Genetiğin (Kalıtsal Mirasın) Vücut geliştirmedeki etkileri

Konusu 'Vücut Geliştirme & Fitness' forumundadır ve smltncr tarafından 7 Nisan 2009 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 6 üye.
  1. smltncr
    Offline

    smltncr Yeni Üye

    Katılım:
    6 Kasım 2008
    Mesajlar:
    575
    Beğenileri:
    214
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Denizli
    Bilmem hiç 4 metrelik bir adam gördünüz mü? Ben şahsen görmedim. Gören olduğunu da pek sanmıyorum. Neden ? Çünkü insan anatomisi buna göre programlanmamış. Bugün biraz genlerden bahsedeceğim.
    Uzun yıllar boyunca hiç görünür kasım olmadı. Bütün çocukluğumda ve ergenlik çağımda hiç kaslanamadım. Babamda benim gibidir. Genetik miras sanırım. Hep şöyle bir yanılsamaya düştüm babamın kasları olmadığı için benimde kaslarım çıkmıyor. DITTT yanlış cevap. Kaslarım yok çünkü o kasları çalıştırmadım.
    Spor salonuna basladıkdan 2 ay sonra kollarımda yeni oluşan kasları görüp hayretlere düştüm. Aslında bu kaslar yeniden oluşmadı doğduğumdan beri ordaydı fakat çalıştıkça çıkdı. “Çalışan demir pas tutmaz” misali çalıştırılan organda gelişir.
    Burda genetik bizim önümüzde engel değil gibi dursa da aslında tek engelimiz genetiğimiz. Ne kadar çalışırsak çalışalım bir kasın ne kadar büyüyebileceği aslında hücrelerimizde kodlanmış durumda. Ne kadar uzayacağımız ne kadar kilo alabilceğimiz.
    Bazı insanlar pek çalışmasada daha çabuk kaslanabiliyorlar bence. Bu genetik bir faktör. Benim gibi şanssız insanlar ise bu açığı daha çok çalışarak daha iyi beslenerek daha fazla ter dökerek kat etmek zorundalar. Bir insanın alacağı protein miktarı midesinin genişliğiyle sınırlı. Bu yüzden yeni sporcu yiyecekleri yağdan arındırılmış protein tozları geliştiriyor. Şu anda bunları kullanmıyorum ama sanırım bir yere gelince mecburiyet söz konusu olacak.
    Ben vücut geliştirmenin doğal kalmasından yanayım. Ne çok fazla ne de eski çöplük halim.
    Diyeceğim son olarak çalışın çalıştıkca kaslarınız daha çok gelişecekdir ama her zaman bir sınırınız olacak bunun farkında olmanızı istediğim için yazdım bu yazıyı.
    Limitlerinizi bilin.! Benimkine daha çok var hayde çalışmaya
    http://www.vucutakademi.com/genetigin-kalitsal-mirasin-vucut-gelistirmedeki-etkileri.php
     
  2. tolgahan
    Offline

    tolgahan Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2008
    Mesajlar:
    33
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    ben tam olarak katılmıyorum buna.Tabiki herkezin bi sınırı var.Ama bu sınıra erişmek bence çook uzun zaman alır ve erişip erişememe düşüncesi yanıltıcı olur.Karşımıza çıkan her engelde " benim sınırım bu mu acaba" düşüncesi bizi farklı şeyler denemekten alı koyup bırakmaya kadar götürür bu sporu.
    Ben ki bu spora başlamadan önce dar omuzlu,küçük gögüs kafesli ve ince kemikli 65 kilo biriyken şimdi 90 kilo iri kemikli geniş omuzlu cüsseli adamlardan daha dolgun gösterebiliyorsam ve daha güçlüysem bu benim genetiğime karşı elde ettiğim büyük bi başarıdır.Tabi benimle aynı eforu sarf etmiş iri kemikli adamlar benden daha dolgun gözüküp daha güçlü olabilirler ama bu eforu sarf etmeye çalışacak çok fazla insan yok,en azından benim çevremde...bu da kendi genediğime karşı en büyük silahım dumbelllls
     
