Hızlı ve yavaş proteinler

Konusu 'Çeşitli Makaleler' forumundadır ve SEZER YZL tarafından 5 Eylül 2009 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen kişi sayısı 1 user .
  1. SEZER YZL
    Offline

    SEZER YZL Yeni Üye

    Katılım:
    17 Ekim 2008
    Mesajlar:
    885
    Beğenileri:
    479
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    istanbul
    Hızlı ve yavaş proteinler

    Whey ve soya proteinleri “hızlı” yani kana süratle karışan proteinlerdir. Bunun anlamı whey ve soya proteinlerinin alımından 30 dakika sonra kanda görülmeye başladığı, 45 – 120 dakikaları arasında kanda çok yoğun olarak görülmeleri ve takriben 3 saat sonra hemen hemen tamamen vücudumuzu terk ettiğidir. Serbest proteinler ( yani proteinleri oluşturan yapı taşları) hatta daha hızlıdırlar. Yani 15 dakika içinde kana karışarak en yoğun biçimde görülür ve 90 dakika sonra vücudumuzu terk ederler.

    Protein hidrolisatlarda (yani enzimler tarafından ön sindirimden geçirilen proteinler) çok hızlıdırlar. Yani zaman olarak amino asitlerle aynı sürelerde etki ederler.

    %94 protein ihtiva eden yüksek değerli Whey protein isolatelerde çok hızlıdırlar. Yani zaman olarak amino asitlerle aynı sürelerde etki ederler. Bu whey protein isolateler (WPI) üretim tekniği açısından kısa zincirli bioaktif peptidler içermeleri sebebiyle çabuk emilirler. %90 ve daha az oranlarda protein içeren WPI’ler bu bioaktif peptidleriiçermezler ve emilme hızları açısından Whey Protein Concentrate (WPC) ile kıyaslanabilirler. Bütün diğer proteinler yavaş yani kana çabuk ve yoğun karışmayan proteinlerdir. Bu proteinler takriben bir saat içinde kanda kendilerini gösterirler ve kandaki amino asit miktarı uzun bir süre zarfında kanda kaldıktan sonra yine takriben 6 – 8 saat sonra tükenir.

    Rand et al’in Meta analizine göre normal bir çalışma aktivitesine sahip bir yetişkin günde 0,8 gr / vücut ağırlığı (örnek 100 kg ağırlığındaki bir insan için 100 x 0,8 gr) proteinle protein ihtiyacını gidermiş olur. Sporcuları protein ihtiyaçları uzun yıllar boyunca tartışma konusu olmuştur. Bunun sebebi genellikle kısa süreler içinde yapılan araştırmalara dayanmaktadır. Bunun sonucunda 2,77 gr protein / vücut ağırlığı / gün (örnek 100 kg ağırlığındaki bir insan için 100 x 0,8 gr) gibi yüksek bir protein tedarikinin mukavemet sporcularında 1,2 gr protein / vücut ağırlığı / gün alımına kıyasla daha iyi bir azot tedarikine ulaşıldığı ispatlanmıştır. Buna karşın saf kas gelişimi (Lean Body Mass) açısından kayda değer bir fark tespit edilmemiştir. Aynı zamanda sporcuların yüksek dozda protein alımına kendilerini alıştırdıkları ve vücutlarının bu proteini daha ziyade kas yapımında değil enerji olarak değerlendirdiği görülmüştür. Bu ve benzeri sorular ideal protein tüketim miktarı hakkındaki soruyu cevapsız bırakmıştır. Gerek yüksek doz gerekse dengeli bir protein beslenmesi tercih edilebilir.

