Mutluluk nedir?(İçsel bir durum mudur, yoksa tamamen dışsal faktörlere mi bağlıdır?)

Konusu 'Dertleşme' forumundadır ve salvadore_xp tarafından 4 Haziran 2008 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 5 üye.
  1. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Yine kafamı kurcalayan ve uygun yerini bir türlü bulup oturtamadığım kavram karmaşalarımdan birtanesidir mutluluk. Mutluluk hepimize tanıdık gelecektir illaki. Belki biraz önce yaşadık bu duyguyu, belki de bayağı zamandır yaşayamadık. Belki de sürekli yaşamak isteyip bir türlü yaşamadığımız bir durum(depresif hallerimizde). Bazı dönemlerde de hiç yanımızdan gitmeyen yüzümüzde tebessümünü içimizde huzurunu hiçbir zaman eksik etmeyen bir hal alır.

    Mutluluğu genellike dışsal faktörlere bağlarız. Örn: Bir sınav kağıdın öğretmenin değerlendirmesinde, güzel bir kızın bizim hakkımızdaki düşüncelerinde ve bunu bizim lehimize ifade ettiği durumda, işten eve gelindiğinde istenilen hasılatın toplandığı durumda...
    Ben genellikle yukarıda saydığım şeylerden mutlu olan insanların çoğunlukta olduğunu düşünüyorum. Nacizane fikrim de bu yöndedir.
    Mutluluğu elde edilmezi zor olan şeylerde aradık ve elde ettiğimizde mutlu olduk. Elbette elde ettikten sonra mutluluğun derecesi sürekli azaldı. Bir süre sonra rutine binerek bize etki yapmaz bir hal aldı.

    Hepimiz mutluluğu arıyoruz. Kimi ulaşılmaşı güç doruklarda kimi ise elinin altındaki basit, vakur şeylerde arar.
    Ben hep mutluluğu basit şerde arayan insanlardan olmak istedim; ama bu ne meşakatli bir yolmuş ki bir türlü iserdiğim şekilde elde edemedim.
    Bir bardak suyla, 3-4 saat uykuyla, güneşin doğmasıyla, bacaklarındaki ağrıların durmasıyla, karnının doymasıyla mutlu olan bir sürü insan biliyorum. Bu insanların hepsi bunlardan mahrumlar. O zaman ne kadar çok mahrum olduğun şey varsa o kadar mutlu olmaya dair malzemen var demektir.
    Yoksun olmadığımız şeylerden de mutlu olmayı başabilsek ne mükemmel olurdu. İllaki ayaklarım ağrı kesildi diye mi mutlu olmam gerekiyor. Ayaklarımda hi ağrı yokken ağrımıyor diye mutlu olabilsem, geceleri uyuyamadığım için 3-4 saatlik uykudan mutlu olabilmek yerine sürekli 7-8 saat deliksiz uyuduğum halde mutlu olabilmek ne kadar güzel.
    Daha çok yazarım; ama yazının fazla uzun olmasını istemiyorum; arkadaşlar okumaktan erinip yazdıklarımı göz ardı edebilirler.

    Size akıl vermek değil akıl almak için yazdım bunları. Sizin de bu sancıları yaşayıp daha sonra mutluluğu ebediyyen elde etmiş olma ihtimaliniz elbette var. Velhasıl: Herhangi bir şeyimi kaybetmeden sürekli onun varlığla mutlu olmanın şifresini çözmüş olan arkadaşlardan bu işin sırrını ya da yorumları paylaşmalarını rica ediyorum.

    Saygılarımlarla...
     