    SCHWARZXXL bunu beğendi.
  3. smltncr
    Offline

    smltncr Yeni Üye

    Katılım:
    6 Kasım 2008
    Mesajlar:
    575
    Beğenileri:
    214
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    Denizli
    tolgahan konuyu çok farklı yerlere saptırmışın tabiki bir insanın genetik sınırlarına ulaşması uzun yıllar alır karşımıza çıkan her engelde genetik sınırlarımıza ulaştığımız anlamına gelmez sen hiç 200 kg lık yağ oranı %0, 80 cm kolu olan bir vücutcu gördünmü gördüğünü sanmıyorum çünkü bir insanın anatomisi buna uygun değil bu yazıda bunu anlatıyor tabiki herkez ronnie coleman gibi 60 cm lik kolda yapamaz 50 cm kol yapabilir bu o insanın genetiğine yazılmış bi kere o kadar olması gerekiyormuş..bir basketci içinde örnek verirsek en fazla 2.10cm boya kadar ulaşabilir belki birazdaha fazla ama bir süre sonra artık uzaması durur o basketcinin eğer sürekli aynı şekilde boy uzamaya devam etseydi 3 m lik bir adam olurdu peki neden olamıyor çünkü insanın anatomisi var bi sınırı var bu yazıyıda bunu anlatmaya çalışıyor...sen nerden nereye getirmişsin konuyu
     
  4. KoçAslanı
    Offline

    KoçAslanı Üye

    Katılım:
    15 Nisan 2009
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    kemik yapısıda kasların güzel gözükmesinde büyük etken bence
     
  5. diez
    Offline

    diez ADMIN Yönetici Admin

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    12.497
    Beğenileri:
    14.494
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    smltncr paylaşıma katkıda bulunma çabanı takdir ediyorum..

    fakat bu konuda onlarca bilimsel ve kaynağı belli yazı varken kişisel kanaatini paylaşmış sıradan birinin yazısını paylaşmışsın ki kişinin ismi bile belli değil..
    paylaşımlarda daha sağlam dayanaklı yazılar tercih etmeniz daha doğru olacaktır..
     
    Son düzenleme: 26 Nisan 2009
    bonatschi bunu beğendi.
  6. Klitschko
    Offline

    Klitschko Yeni Üye

    Katılım:
    25 Ocak 2009
    Mesajlar:
    263
    Beğenileri:
    60
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Boksör Ve Öğrenci :)
    Yer:
    Kadiköyyy..
    Genetik cok büyük bir etken.

    Genetik Nedir?