    Falvo et al, Vukovich et al ve Burke et al’in son uzun zaman araştırmaları mukavemet sporcularında yüksek dozda protein tüketiminin daha fazla kas gelişimine sebep olduğunu ortaya koymuştur. (zaten sporcular bunun çok önceden farkına varmışlardı)

    Günlük protein ihtiyacı sorusu gibi proteinlerin sindirilme hızları da yani whey protein isolate ve soya proteininmi yoksa yavaş sindirilen örneğin caseininmi vücudun genel protein dengesi için daha iyi olduğudur. Eski araştırmalar whey proteinin farklı casein oranlarında kullanılması halinde kanda bulunan amino asit ve L-Leucine değerlerini karşılaştırırlardı. Daha sonraki araştırmalar serbest amino asitlerle whey proteini ve caseini karşılaştırarak bunun ötesinde serbest amino asitlerle whey proteinin 3 saat içinde bir kerede veya birkaç seferde alınması arasındaki farkı karşılaştırırdı.

    Bugünkü bilgi seviyemize göre gerek sindirim hızı gerekse amino asitlerin içeriği yani kalitesi vücudumuzun net protein oranına doğrudan etki eder.

    Ayrıca çabuk sindirilebilen yani çabuk emilen, içeriğinde yüksek oranlarda EEA, BCAA ve her şeyden önce LLeucine (yani yüksek kaliteli protein) ihtiva eden proteinleri uzun süre düzenli olarak ve küçük miktarlarda almak en faydalı olan tüketim şeklidir.

    Bu durumda protein sentezi en hızlı şekilde gerçekleşir ve protein azalması casein tüketilmesi durumundakine eşittir. Bu da sonuçta en iyi net protein oranını teşkil eder. BCAA’lar ve özellikle L-Leucine burada çok önemli bir rol oynamaktadır. BCAA’lar sindirim sisteminde emilmez ve karaciğerde tekrar modife edilerek doğrudan kas protein sentezine katılmak üzere kana karışırlar. Bunun yanı sıra L-Leucine yüksek dozda protein alan organizmamız için protein sentezini destekleyen bir uyarıcıdır. (Daha sonra bu konuya detaylı gireceğiz)

    Biraz evvelki görüş ayriyeten karbon hidrat ve yağ alınmadığı varsayılarak yapılan protein tedariki için geçerlidir. İlave enerji kaynaklarının tüketilmesi halinde bile whey protein ve soya proteini gibi hızlı proteinler caseinden üstündürler. İlave enerji kaynaklarının protein sentezi üzerinde belirgin bir etkisi tespit edilmemiş olmakla birlikte (anlaşılan gerçekten protein kalitesinin önemi büyük) proteinin sindirim sisteminde emilmesi oranı ilave karbon hidrat ve yağ tüketimi üzerine düşmüştür. Casein’de bu düşüş çok az olmuştur. Bu konuya da daha sonra değineceğiz.

    Kuvvet antrenmanının hızlı ve yavaş proteinlerle amino asitlerin kinetiğini nasıl etkilediği bilgisi yeni bulgular arasındadır.

    Bunun sonucunda antrenman için protein yani amino asitlerin en ideal ne zaman alınması gerektiğini öğrenebiliriz. Söz konusu araştırmalarda bütün vücut protein sentezi (WBPS) ve kas protein sentezi (MPS) gözlemlenmiştir.

    Bu araştırmaların sonucunda kuvvet antrenmanının bütün vücut protein sentezini desteklediği ve bu etkinin antrenman sonrasında zamanla sona erdiği göülmüştür.

    Kandaki amino asit konsantrasyonu antrenmandan hemen sonra veya kısa süre sonra amino asit tüketilmesini veya amino asit enjekte edilmesini müteakip antrenman öncesi ve antrenmandan saatler sonra aynı seviyede kalmıştır ama kas hücrelerine giden kan miktarında normale kıyasla %645 -/+ %5 oranında artış görülmüştür. Bunun sonucunda antrenmandan sonra kas hücrelerine giden amino asit miktarı normale kıyasla %30 – 100 oranında artmıştır.