  2. krn
    Offline

    krn Yeni Üye

    Katılım:
    13 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    193
    Beğenileri:
    55
    Ödül Puanları:
    0
    "...O zaman ne kadar çok mahrum olduğun şey varsa o kadar mutlu olmaya dair malzemen var demektir."
    her zaman değil ya da herkese göre değil...çok şeyi olup mutlu olamayan insalrın yanında eksikleriyle mutsuzluğu yaşayanlar da var...ya da bunları elde ettiğinde bir diğer eksiğinin mutsuzluğunu yaşayanlar....mutluluk insanın içindedir bana kalırsa...her elde edilen şey devamında yeni yeni istekler getireceğinden belki de elindekiyle yetinmektir...polyana olmak gibi...ama kaç kişi başarabilir bu oyunu orasını bilemem..ben başaranlardan değilim en azından...
     
    petsy bunu beğendi.
  3. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Mutluluk gerçekten çok boyutlu bir kavram, yoksunluk sonrası gelen rahatlık gerçekten mutluluğun önemli tanımlarından bir tanesi, zaten uzakdoğu felsefesindeki ying-yang, hani içi içe geçmiş beyaz-siyah sarmal, zıtlıkla gelen anlamı anlatır bildiğim kadarıyla.
    Açlık olmasa tokluğu, yorgunluk olmasa zindelik halini bilemezdik.
    Ancak mutlu olmanın tek tanımı, birşeyden yoksun kalıp güzele kavuşmak değil bence.
    Ben mesela, yaşlılık nedir bilmeden, sadece etrafımdaki yaşlılarla kendimi kıyaslayarak gençliğin ne büyük bir hazine olduğunu, gençken yaşamanın ne güzel şey olduğunu çok iyi biliyorum.
    Gene çevremdeki negatifliklerle kendi hayatımdaki güzellikleri kıyaslayarak mutlu olmasını çok iyi bilirim.

    Ancak bu da tek mutluluk değil, yaptığımız sporda olan, adım adım gelişme, ilerleme, kendi potansiyelini gerçekleşltirme de önemli bir mutluluk kaynağıdır.

    Zaten bence mutluluğun en uzun soluklu ve yaşama yayılmış hali, mutluluk projesi denebilecek şey, kişinin kendini gerçekleştirme yolunda attığı adımlardır.

    Maalesef ülkemizde kendini gerçekleştirme heralde on binde bir insanın hayalini bile ancak kurabildiği bir kavram, Maslow'un ihtiyaçlar piramidinin alt kademelerinin bir türlü üstüne çıkamayan (koşullar nedeniyle) insanlarımız, bir türlü ekonomik kaygıları aşarak kendini gerçekleştirme seviyesine yükselemiyorlar, ancak hayatın asıl anlam ve tadı işte o noktada çıkıyor.
    Alt seviyelerde MT'nin dediği gibi, bir kapıyı açtığınızda, karşınıza yeni kilitler çıkıyor, bir türlü bir üst persfektife çıkamadığınızda, hayatınız kapıları açıp yeni labirentlere girmekten ibaret olacaktır.

    Açık alana çıkıp, insanın kendi özünü bulup, yazarak, üreterek, bir eser oluşturarak (güzel işleyen bir şirket olabilir, insanlara yardım eden bir kuruluşta çalışmak olabilir), senaryo yazmak, resim yapmak, tanımadığı birilerinin hayatına özel bir dokunuş olabilir, hayat sıradan kaygıların ötesinde, çok büyük bir tatmine ve mutluluğa döneşebiliyor.
    Yani kendimizle bütünleşip burdan insana, insalığa yayılmak.
    Geyik gelebilir, öyle zaten, gündelik dertlerden kurtulamayan bizler için geyik, ama bunları aşmış adamlar için, halkın küçümsemesiyle, karnı tok olunca felsefe aşamasına ulaşılıyor.
    Gerçek mutluluk duyma ve mutluluk vermekde bu yüksek rakımlarda mümkün oluyor bence.
     