    İnsanlar çevreleriyle ilgilenmeye başladıktan sonra her dölün daima atasına benzediğini gözlemişlerdir. Bir çocuğun bazı halleri, davranışları, yetenekleri anne ve babasına benzer. Bir bireyin kendi ata dölüne benzeme eğilimine soyaçekim (kalıtım) denir. Yani anne, baba ve yavru arasındaki benzerlik ve farklılıkların nedeni ile bu özelliklerin nesilden nesile geçişini inceleyen bilim dalına genetik denir. Genel olarak bütün türlerde oğul döller temel plan bakımından atalarına benzerler. Bu temel plan kalıtımla dölden döle iletilir. Genetik ile ilgili temel kavramlar aşağıda açıklanmıştır:
    Gen: Bir karakteri temsil eden ve bu karakterin yavru döllere aktarılmasını sağlayan DNA parçasına gen adı verilir. Her karakterin geni kromozom üzerinde lokus denen belirli bir yerde bulunur.
    Alel Gen: Bir karakteri temsil eden kromozomların karşılıklı bölgelerinde (lokuslarda) bulunan iki gen çiftine alel gen adı verilir. Alel genler aynı karakter üzerine zıt etki yaparlar. Örneğin; A, a
    Çok Alellik: Aynı karakteri temsil eden ikiden fazla gen bulunmasına çok alellik adı verilir.
    Homolog Kromozom: Karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) aynı karakteri temsil eden ve biri anadan diğeri babadan gelen iki gen bulunduran kromozomlara homolog kromozom denir.
    Genotip: Bir canlının sahip olduğu genler topluluğuna genotip adı verilir.
    Fenotip: Bir canlının gözle görülebilen tüm özelliklerine fenotip adı verilir. Canlının dış görünüşüdür. Genotip ve çevre etkisiyle meydana gelir.
    Homolog Karakter (Arı Döl): Bir kromozomun karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) aynı özellikte iki alel gen bulunması olayına homolog karakter denir. Bu iki alel gen karakter oluşumunda aynı yönde etki ederler. Ana babadan aynı karakterleri almış bireylerdir. Örneğin; AA, bb, cc
    Heterozigot Karakter (Melez Döl): Bir kromozomun karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) farklı özellikte iki alel gen bulunması olayına heterozigot karakter denir. Bu iki alel gen karakter oluşumunda zıt yönde etki ederler. Ana babadan farklı karakterleri almış bireylerdir. Örneğin; Aa, Bb, Cc
    Baskın Gen (Dominant): Bir karakterin oluşumunda etkisini her zaman gösteren gene baskın gen denir. Büyük harfle gösterilir.
    Çekinik Gen (Resesif): Bir karakterin oluşumda ancak homozigot ise etkisini gösterebilen gene çekinik gen denir. Küçük harfle gösterilir.
    Ekivalent=kodominant: Eksik baskınlık. Alel genler arasında dominantlık resesiflik olmadığında bu alellerin fenotipte kendini belli etme kuvveti eşdeğer olur. Yavrular ana ve babadan farklı bir ara karakter gösterir.
    Bağımsız Gen: Bir çift kromozom üzerinde sadece bir alel gen bulunması olayına bağımsız gen denir.
    Bağlı Gen: Bir çift kromozom üzerinde birden fazla alel gen bulunması olayına bağlı gen denir.
    Karakter Oluşumu: Bir canlının tüm özelliklerine birden "karakter" adı verilir. Canlının karakterini DNA üzerindeki genler belirler. Yavru bireyde karakteri oluşturan genlerden biri anneden diğeri babadan gelir, karakteri oluşturan bu gen çiftine "alel gen" adı verilir.
    Bir karaktere etki eden faktörler aşağıdaki gibidir.
    Kalıtım: Canlının anne ve babasından üreme sırasında DNA aracılığıyla aldığı karakterlere kalıtım denir.
    Modifikasyon: Işık, ısı ve besin gibi çevresel faktörlerin genleri etkilemesi ile canlıda oluşan karakterlere modifikasyon adı verilir. Oluşan değişiklikler kalıtsal değildir, yani yavru bireye aktarılmaz.
    Mutasyon: Sıcaklık, kimyasal maddeler ve radyasyon gibi çevresel faktörlerin genlerin yapısını bozması ile canlıda oluşan karakterlere mutasyon denir. Vücut hücrelerinde oluşan mutasyon sadece canlıyı etkiler kalıtsal değildir, üreme hücrelerinde oluşan mutasyon ise kalıtsaldır ve yavru bireye aktarılır.
    Varyasyon: Aynı türdeki canlılar arasında mutasyon yada çevresel etkiler sonucunda oluşan farklılıklara varyasyon adı verilir.
    Adaptasyon: Canlının var olan karakterinin bulunduğu ortama uyum sağlaması sonucu yaşamına devam edilmesi olayına adaptasyon adı verilir. Canlının var olan karakterinin ortama uyum sağlayamaması canlının ölmesine neden olur bu olaya "doğal seçicilim" adı verilir.
    Genetik Biliminin Gelişimi
    Kalıtım ile ilgili ilk deneyleri Alman botanikçi Költreuter yapmıştır. Költreuter, 1760 yılında bir bitki türünden aldığı polenleri, aynı türden diğer bir bitkinin tepeciğine taşıyarak, ilk melezleme çalışmaları yapmıştır Bu çalışma ile iki bitkiye ait özelliklere sahip bir kuşak elde etmiş; fakat ana-baba özelliklerinin yavru kuşağa hangi esaslara göre geçtiğini açıklayamamıştır.