    Her ne kadar yaşlı ve kuvvet sporuna yeni başlayan sporcular üzerinde yapılsa da antrenmandan hemen sonraki süre diliminin ne kadar önemli olduğunu Estmark et al araştırması göstermektedir. Sadece 10 gr protein artı 7 gr karbon hidrat artı 3 gr yağ tüketimi yaşlı beylerin dinamik güçlerinin %46, isokinetik kuvvetlerinin %15 artmasına yol açmıştır. Aynı malzemelerin antrenmandan 2 saat sonra tüketilmesi halinde ise dinamik kuvvetin sadece %36 arttığı görülmüştür.

    10 gr protein artı 8 gr karbon hidrat artı 3 gr yağın antrenmandan hemen sonra ve 3 saat sonra tüketimini öngören Levenhagen et al araştırması da çok ilginç sonuçlar vermiştir. Burada ön bacak kaslarındaki protein sentezi gıdaların erken alındığı durumlarda 3 saat sonra alınmasına kıyasla 3 kat daha fazlaydı. Bütün vücudun protein sentezi katkıların erken alındığı hallerde 3 saat sonra alınmasına kıyasla daha yüksekti. Buna ilaveten glutaminin kandaki plasma konsantrasyonu katkıların erken alındığı hallerde daha yüksekti. Kasların glikoz alımı katkıların erken alındığı hallerde geç alınmasına kıyasla 3,5 kat daha fazladır. Yani dinlenmiş durumda alınması ile antrenmandan 3 saat sonra alınması arasında bir fark yoktur.
    Anlaşılan karbon hidratların antrenmandan hemen sonra tüketilmesi amino asitlere kıyasla çok daha önemli.

    Son alınan sonuç sadece mukavemet sporcuları için değil aynı zamanda da kuvvet sporcuları için de önemlidir. 1 gr glycogen başına kaslarımızda 2,7 gr su depolandığı bilinen bir gerçektir. Hücre hidrasyonunun kas protein sentezi için önemli bir düzenleyici olduğu da bilinir. Bu etkinin yukarıda bahse konu olumlu protein sentezine katkıda bulunmuş olabileceği de akla gelmektedir.

    Protein ve amino asitlerin antrenmandan önce alınması neredeyse antrenmandan sonra alınması kadar önemlidir.

    Normalde yani antrenmandan önce katkı maddesi alınmaması ve antrenmandan sonra alınması durumunda antrenman boyunca net protein bilançomuz olumsuzdur.Antrenman sebebiyle artan protein kaybı sonucunda
    Protein sentezi de antrenmandan sonra hızla yükselmek üzere dinlenmiş haldeki protein sentezi seviyesinin bile gerisine düşmektedir.

    Tipton et al araştırması antrenmandan önce (Pre- supplementing) katkı maddesi alımasının bu durumu tersine çevirebildiğini ve hatta kanın kas hücrelerine ulaşması bazında ilginç avantajları olduğunu göstermiştir.

    Bu araştırmada 6 gr esansiyel amino asitle 35 gr şeker karışımı antrenman öncesi (Pre-Training Supplement) ve antrenman sonrası (Post Supplementing) alınarak kullanılmıştır.

    Bacak kaslarına giden kan miktarı Pre-Takviyesiyle %325 oranında Post-Takviyesiyle ise sadece %201 oranında artmıştır. Bunun sonucunda kana giden Phenylalanin (bu amino asit Trigger olarak ölçülmüştür) miktarında Pre-Takviyesiyle %650 oranında Post-Takviyesiyle ise %250 oranında artmıştır. Bacak kaslarının Phenylalanin emilimi Post-Takviyesine kıyasla Pre-Takviyesinde % 160 daha yüksek olmuştur. Protein bilançosu Pre-Takviyesinde daha antrenman esnasında artmış Post-Takviyesinde ancak antrenmandan sonra artmaya başlamıştır.

