel besinleri üretirler, bağırsaklardan absorbe edilirler ve bağırsak epiteli tarafından kullanılırlar. Organik asitler bağırsaklardaki patojenlerin gelişimini önlerler .
    Diğer bağırsak bakterileri çürükçül ürünler, toksinler ve karsinojenik maddeler gibi zararlı maddeler üretir. Bağırsaklarda zararlı bakteriler baskın olduğunda, temel besinleri üretemezler ve zararlı maddelerin miktarı artar. Bu maddeler yaşlanma, kanser oluşumu, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, karaciğer ve böbrek hastalıkları gibi çeşitli hastalıkların oluşumunda etkendir. Laktobasil ve bifidobakteri gibi laktik asit bakteriler bağırsaklarda normal bağırsak dengesini oluşturmakta ve meydana gelebilecek olumsuzlukları giderir. Probiyotik bakterilerin bağırsaktaki miktarının yaşlanma, ilaç tedavisi ve stres gibi faktörlerin etkisiyle azaldığı durumlarda insanlarda gaz, hazımsızlık, diare ve kolit gibi bağırsak rahatsızlıkları görülebilmektedir. Probiyotik süt ürünlerinin tüketilmesi durumunda bağırsak mikroflorasının dengesinin kurulmasında yararlı olmaktadır.

    Karaciğer Rahatsızlıklarına Etkisi: Probiyotik bakterilerden bifidobakterium türlerinin karaciğer hastalığına karşı olumlu etkide bulunduğu belirtiliyor. Karaciğerin fonksiyonlarından biri sindirim sistemindeki amonyak, fenol, indol ve aktif aminler gibi zehirli maddeleri idrara karışmadan önce parçalayıp ayrıştırmak. Karaciğer rahatsızlandığında bu işlevini yapamaz ve bu ürünler sirkülasyona girerek beyin için zararlı olabilecek düzeylere ulaşırlar. Karaciğer görevini yapmadığı takdirde, bu maddelerin vücuda alımını önlemek gerekiyor. Bağırsaklarda zararlı bakteri sayısı arttıkça, zehirli madde miktarı da artar. Bifidobakteriler, bu bakteriler üzerinde antagonistik etkiye sahip olduğundan karaciğerin yükünü hafifletiyor. Kronik hepatitli ve karaciğer rahatsızlığı olan kişilerin diyetlerinde bifidus süt yer aldığında, kandaki amonyak, fenol gibi maddelerin azaldığı ve dışkıdaki bifidobakteri sayısının arttığı belirtilmektedir. Bunun neticesinde hastalarda iştah ve kilo artışı tespit edilmiş.

    Böbrek Hastalığı Üzerine Etkisi: Bifidobakterilerin böbrek rahatsızlıklarını iyileştirme ve kandaki amonyak düzeyini azaltma nedenleri şunlardır;
    n Bifidobakteriler tarafından amonyağın azot kaynağı olarak kullanılması,
    n Amonyak ve amin üreten bakterilerin gelişiminin önlenmesi,
    n Bifidobakteriler tarafından üretilen organik asitlerle bağırsak pH’sının düşmesi ve amonyağın absorbe edilemeyen NH+4 forma dönüşmesi ve böylece kandaki amonyak düzeyinin azalması,
    n Bifidobakterilerin alifatik aminler, hidrojen sülfit veya nitratları oluşturmamasıdır.

    Kabızlık: Bireyler arasında farklılık göstermekle birlikte, kabızlığın tam olarak bir tanımını yapmak mümkün değildir. Bununla beraber, 3-4 gün bireyin dışarı çıkmaması olarak tanımlanır. Kabızlığı, sindirim sisteminin peristaltik hareketliliği ve düzenli beslenme etkilemektedir. Bifidobakteri içeren gıdaları tüketen ve kabızlık çeken hastaların dışkılarında bifidobakteri sayısının arttığı, bağırsak hareketlerinin iyileştiği ve dışkının nem içeriğinin yükseldiği belirtilmiştir.