    Kalıtım esaslarını açıklayan ilk bilimsel sonuç Mendel tarafından ortaya konmuştur. 1900’lü yıllardan itibaren kalıtımla ilgili çalışmalar çok artmış ve bu konuda önemli bilgiler elde edilmiş. Günümüzde genetik biliminin gelişmesi ise genetik mühendisliği adıyla yeni bir bilim dalının doğmasına neden olmuştur.
    Mendel bezelyeler üzerine yaptığı çalışmalarda, bezelyelerin çeşitli karakterlerinin (renk, büyüklük, vb. tohum ve çiçek özellikleri) daha sonraları gen olarak isimlendirilecek ünitelerle belirlendiğini, bu ünitelerin kalıtım faktörleri olduğunu gösterdi. Bunu, genetik bilgilerin kromozom adı verilen yapılar üzerinde taşındığının bulunması izledi. Watson ve Crick isimli iki araştırıcının deoksiribonükleik asitin (DNA) yapısını keşfetmesi, insan genom projesinin geçtiğimiz günlerde popüler hale gelmesinden sadece yarım yüzyıl önce gerçekleşti ve bu dev buluş bugünkü gen teknolojilerine olanak veren bir dönüm noktası oluşturdu. 1970’lerde DNA üzerindeki belirli genlerin izole edilebildiği, bu genlerin kesilip biçildiği ve yeniden yapılandırıldığı genetik mühendisliği uygulamaları başladı. 1980’lere gelindiğinde gen tedavisi gündeme geldi ve günümüzün genom araştırmaları için daha ileri bir motivasyon oluşturdu. Bir organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom denir. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur. Yine diğer bir tanımla genom, bir organizmanın DNA’sının tamamı olup o organizmanın yaşamı boyunca tüm yapı ve aktivitelerini belirleyecektir. Tüm bu tanımlar, genomun DNA materyalinden ibaret olduğunu, her iki terimin de genetik materyali ifade ettiğini göstermektedir. Bu materyal, sıkı bir yumak halinde biçimlenerek kromozom adını verdiğimiz silindirik yapıları oluşturur.
    İnsan genomunun toplam büyüklüğü yaklaşık üç milyar baz çiftidir. Büyüklüğünü ifade edebilmek için örnek vermek gerekirse, insan genomundaki DNA dizilimi bir kitap oluştursaydı bin sayfalık bir ansiklopedinin iki yüz adet cildine sığabilirdi. Bir diğer örnekle, DNA üzerinde 1 milyon baz (megabaz) 1 megabaytlık bilgisayar data saklama alanına eşit olup insan genomundaki toplam 3 milyar baz, 3 gigabaytlık bir hafızaya karşılık gelmektedir.
    İnsan hücrelerinde biri anneden diğeri babadan gelen 2 set kromozom vardır. Her sette 23 kromozom bulunur; bunların 22’si otozom adını verdiğimiz (cinsiyet belirlemeyen) kromozomlar olup bir adet de seks kromozomu (X veya Y) mevcuttur. Dişide bir çift X, erkekte bir X, bir de Y kromozomu bulunur. Kromozomların yapısında proteinler de vardır ve herbir kromozom yaklaşık 150 milyon baz çifti büyüklüğündedir. Kromozomlar özel boyalar ile boyandığında ışık mikroskobu altında görülebilirler; A, T, G, C miktarlarına bağlı olarak açık veya koyu bantlar oluştururlar. Kromozomlar büyüklüklerine ve bantların durumuna göre ayırt edilebilirler (karyotip analizi).
    Çeşitli kromozom anormallikleri (eksik veya fazla kopyalar, kırıklar ve yeniden birleşimler) birtakım hastalıklara neden olur. Örneğin Down’s sendromu olarak bilinen hastalıkta 21. kromozom 3 kopyadır. Genetik yapıda meydana gelen değişimlere mutasyon adı verilmektedir ve kuşaktan kuşağa geçen (kalıtsal) hastalıklar mutasyonlardan kaynaklanmaktadır (orak hücre anemisi, kistik fibroz, çeşitli kanser türleri, zeka gerilikleri, akıl hastalıkları, vb.). Mutasyonlar, kromozom seviyesinde, büyük DNA parçalarını içerecek şekilde gerçekleşebileceği gibi, mevcut DNA diziliminde tek bir nükleotidin değişmesini de içerebilir; örneğin orak hücre anemisi, kistik fibroz, meme kanseri, eldeki parmağın ayak parmağına benzemesi ve boy da dahil çeşitli morfolojik özellikler tek bir nükleotid değişiminin sonuçlarıdır.