    Tipton araştırması genellikle yanlış değerlendirilerek sporculara antrenman öncesi katkı maddesi alınması tavsiye edilmektedir. Bu esasen yanlış değildir ama doğru olduğunu söylemek de mümkün değil. Bu konu hakkında yapılan Meta Analizi protein sentezinin yoğun bir antrenman programında başta çok yoğun daha sonra biraz daha yavaş olmak üzere düzenli olarak 48 saat sürdüğünü bu esnada protein kaybının çok olduğunu göstermektedir.

    Vücut protein dengesinin olumsuza dönmemesi için bu süre zarfında ve antrenmanı takip eden iki saat içinde gıda ve özel proteinler alınmalıdır. her şeyden önce protein ve karbon hidrat antrenmandan sonra da en az iki saat boyunca tüketilmelidir çünkü bu süre içinde beslenme sistemimizde anabol bir etki oluşacaktır. Bu süreden sonra (ki bu süre anabol pencere olarak da tanımlanmaktadır) normal beslenmeye geçilebilir. Ancak iyi bir protein beslenmesinin kuvvet ve kas gelişimini olumlu etkileyeceğini unutmamak gerekir.

    Kısacası Pre-Takviye yöntemi bir alternatif olmayıp sadece vücudun antrenmandan sonra değil önce ve antrenman süresince de özümlemenin desteklenmesi için bir imkandır. Hatta 3 saat boyunca (ki Tipton testlerinin sonuçları antrenman bir saat ve antrenman sonrası iki saat olmak üzere toplam 3 saat boyunca bir anlam ifade eder) vücut özümlemesi anabol etkiye kıyasla daha iyidir. Ayrıca antrenman öncesi takviye alınması suretiyle daha yoğun bir antrenman programı takip edilmesi mümkündür fakat esas bu durumda antrenman sonrası takviyenin önemi azalacağına daha da artmaktadır. Gün boyunca hangi proteinin hangi miktarda ve ne zaman alınması gerektiği sorusu herhalde artık
    cevaplandırılmıştır.

    Birçok araştırma esansiyel amino asitlerin (EEA) hücre dışı konsantrasyonunun protein sentezini yönlendirdiğini göstermiştir. Temel olarak düşük bir EEA konsantrasyonu kas protein sentezinin olamayacağını sinyalize eder çünkü vücutta yeteri miktarda amino asit yoktur. Ancak yüksek bir EEA konsantrasyonu da kendiliğinden kas protein sentezini ateşler demek değildir.

    Örneğin vücuda EEA enjekte edilmesi halinde EEA konsantrasyonu ve buna bağlı olarak protein sentezi ilk başta belirgin bir şekilde artar ama 2 saat sonra ilk başlangıç noktasına geri düşer.

    Başka araştırmalar hücre dışı EEA konsantrasyonunun yoğunluğunun değil daha çok düzenli olarak arttırılmasının protein sentezini iki saate kadar uzatabildiğini göstermiştir. Anlaşılan EEA konsantrasyonunu minimum miktarda tutarak arttırmak sonra tekrar arttırmak üzere düşürmek en doğrusu.

    Bu iniş çıkışlara ancak hızlı proteinler veya serbest amino asitlerle ulaşılabilir. Casein türü yavaş bir protein de EEA konsantrasyonunu ihtiyacımız olan en düşük seviyede tutabilir ama bunu normal bir beslenme de yapabilir.

    Bu bağlamda Paddon Jones et al araştırmaları 15 gr serbest EEA artı 30 gr Maltodextrin karışımının öğünler arasında (öğünler dengeli olmalıdır)alınması halinde kandaki azot miktarını hiç takviye alınmamasına kıyasla %25 oranının arttırabildiğini göstermiştir.

    Bu bilgiler yepyeni bir protein kalitesi tarifi yapmamızı gerektiriyor.Biyolojik değer (BV),Chemical Score,Protein Effiecency Ration (PER),Protein digestibility corrected amino acid score(PDCAAS)gibi standart kalite kriterleri kuvvet sporcusu için pek önemli değildir. Kuvvet sporcuları için önemli olan yüksek EEA ihtivası ve dağılımı(burada L-Leucine ihtivası önemlidir)ile esansiyel olmayan amino asitlerin örneğin arginin ve glutamin önemlidir.