    Berkthagar ve aneximandros bunu beğendi.
  4. petsy
    Offline

    petsy Üye

    Katılım:
    28 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    66
    Beğenileri:
    43
    Ödül Puanları:
    28
    ihtiyaç icerisinde bulunmak ve iradenin isteklerini karşılayamamak acı ve istırap üretir buna mukabil insan htiyaçlarından daha fazlasına sahip oluncada can sıkıntısına yakalanır.can sıkıntısı öyle bir illettirki en az acı kadar belkide daha fazla insanı mutsuz eder yıpratır.hayatta acıdan ıstıraptan ne kadar yoksun olursan o kadar can sıkıntısının ağına düşersin ve seni acıdan daha cok hırpalar yorar. üstadın ifadesiyle nasılki insan bedeni atmosfer basıncından kurtulsaydı kaçınılmaz olarak patlayacak idiyse ihtiyac ve sıkıntının baskısı hayal kırıklıgı ve çabalarımızın boşa cıkmasının tazyikide hayatımızdan uzaklaştırılsaydı,her ne kadar patlama noktasına gelmesekte can sıkıntısında olebilir, kibrimiz ve guru rumuzda akıl almaz derecelere ulaşabilirdi.insanlar hayatında her istediğine hiç acı cekmeden hemen ulaşabilseydi hayatında hic kaygı ve tasa namına bir şey olmasaydı ya can sıkıntısından olurlerdi ya kendilerini asar yda birbirlerini oldururlerdi.ve kaderin onlara yazdığından daha büyük bir ıstırap ve acıya düşerlerdi.
    o halde her insan hayatın belirli dönemlerinde belli bir acı bir tasa ve bir kaygı bileşimine ihtiyaç duyar.mesala zengin bir cok insan kumar masalarında bütün servetlerine tek bir zar attıklarına şahit oluruz.evet servetlerini riske atarak onu kaybetmek korkusu yasarlar
    ve sonra o korkudan kurtulmanın sevincini yaşarlar.yoksa arzusuzluktan ve sıkıntıdan patlarlardı.demekki servetleri ve bütün isteklerin yerine getirilmesi onları can skıntısından kurtarmaya yetmiyo ve can sıkıntısından kurtulma adına onları kolayca riske edebiliyo ..

    o halde kısaca özetleyelim her insan hayatın belirli dönemlerinde belli bir acı bir tasa ve bir kaygı bileşimine ihtiyaç duyar yoksa can sıkıntısından patlama noktasına gelebilir kaldıki acının tabiatı keyfiyeti müsbettir.yani şöyleki acı insana unuttugu şeyleri ögretir.bir insanın kalp ritmini bozulması ona kalp saglığına dikkat etmeesini hatırlatır halbuki insan butun vucudunun saglığğına dikkat etmelidir ama klapte olan bir sıkıntı bu dikkati uyarır.bu itibarlada acı bize unuttuğumuz şeyleri ögretir.

    vakit cok gec oldu göz kapaklarım kapanıyo daha sonra derinlemesine yazalım

    son olarak konuya derinlik katacak yunusun bir şiiriyle bitireyim...



    Hoştur bana senden gelen:
    Ya hilat-ü yahut kefen,
    Ya taze gül, yahut diken..
    Kahrında hoş lutfun da hoş.

    Gelse celalinden cefa
    Yahut cemalinden vefa,
    İkiside cana safa:
    Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

    Cana cefa kıl ya vefa
    Kahrın da hoş, lutfun da hoş,
    Ya derd gönder ya deva,
    Kahrında hoş, lutfun da hoş.

    Gerek ağlat, gerek güldür,
    Gerek yaşat gerek öldür,
    Bu Aşık sana kuldur,
    Kahrında hoş, lutfun da hoş.
     
  5. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Petsy dediklerine katılıyorum, ancak herşeye sahip olmak aslında mümkün olmadığı için zenginlerin yaşadığı tatminsizlik onların hayatı algılama eksikliklerinden kaynaklanıyor.
    Geçen sene sinemalarda oynayan, başrollerinde, çok az ömürleri kalan 70 yaşında iki ihtiyarı oynayan, Jack Nicholson ve Morgan Freeman'ın oynadığı o güzel filmde, zenginliğin yaşam içindeki önemsizliği çok güzel vurgulanıyordu.
    Jack Nicholson Karun kadar zengin ve güçlü bir hastane zincirleri kralı, deli dolu ama duyarsız bir adamken, hastanede tanıştığı Morgan Freeman ise müthiş bir entellektüel birikim ve beceriye sahip, mütevazı bir araba tamircisini canlandırıyordu, duyarlı, temiz bir adamdı.