    Genetik alanındaki gelişmeler

    DNA'nın kullanılabileceği alanların sayısı giderek artmaktadır. Tıp bilimlerinde; kalıtım seklinin saptanması, hastalıklı bir genin tedavi edilmesi, aşılar kullanılarak hastalığın engellenmesi gibi alanlarda kullanıldığı gibi adli tıp alanında çok geniş uygulamalar bulmakta ve günümüzde DNA taraması ile suçluların yakalanması başarıyla sürdürülmektedir. Tarım alanında, bitkilerin genetik yapılarında değişiklikler yapılarak bitkilerin toprak zararlılarına karşı dayanıklı hale getirilmeleri veya daha kaliteli ve fazla ürün alınması mümkün hale gelmiştir. Bioremediasyon konusunda da yine genetik yapıları değiştirilmiş bitki ya da böcekler üretilerek doğa ve insan sağlığı için zararlı olan maddelerin yok edilmesi yoluna gidilmektedir.
    Bilim adamlarınca, insan gen haritasının çıkarıldığı 2000, tüm zamanların bilimde en önemli yılı olarak nitelendirilmektedir. Tıp alanında birçok hastalığı önleyebilecek yeni ilaçlara ışık tutacak gen haritası sayesinde insan ömrünün de uzayabileceği açıklanmıştır. Bilimsel bir maraton çalışmasıyla insan DNA'sının şifresinin çözülmesi, düşünülen zamandan iki yıl önce bitirilerek büyük heyecan yaratmıştır. İnsan Gen Projesi Başkanı, Francis Collinsve Gelera Genomics kuruluşunun yöneticisi Craig Venter'in, insan DNA haritasının tamamlandığıyla ilgili açıklaması tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Genetik ile ilgili gerçekleştirilen bilimsel araştırmalar ve tıp alanındaki yeniliklere bitkinin genetik şifresinin çözülmesi, yaşlanmaya neden olan genin bulunması, yaşamın uzaması örnek olarak verilebilir.
    Bitkinin genetik şifresinin çözülmesi için yapılan araştırmalar sonucunda küçük bir bitki çeşidinin bütün kalıtsal şifreleri ilk kez çözüldü. Nature dergisinin son sayısında çıkan makaleye göre, 6 yıldır sürdürülen uluslararası işbirliği sayesinde Arabidopsis Thalania adı verilen bitkinin bütün gen şifreleri çözüldü.
    Chicago'daki Illinois Üniversitesi İnsan Genleri Enstitüsü bilim adamları, saptanan genin insanlarda ileri yaşlarda birçok hastalıktan sorumlu olduğu açıklandı. California Üniversitesi'nden yapılan bir açıklama da insan hücrelerinde bulunan telomerase enzimine karşı geliştirilen bir aşının, bağışıklık sistemini harekete geçirerek, kanser hücrelerini yok ettiği öne sürüldü.

    Amerikalı bilim adamları, canlılarda ömrün ilaçla uzatılabileceği yolunda ilk kez bilimsel bir kanıt elde edildiğini açıkladı. California merkezli Eukarion firması ve Buck Enstitüsü bilim adamları tarafından yapılan araştırmalarda insan ömrünü yüzde 50 uzatabilecek bir ilaç laboratuvar denemelerinde olumlu sonuç verdi.
    Genetik şifrenin çözülmesinde kullanılan mikro robot tekniği sayesinde amino asitlerin birleşimi ile oluşan 10 bin proteinin aynı anda incelenebildiği açıklandı. Vücudumuzun tüm sırlarının gizli olduğu proteinlerin sırrının çözülmesiyle, hastalıkların kökünü kazıyacak ilaçların gündeme geleceği belirtildi.