    Değişik protein çeşitleriyle serbest amino asitlerin karışımı veya her ikisinin birbirleriyle karışımları ile bu tip EEA açısından zengin ve aynı zamanda dengeli takviye karışımları elde edilebilir. Ancak bu tip karışımları elde
    etmek için biraz da bilgi gerekmektedir aksi takdirde kas protein sentezini değil organizmanın kendi protein sentezini destekleyen bir karışım elde ederiz.

    Bu yeni bulgular genellikle yüksek fiyatları veya olumsuz haber meraklılarının propagandaları sonucu geri plana düşen serbest EEA karışımlarını yeniden gündeme getirdi. Bu ürünler sporcular arasında çok
    sevilmelerine rağmen çoğunlukla yanlış kullanıldı (infüzyon şeklinde örneğin) veya protein lobileri tarafından kas ve güç yapımı için yetersiz olduğu şeklinde algılanması sağlandı. Bugünkü bulgular ve dramatik bir
    biçimde düşen fiyatlar bu tip ürünleri kısa sürede tekrar gündeme getirecektir.

    Protein ve amino asitlerin karbon hidrat ve / veya yağlarla kombinasyonları da yakından araştırılmaktadır. Bu araştırmalarda kalorisi az diyetlerde yüksek yağ oranlarının kandaki azot dengesini yüksek bir karbon hidrat
    seviyesine oranla daha olumlu etkilediği görülmüştür. Bir karenz diyetinden normal beslenmeye geçer geçmez aldığımız gıdalarda daha çok karbon hidrat mı yoksa yağmı bulunduğu bir rol oynamaz. Her iki durumda da protein sentezi sırasında yağda ve karbon hidratlarda gözle görülür bir değişikliğe rastlanmazken protein azalması düşer.

    Buna rağmen yüksek seviyeli antrenmanlarda karbon hidratların yağlardan çok daha önemli olduğunu unutmamak gerekir.Jacobs el al kandaki Glikojen eksikliğinin gerek yavaş gerekse hızlı işleyen kas hücrelerinde bir kas yorulmasına sebep olduğunu tespit etmiştir.

    Bu durum yoğun çalışan atletlerde kas kaybına ve yeni spora başlayan gençlerde kas oluşmamasına yol açabileceğinden dolayı çok ciddiye alınmalıdır

    Kopman et al karbon hidratların (0,3 gr / 1 kg x vücut ağırlığı / saat), Karbon hidrat artı hızlı proteinlerin (0,2 gr / 1 kg x vücut ağırlığı / saat) ve karbon hidrat artı hızlı protein artı L-Leucine’in ( 0,1 gr / 1 kg x vücut ağırlığı / saat) etkisini protein sentezi, plasmaensülin, ve amino asit reoksidasyonu bağlamında gözlemlemiştir.

    Sadece karbon hidrat alınması durumunda net protein bilançosu olumsuz çıkmıştır. Buna karşın amino asit oksidasyonu ve protein azalması yüksek olmuştur. Protein sentezleme oranı değişmemiş ve plasmaensülin normal çıkmıştır.

    Karbon hidrat artı protein takviyesinde net protein bilançosu olumlu çıkmıştır. Buna karşın amino asit oksidasyonu ve protein azalması düşük, protein sentezlemesi olumlu ve plasma ensülini sırf karbon hidrat alınan opsiyona kıyasla dikkate değer derecede artmıştır. (halbuki çok daha az karbon hidrat tüketilmiştir) Karbon hidrat artı hızlı protein artı L-Leucine beslenmesinde ise bütünd eğerler diğerlerine oranla belirgin bir şekilde iyi sonuç vermiştir. Halbuki burada 0,2 ve 0,3 gr yerine sadece 0,1 gr takviye kullanılmıştı. Bu araştırma Leucine’nin düşük protein oksidasyonunun yanında ensülin salgılanması, protein bilançosu ve protein sentezlemesi üzerindeki olumlu etkisini daha önce belgeleyen diğer araştırmaları da teyit etmektedir. Yüksek ensülin değerlerinin protein veya amino asitleri, karbon hidrat ve creatinin vücutta depolanmasına benzer şekilde depolayıp depolamadığı sorusu yeni yapılan Biolo et al araştırmasına rağmen evet şeklinde cevaplandırmak gerekir.