    Kolesterol Düşürücü Etkisi: Fermente süt ürünleri, vücutta kolesterol sentezini inhibe eden bakteriyel metabolizmanın bir sonucu olarak hipokolesteromik maddeleri içerir. Vücutta sentezlenen ve diyetle alınan kolesterol bağırsaklarda bulunan Lb. acidophilus tarafından safra asitlerine dönüştürülür. Safra asitlerinin konsantrasyonunda meydana gelen azalma, kolesterolün safra asitlerine dönüşümü ile dengelenir ve toplam kolesterol düzeyi düşer . Bağırsak mikroflorasının serum kolesterol düzeyi üzerine de etkisi vardır. Yapılan çalışmalarda bağırsakta bulunan bakterilerin kolesterol üzerine etki etmesi sonucunda bağırsak sisteminde kolesterolün absorbsiyonunun azaldığı belirtiliyor.

    Antikanserojen Etki: Kanser, gelişimleri kontrol edilmeyen hücrelerin meydana getirdiği bir hastalık olarak tanımlanır. Bağırsak bakterilerinden bazıları amonyak, aminler, fenoller, indol ya da diğer kanserojen maddeler gibi zararlı çürükçül maddeleri oluştururlar. Bu zararlı metabolitler fazla miktarda üretilirse, kanser hücrelerinde gelişmeye neden olur. Fermente süt ürünlerinde kullanılan laktik asit bakterileri kanser oluşumunu engeller. Birincil olarak sindirime yardımcı olma ve bağışıklık sisteminin uyarılması, ikincil olarak canlı bakterilerin bağırsak florasını düzenlemesi, zararlı bakterilerin detoksifikasyonu, kanserojenik ögelerin inhibisyonu ve bağırsaktaki pütrefaktif bozulmanın önlenmesi şeklinde etkilerini gösterir. Probiyotikler antikarsinojen etkilerini, kanser oluşumunda etkili enzim (beta- glukuronidaz, nitroredüktaz, azoredüktaz) faaliyetini baskılayıcı bir etki şeklinde gösterir. Bu enzimler prokarsinojen ürünlerin karsinojen ürünler haline dönüşmelerinde katkıda bulunurlar. Bu enzimlerin aktiviteleri kalın bağırsakta kanserli hücrelerin gelişimi hakkında bilgi verir.
    Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda yüksek protein ve düşük sebze içeren Avrupa diyetiyle beslenen kişilerde kalın bağırsak kanserine yakalanma olasılığının yüksek olduğu belirtiliyor. Ayrıca bu tip diyetle beslenen kişilerde bağırsaklardaki bakteriyel enzimlerin (beta-glukuronidaz, nitroredüktaz, azoredüktaz ve 7a-dehidrogenaz) aktiviteleri, vejeteryanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Fermente süt ürünleri bu fekal enzimlerin inhibe edilmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Araştırmacılar bağırsak laktobasillerinin karaciğer kanseri üzerine azaltıcı etkisi olduğunu da belirtmişlerdir. Bunun sebebini ise zararlı bağırsak bakterilerinin metabolik aktivitelerinin azalması, bu zararlı bakterilerin ürettiği kanser yapıcı maddelerin yok edilmesi ve bu tip zararlı bakterilere karşı bağışıklığın artırılması şeklinde açıklamışlardır. Propiyotik süt ürünleri ülkemizde yeni üretilmekle birlikte, dünya’da bu ürünlerin üretim ve tüketimi gün geçtikçe artıyor. İnsan sağlığı üzerine etkileride gözönüne alındığında Lb. acidophilus ve Bifidobakteri içeren ürünlerin üretim yöntemleri ile ilgili çalışmaların geliştirilmesi yararlı olacaktır.

    Kaynaklar:http://www.rafinera.com/tr/yenilikler/probiyotik-ve-prebiyotik-arasindaki-fark-nedir
    http://www.turkdiab.org/diyabetdergisi_icerik.aspx?d=3&di=12
     

Sayfayı Paylaş