    Dünyada Genetiğin Gelişimi
    1900 yıllarda Mendelin çalışmalarının yeniden keşfinden sonra genin doğası hakkında büyük bir bilgi patlama olmuştur. Biyoloji alanında çalışan bilim adamları, hücredeki çekirdek ve kromozomun önemi üzerinde durdular. Çünkü gözlemlerde, kromozomlar yumurta ve polen/spermi oluşturmak üzere mayoz esnasında sayısını yarıya indiriyor ve sadece bölünme sırasında görülüyordu. Bu sebeple DNA moleküllerinin nasıl faaliyete geçerek organizmaları ürettiklerini anlamak için birçok çaba sarf edildi. Amerikalı James Watson ve İngiliz Francis Crick birkaç biyolog araştırmacıyla 1953 yılında DNA nın çift heliks yapısını incelediler. DNA kavramı yaşamın geleneksel dili olduğu bakterilerde, mantarlarda, bitki ve hayvanlarda yapılan çalışmalarla ortaya konuldu. Yaşayan organizmalar arasında yer alan bu ilişki biyoteknoloji ve genetik mühendislik biliminin gelişimine neden olmuştur. Mühendislik teknolojisi, bitki ve hayvanları geliştirmek için yaşayan diğer organizmaları ve canlıların kısımlarını kullanmıştır. 1970 yıllarında, araştırmacılar DNA'nın bir canlıdan kesilerek diğer canlıya yerleştirebileceklerini böylece rekombinant DNA teknolojisini buldular. Bu şekilde insülin, hormon, interferon ve TPA (doku plasminogen aktifleştirici) gibi ilaçları tıp dünyasına sundular. İnsan gen terapisi yöntemiyle genleri hasarlı olan veya eksik olan fertlere gen nakli gerçekleştirilmiştir. Üreme teknolojisinin gelişimiyle üremenin artırılmasına çalışılmıştır. İnsan üreme teknolojiyle uğraşan araştırmacılar insan embriyosunu in vitro koşullarda elde etti ve daha sonra kullanılmak üzere dondurdular. Anne ebeveynler kendilerine ait olmayan genetik döller vermişlerdir. 1993 de, l, George Üniversitesinde çalışmakta olan Dr Robert Stillman ve Jerry Hall insan embiryosunu klonladı ve 6 gün bunları yaşatmayı başardı.
    Klonlama ya da genetik olarak benzer organizmanın üretimi ilk kez havuç bitkisinde başarılmıştır. Klonlama işleminde havuç kök hücreleri yeni bitki oluşturmak üzere kullanılmıştır. Bitki klonlama teknolojisindeki bu başarılar 1952 de kurbağalardaki klonlamaya kadar devam etmiştir. 1970 lerde fare, 1973 de sığır ve 1979 da koyun klonlaması olmuştur. Bu çalışmalar, hızlı çoğalan iyi bir sürü daha iyi süt üretimi amacıyla insanlık yararına gerçekleştirilmiştir. Gen teknolojisiyle biyoteknolojideki ilerlemeler zararlılara ve soğuğa dayanıklı bitki türleri, daha çok üreyebilen ve gelişkin çiftlik hayvanları üretimine başarılı olmuştur. Genetik olarak farklı domates türleri, rafta kalma süresi uzun olan varyetelerin gelişmesini sağlamıştır.1990 yıllarında Amerikada daha da ileri gidilerek İnsan Genom Projesi gündeme getirilmiş ve insan genlerinin tüm haritasının yapılması planlanmıştır. Bu projenin yaklaşık değeri yılda 200 milyon dolar olup 2005 yılında bitirilmesi planlanmaktadır. Cystic fibrosis, orak şekilli hücre anemisi ve Huntingon's chorea gibi birçok hastalık için DNA kodları kromozomlarda yer alan özel bölgelerde kodlanmış olduğu bu sayede bulunmuştur.
    Bununla beraber biyoteknolojinin hızlı gelişimi beraberinde birçok problemide ortaya koymuştur. Bilimsel tartışmalar ahlaki ve geleneksel sorular yeni gelişmelerle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle genetik bilimi konusunda herkesin bilgiye ihtiyacı bulunmaktadır.

