Gerçekten Depresyonda Misiniz?

Konusu 'Çeşitli Makaleler' forumundadır ve saydam tarafından 8 Mayıs 2006 başlatılmıştır.

  1. saydam
    Offline

    saydam Özel Üye

    Katılım:
    4 Eylül 2004
    Mesajlar:
    7.079
    Beğenileri:
    1.905
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    serbest
    Yer:
    Academic Sport Center
    Aradan yıllar geçip, azar tonlamaları unutulunca, geriye kalan bu türden özdeyişler önem kazanır. Yaşam size, bu sözlerin önemini kanıtlamak ister gibidir adeta ve kanıtlar da. Yukarıdaki söz son yıllarda yeterince söylenmiyor mudur nedir, ağızdan çıkanları kulaklar pek duymaz oldu!

    Bunun psikolojik açıdan verdiği zararlar görmezden/duymazdan gelindi ve hatta küçümsendi. Oysa insan, dış dünya ile olduğu gibi, kendisiyle ilişkisini de "dil" aracılığıyla kurar. Kullandığınız dil, anlaşılır ve anlamlı değilse ve/veya yanlışsa kendinizi yanlış anlar ya da anlayamazsınız. Dolayısıyla dış dünya ile ilişkilerinizde de, talep ettiğiniz doygunluğu yaşayamazsınız.

    O halde öncelikle, ağzımızdan çıkanlar nelermiş, onlara bir bakalım: "Çok fena depresyona girdim!" "Dep'teyim..." ("dep" depresyonun kısaltmasıymış!) "Bende depresyon var." "Acayip panik yaptım!" "Bende panik -atak- var." "Birden panik oldum!"...

    Bu ifadeler iyi niyetle, ancak yanlış bir şekilde kendilerini ifade etmeye çalışan insanlara ait. "Kal geldi", "oha falan oldum", "psikopata bağladım" vb. gibi ucube söyleyişleri (bunlara cümle veya ifade demeye dilim varmıyor!) ve Türkçe yanlışlarını burada konu etmek istemiyorum. Ancak şu bir gerçek ki, dil, düşünceyi belirler. Bu şekildeki ifadeler, kendinizi de böyle algılamanızı sağlayacaktır.

    "Depresyon" 90'ların başında, bir hastalıktan ziyade, bir sözcük olarak girdi dilimize ve moda oldu. 'Bunaldım', 'canım sıkkın', 'keyfim yok' gibi bizden ifadeler, ruh hallerimizi yeterince yansıtmadığından itibar kaybetmiş değil; 'depresyon', 'şok', 'panik' vb. sözcükler topluma pompalandığı ve popülerleştirildiği için, bunlar rağbet gördü. Ancak o ifadeler itibar kaybederken, insanlar da kendilerini anlayıp anlatabilecekleri, çok kıymetli sözcüklerini kaybettiler.

    Öte yandan bu psikoloji (psikopataloji) terimlerinin içi, (az bilinenin bünyesinde barındırdığı muğlaklık sebebiyle) doğal olarak eksik ve yanlışlarla dolduruldu. Yani artık şık "depresyon" sözcüğünün ve onun her bir "şey"i kapsayan içeriğinin yanında, bizim "bunalım" hiç kalıyordu! Hem bunalım hastalık bile değildi; ama depresyon öyle mi ya! Onun ilacı (hapı) bile vardı. "Bunalımdayım" deyince, biraz dinlenmeyi, boş vermeyi öneren eş-dost, "depresyona girdim" deyince panikleyip(!), hemen psikoloğa/psikiyatra götürüyorlardı insanı. Üstelik "hasta" bir insana gösterilmesi gereken sabır ve özeni de gösteriyorlardı!

    Artık depresyonunuz olup olmadığını gazete eklerindeki anketlerden öğrenebilir, "I love depression" rozetlerini oranıza buranıza takabilir, hatta şarkısını söyleyebilirsiniz!

    Ama(n)!..

    Yapmayın arkadaşlar! Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun. Depresyon, her şeyden önce psikopatalojiye ait bir terimdir. Bırakın da -eğer gerekiyorsa- bu tanıyı size bir uzman koysun. Sizin yapmanız gereken duygularınızı anlamaya ve kendinizce ifade etmeye çalışmaktır. Kendinizi üzgün, ümitsiz, çaresiz ya da karamsar hissettiğinizi paylaşabilirsiniz örneğin. Ancak bunları hissetmeniz de, depresyon geçirdiğinizi söylemek için yeter koşul değildir. Bu ruh halinin uzun sürmesi, kişinin elinden geleni yaptığı halde bu olumsuz duygu ve düşüncelerle baş edememesi, bireysel, sosyal ve mesleki yaşamının sekteye uğraması gibi ölçütlerle tanılanan "depresyon"un, farklı kategorileri vardır.

    Kısacası öyle zırt pırt girilip çıkılacak ve insanın kendisini tanımlamaktan hoşlanacağı bir "şey" değildir. Bu hastalığın içerdiği bazı duygu hallerini, zaman zaman yaşayabilirsiniz elbette; ama kendinizi hemen hasta ilan etmek yerine, önce düşünmenizi ve sevdiklerinizle paylaşmanızı (ağlanıp sızlanma demiyorum; paylaşma!) öneririm.

    "Panik" sözcüğünün de benzer bir serüveni var ve benzer gerekçelerle de dikkatli kullanılmalı. Beklenmedik uyaranlarla karşılaştığımızda, bir dizi psikolojik ve fizyolojik tepki veririz. Bunun karşılığı bizim dilimizde "heyecanlandım"dır ('heyecan yaptım' değil!). Panik ise deprem, yangın, kaza vb. durumlarda yaşanan bireysel ve toplumsal duygu halinin adıdır. Oysa günümüzde, -afetlere de tanık olmamıza rağmen- en sıradan uyaranlar karşısında hemen "panikleyen/panik olan(!)" bir toplum olup çıktık! Tamam pek soğukkanlı insanlar değilizdir ama, panikle heyecanı birbirinden ayırt edebilecek denli gelişmiş bir duygusal yelpazeye de sahip bir toplumuz ('toplumduk' mu demeliyim!). "Panik atak" ve "panik rahatsızlığı (panic disorder)" ciddi psikopatalojik sorunlardır. Bu hastalıklarda, paniği yaratacak bir uyaran olmaksızın, paniğin yarattığı tüm reaksiyonlar yoğun olarak hissedilir. Psikolojik terapi ve psikiyatrik tedavi gerektirir. Bu nedenledir ki, duygularınızı abartarak ve onlara yanlış adlar koyarak, bazı semptomları (hastalık belirtileri) tetiklememenizi öneririm.

    Dilinize pelesenk olmuş bu "hastalık adları"nı bir an önce duygu/düşünce dünyalarınızdan temizleyiniz. Aksi halde bu hastalıklar daha da meşrulaşarak yaygınlaşacaklar! Kendi kendinize başa çıkamadığınızı düşündüğünüz durumlarda, öncelikle "terapi" adıyla yaygınlaşan "psikolojik sağaltım" da diyebileceğimiz yönteme başvurunuz. Ancak gerekli ise, psikiyatrik yardım almalı ve ilaç kullanmalısınız.

    Unutmayın, psikolojik hastalıkların sağaltımı (iyileştirilmesi), sağlığı korumaktan çok daha zahmetli ve pahalı bir süreçtir.

    Ve dil -yanlış kullanıldığında-, sandığınızdan daha kalleş bir tuzak, daha tehlikeli bir düşman olabilir.
     

Sayfayı Paylaş