    Birinin gücü ve hayata bağlılığı, diğerinin ise entellektüelliği ve duyarlılığı onları ölüm yolunda birleştiriyordu.

    Jack Nicholson'da para inanılmaz olduğu için, dünyayı gezme düşleri ve yapmaya fırsat bulamadıklarını yapma arzularını tatmin ettiler.
    Ancak son aşamada,
    Morgan Freeman'ın,
    Hayatta mutlu oldun mu?
    Başkalarına gerçek mutluluğu verdin mi?

    Güzel sorular, insan çok zengin olabilir, ama sürekli kendim için ne yapabilirim derse bedbaht olur.
    Böyle dostlarım var, bir çevresine bakıp, ihtiyaç halinde birisine yardım etmeyi akıl edememiş.

    Gene Jack Nicholson, Schmidt Hakkında, ismindeki o güzel filminde, yaşlanmış, eşi ölmüş, kızı onu yük olarak görüyor.
    Herşey berbatken, Afrika'daki bir çocuğun eğitimini üstleniyor.
    Filmin sonunda, çocuğun Schmidt için yaptığı pastel boya resim geliyor mektupla.
    Schmidt hüngür hüngür ağlıyor.
    Çok güzel bir mesaj, mutsuzken bile tanımadığın birisinin hayatına dokunmak, ona birşey vermiş olmak ve bunun onun dünyasındaki yansımasını görmek.

    Hep ben, ben demenin anlamsızlığına dair güzel örnekler.
    Mutluluk bence zaten kendi içimizden çıkmadan kalıcı hal alamaz, sürekli ben diyerek ancak keyifli olunur, mutluluk için paylaşmayı bilmek, kendini dinlemekten fazla başkalarına duyarlı olmak çok önemli.
     
  6. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Emre, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre temel ve diğer basamakları halletmeden kalıcı mutluluğa gidilemez diyorsun. Yani maslow'un pramidinin ucuna bir beyaz bayrak diksek; işte burası mutluluk desek pek yanlış olmaz senin anlattıklarına bağlı olarak.

    Çevremizde birçok defa rastladığım parasız, pulsuz halk dilinde sürüngen olarak tabir edilen ve çektiği sıkıntıların ve sefaletinin dilden dile dolaştığı insanların mtlu olmaları gerçekten zor mu demek bu?
    Kesinlikle zor değil. Onlar maslov'un basamağına adım bile adamamışlar. Herşeyden yoksunlar. Gördüğün zaman yüzünde korku, hiddet ve yardım diler bir bakış görmek istiyor insan. Ama inan o kadar mtlu ve huzurlu ki onunla beraber sefalet çekesi geliyor insanın.
    Üniversite'de çok zor durumda olan arkadaşlarım var. 10 km. lik yolu hergün yürümek zorunda kalanlar, aileleri dağılanlar vs...
    Bence mutluluğu dışsal faktörlerden ne kadar uzak tutarsak o kadar mutlu oluruz gibi geliyor. Mutluluğu herhangi bir değişkene bağlar ve onun durumuna göre şartlarsan; binevi kendini onu görünce ya da elde elinde Pavlov'un şirin köpeği gibi klasik koşullanmaya uğratırsan mutluluğun kalıcılığından nasıl bahsedebilirsin. Asıl mutluluk içsel olmalıdır ve seni ebediyyen terketmeyen türden seçilmelidir.
    Zaman zaman mutsuzluk da tadılmalıdır elbet. Mutluluğun önemi için. Yaşadığın güzel günlerin, içinde huzur ve mutluluğun dieti olarak. Fakat istediğin zaman da o mutsuzluğu geri göndermeyi bilmelisin.
    Diğer alternatif de poliyannacılık olacaktır. Buna da kendini ne kadar alıştırıp can-ı gönülden inanabileceğin de mechul.
    Sözlerim kimseye değil; aklıma geldi gibi yazdım. Yanlışlarımı düzeltirseniz sevirim.
     