    Türkiye'de Genetiğin Gelişimi;
    Genetik bilimi, Türkiye'de gelişimi oldukça yenidir. Çalışmalar, 1950 yıllarında sonra sitogenetik, biyometri, populasyon genetiği, mutasyon genetiği alanında başlamıştır. !978 yıllarında gentik sahasında çalışanlar biraraya gelmek için faaliyetlerde bulunmuşlar ancak faaliyet devam etmemiştir. Çalışmalar TÜBİTAK desteğiyle sürmekte olup, Üniversitelerde dış ülkelere görevlendirilen elemanların 1985 yıllarından sonra dönerek yeni teknikleri uygulamalarıyla sitegenetik & moleküler genetik sahasında ilerlemeler olmuştur. Bu arada Üniversiteler kendi bünyelerinde merkez laboratuvarları kurma yoluna gitmişlerdir. İstanbul Üniversitesinde BİYOGEM ve Atatürk Üniversitesindeki Biyoteknoloji Merkezi buna örnektir. Son zamanlarda RFLP, RAPD, PCR, in-situ melezleme, ısozyme, PAGE gibi metodlar DNA ve proteinler üzerinde uygulanmaktadır. Çalışmalarda yeni tekniklerin bulunmasından ziyade metodların pratiğe uygulanması ağırlık kazanmıştır. Çeşitli alanlarda yapılan çalışmalar eldeki bilgilere göre aşağıda tarih, isim ve konu sırasına göre sınıflandırılmıştır.
     
    Son düzenleme: 27 Nisan 2009
  7. bily7091
    Offline

    bily7091 Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2008
    Mesajlar:
    12
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    biyoloji ve genetik konularında bi hayli araştırma yapmıştım o yüzden kısaca aktarmak isterim. söylendiği gibi genetik çok çok önemli bir faktördür. bir grup insana tamamen aynı çalışma programı ayn beslenme programı aynı dinlenme programı hatta aynı yaşantı şeklini uygulasanız bile farklı kalıtımları olduğu için vücutları da farklı tepki verecektir. sonuçtaherkesin kendine özgü bir fiziği olaaktır. kasların uzunluğu, yoğunluğu, kalınlığı, kemiklerin yapısı kalınlığı, genel aloraka anatominin hacmi bunların hepsi genetiğe bağlıdır amaaaa esas önemli olan sa tek faktör genetik değildir. insanlar sporla , beslenme düzenleriyle inanlılmaz bir değişim yaşatabilirler vücutlarına. bunu çok uzatmadan kısa bir örnekle açıklayalım. baktığınızda herhangi bir spor dalıyla uğraşan profosyönel sporculara ; aynı sporla uğraşanların vücutları çok büyük benzerlikler gösterir. bisikletçiler, halterciler,güreşçiler, basketbolcular, 100m koşucuları, marton koşucuları...vs vs. aynı spor ve aynı sikletteki sporcuların vücut yapılarının bu denlş benzer olmasını sadece' aynı spora meyilli ve yetenekli olduklarını dolayısıyla aynı genetik karektere sahip olanların bu alanlara yönlendirildiğini' söyleyerek açıklamay çalışmak yetersiz ve mantıksız olacaktır. buradaki önemli faktör birçoğunun çocukluktan başlayarak özellikle büyüme çağlarını ve ergenlik dönemlerini aynı sportif aktivitelerle geçirmeleri ve benzer beslenme programları uygulamalarıdır. böylece benzer şekilde yoğrulan kas grupları benzer sonuçlar ortaya çıkarmıştır. işte bu noktada şunu belirmetk gerkir genetik çok çok önemli bir faktör ama spor kadar belirleyici değil; emin olabilirsiniz..
     
  8. diez
    Offline

    diez ADMIN Yönetici Admin

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    12.497
    Beğenileri:
    14.494
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Klitschko amaç kopyala yapıştır değil..başlıkla alakalı metinler eklemek..ayrıca yazınızın kaynağını lütfen en kısa zamanda ekleyin..
     
    Azi, bonatschi ve saydam bunu beğendi.
  9. Scoobz
    Offline

    Scoobz Üye

    Katılım:
    5 Mart 2009
    Mesajlar:
    895
    Beğenileri:
    352
    Ödül Puanları:
    73
    Cinsiyet:
    Bay
    kopyala yapıştır yapmışsın ,eminim orda yazanları okumadın bile ya yanlış bilgiler yazıyorsa orda okuyanlar yanlış bilgilenirse hem nerden alıntı onuda eklemelisin kaynak?...
     

Sayfayı Paylaş