    Biolo et al ensülinin vücudun dinlenme anında protein sentezini olumlu etkilediğini fakat bunu bir müddet sonra antrenman esnasında sabit tutamadığını tespit etmiştir. Fakat bu araştırmada antrenmandan sonra
    deneklere amino asit veya protein katkısı verilmemiştir. Bu sebeple muhtemelen kanlarındaki amino asit oranı çok düşüktü. Bu şekilde ensülin etkisinden verim alınamamış oldu. Hiller el at örneğin Hypinsulemia’nın (yani plasmada yoğun miktarda ensülin bulunması) buna paralel olara amino asitlerin kanda yüksek miktarda bulunması durumunda protein sentezinin “greatly” arttığını tespit etmiştir.

    Ivy et al karbon hidrat ve protein kombinasyonlarının ensülin reaksiyonunu protein veya karbon hidratın tek başına yapacağından daha belirgin bir şekilde arttırdığını ispat edebilmiştir. Bu ensülin etkisi sporcular tarafından arzu edilen proteinin kas kütlesi şeklinde muhafaza edilmesi bakımından creatine ve karbon hidrat kadar takdir edilir.

    Normal beslenme yoluyla alınan protein ve amino asit tüketiminin sonuçları ile katkı maddesi kullanılması arasındaki fark karşılaştırılmıştır. Paddon - Jones et al daha önce de bahsettiğimiz araştırmalarında toplamda 180 kaloriye eşdeğer 30 gr Maltodextrin artı 15 gr esansiyel amino asitlerden (EEA) oluşan bir katkı maddesine ilaveten 15 gr esansiyel olmayan amino asit artı 850 kalori içeren bir öğün yemeğin etkisini anabol etkileri açısından gözlemlemişlerdir. Burada suplement katkısının etkisi normal öğüne kıyasla çok daha fazla olmuştur. Bilim adamları gıdaların içerisinde gizli bir takım maddelerin amino asitlerin anabol etkisini azalttığından şüphe ediyorlar. Bunun gıda maddelerinden EEA’ların daha yavaş emilmesinden kaynaklanabileceği mantıklıdır. Ancak EEA’ların kana yavaş karışması demek bunların bağırsak, ciğer vs. tarafından daha yüksek miktarda emilmeleri demektir ki bunun sonucnda kas dokusu için geriye pek az EEA kalır. Her hal ve akarda çabuk emilen EEA’lar kas dokusunda daha fazla bulunmakta ve protein sentezlemesini desteklemektedir.

    Bu araştırmadan olayın kalori boyutuyla da ilgili bilgi edinebiliriz. Anlaşılan protein-amino asit karışımları proteini kas proteini şeklinde muhafaza etmekte normal gıdalara kıyasla daha etkili.

    Gıda takviyesi karışımlarının bir diğer avantajı üreticilerinin – gıda takviyesi üreticilerin gerekli know how’a sahip olmaları şartıyla – proteinin yapısını, moleküler ağırlıklarını ve amino asit bileşimlerini kontrol edebilmeleridir. Bu tip ürünler değişik proteinlerden örneğin peptidlerden, serbest amino asitlerden oluşabilir veya örneğin beta ecdysteron, 3-OMethylDChiro_Inositol karıştırılarak proteinlerin anabol etkisi arttırılabilir. Üretici iyi bir ürüne sahip olmak istiyorsa (ki maalesef çoğunlukla bundan bahsetmek mümkün değildir.