  7. petsy
    Offline

    petsy Üye

    Katılım:
    28 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    66
    Beğenileri:
    43
    Ödül Puanları:
    28
    içsel bir mutluluk; dış alemle bütün münasebeti kesip ice ait bir derinlik kazanmaktır.eet iradenin bütün isteklerine karşı gelmek bir başka ifadeyle istenç duvarını kırmakla içe ait bir derinlik, içsel bir mutluluk kazanılır çünki iradeninn isteklerini yerine getirememk veya fazlasıyla yerine getirmek insanı mutsuz edecektir.buna değişik felsefelerde ozelikle hint felsefelerinde nirvana diye ulaşılmaz bir makam olarakta goruruz.hatta islam tasaavvufundada bu olaya tesaduf edilir.

    mantıken dogru gibi gelebiliyo insana.insan ömrü boyunca bütün içe ait değerlerini yani boş vaktini zekasını yani özgürlüğünü hep şan şöhret makam mevki gibi dışa ait değerler için harcar.ve dış dünyaya ait kazanılan bu değerler bir gun sizi behemahal terkedecektir.bu sizi terkedecek dışa ait değerler için kendinize ait değerleri feda etmek ne kadar dogru bilemiyorum.

    şu dünyada insanın mutlu olabilmesi mumkün ve ihtimal dahilinde olmadıgını düsünüyorum.sınırları ve sonu olan olan plastik bir alemde sonsuz mutlulugu aramak ne kadar dogru bilemiyorum.belkide insan sonsuz bir yerlerden geldiği için veyada sonsuz bir varlıgın bir parcası oldugu için hep sonsuzluğu aramaktadır.sonsuz bir mutluluğu aradığı gibi.
     
    Berkthagar bunu beğendi.
  8. petsy
    Offline

    petsy Üye

    Katılım:
    28 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    66
    Beğenileri:
    43
    Ödül Puanları:
    28
    semavi bir din olarak kabul edilen islamda ,insanın yaratıcısı olarak kabul edilen allah yarattığı insanın
    nasıl mutlu olucagını islam dininin kutsal kitabı kabul edilen kuran da şöyle anlatır

    kalpler ancak allahı anmakla mütmain olur mutlu olur doyuma olaşır.

    belkide servetin samanın gücün kuvvetin gencliğin sevdiklerimizin bizden ayrılışı karsısında sonsuz bir guce inanmakla,
    her kaybedişin her yokolusun aslında bir baslangıc oldugunu goruruz .sonsuz bir aleme sonsuz bir dunyaya
    sonsuz bir mutluluga gidişin bir baslangıcı.yoksa kaybettiğiniz her seyin tesellisini nasıl bulabilirdinz
    insan sadece maddeye inanırsa sınırlı bir dunyası olacaktır cunki madde sınırlıdır o halde her seyin sınırlısını
    gorebilecektir.ama sonsuz bi guce inandıgı vakit su dunyanın sınırlarını cemberini ,zincirini kırıp atacaktır ve her seyin sonsuzuna ulasacaktır.belkide....
     
    Berkthagar ve salvadore_xp bunu beğendi.
  9. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    mutluluk
    hissetmektir...
    bence uzun açıklamalara gerek yok...
    mutluluk her zaman iyi hallerle gelmez...
    sizin mutlulugunuz baskasının mutsuzlugu olabilir...
    ama mutluluk güzel seydir...
    mutlu olmayı başarmak bundan çok daha özeldir
    en önemlisi...
     

Sayfayı Paylaş