    Genellikle konu hakkında bilgi sahibi olmayan birisi için ucuz bir ürün iyi gibi görünebilmektedir. Paketlerin üzerinde Hydrolysat, Peptid, Isoate vs. gibi içeriklerden bahsedilir fakat gerçekte ürünün içinde bu maddelerden çok az miktarda bulunmaktadır. Bu konuda teknolojik imkanlar neredeyse sınırsızdır.

    Proteinlerin seçiminden başlayarak, hidrolisatlar, protein fraksiyonları, seçilmiş bioaktif peptidler, beta ecdysteron, pinitoli enzimler gibi ilave katkılar vs. ürünün amino asit bilançosuna ve moleküler ağırlığına
    ciddi etki yaparlar (moleküler ağırlık proteinlerin hızı veya yavaş olarak adlandırılmalarında önemli bir etkendir) bu şekilde ürün mümkün olan en yüksek anabol etkiyi elde etmek üzere bir anlamda dizayn edilebilir.

    AnaXProtein Complex ve Whey Protein Isolate Complex adlı ürünlerimizde Aralık 2006 itibariyle elde mevcut bütün teknolojik imkanlar kullanılmıştır. Şu anda bahse konu ürünlerdeki EEA ve BCAA miktarlarını arttırmanın ürünlerin anabol etkilerini srttırıp arttırmayacağını bilmediğimiz için 2007 yılı içinde bu yönde araştırmalar ve deneyler planlanmaktadır.

    Her bir protein ve amino asit katkısının protein sentezlemesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Daha önce bahsettiğimiz birçok araştırmadan anlaşılacağı üzere esansiyel amino asitlerin (EEA) miktarının arttırılması kas protein sentezlemesini desteklemektedir.

    Araştırma 6 gr esansiyel amino asitin 70 kg vücut ağırlığına sahip bir sporcuya 3 gr alınmasına kıyasla iki misli etki yaptığını fakat alınan esansiyel amino asit miktarının arttırılması durumunda bu sefer esansiyel amino asitn etkisi zamanla azalmaktadır.

    Buna rağmen esansiyel amino asitlerin ağız yoluyla alınması durumunda gerçekçi sonuçlar elde edebilmek için Bornsheim et al in infüzyon araştırması ile Tipton et al in araştırmalarını kyaslamak gerekir. Esansiyel
    amino asitlerin ağız yoluyla alınması durumunda (proteinlerin çeşidine ve hızına göre de değişmektedir) bağırsak ve ciğer tarafından emilme oranları % 20 - 90 arasında değişmektedir. Sadece arta kalan miktar kas dokusuna ulaşmaktadır.

    Tipton ve meslektaşları ağız yoluyla alınan 40 gr EEA’nın, 20 gr EEA artı 20 gr NEEA alınmasına kıyasla daha fazla anabol bir etki yapmadığını görmüşlerdir. Demek ki EEA’ları ağız yoluyla almak en uygun yol değildir.
    Dangin ve meslektaşları 22 gr whey protein artı 33 gr casein ile 33 gr whey proteini tüm vücut protein bilançosu bağlamında incelemişlerdir. Araştırma sonuçları 33 gr whey proteinin 70 kg vücut ağırlığına sahip bir sporcuda en olumlu etkiyi yaptığını göstermiştir. 100 kg vüut ağırlığında bir sporcu için bu miktar 50 gr whey proteindir.

    Bu bölümde değindiğimiz araştırmalar en fazla etkiyi elde etmek için kullanılması gereken en uygun protein miktarını nihai olarak tespit etmemiz için yeterli değildir. Burada sözkonusu olan beta ecdysteron, creatine, enzimler, EEA ve Leucine ilavelerinin ne kadar sıklıkla alınması gerektiği sorusunun cevaplandırılmasıdır.

    KAYNAK:Gıda Müh. Sevda ÖZALBAYRAK
     
    Akay, slymnasye ve Achilles1980 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş