Bilinçli ve Sağlıklı Beslenme/Açlığa Dayanma

Konusu 'Çeşitli Makaleler' forumundadır ve sarc4stic tarafından 27 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. sarc4stic
    Offline

    sarc4stic Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2005
    Mesajlar:
    3.239
    Beğenileri:
    2.239
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Satış Temsilcisi
    Yer:
    Istanbul
    Bilinçli ve Sağlıklı Beslenme

    Soya, üzüm, maydanoz, sarımsak ve brokoli gerçek birer doğal hazinedir. Bu beş besin de, elmanın yanı sıra olabildiğince sık tüketilmelidir. Bu beş besinde vücudumuzu oluşabilecek hastalıklardan korur ve yaşlanmayı geciktirici etkiler gösterirler.

    Asya ülkelerinde yetişen bir bitki olan soya, Avrupa ülkelerinde henüz tam anlamıyla bilinmemektedir ve bu sebepten kullanımı yeterince yaygınlaşamamış bir bitkidir. Sadece spesiyaliteler sunan bazı restoranların menülerinde soyalı yemeklere rastlamak mümkündür. Doğanın bu geniş etki spektrumuna sahip ürününe karşı dikkatleri mutlaka çekmek gerekmektedir.

    Günümüz tıbbının en çok uğraştığı problemlerden birisi de göğüs kanseridir. Bu hastalıkla uğraşmaya milyarlar harcanmaktadır ama maalesef araştırmalar henüz kesin bir sonuca ulaşamamıştır.


    Amerika ve Avrupa kadınlarının %8 -%10'u göğüs kanserine yakalanmaktadır. Buna karşılık Asya ülkelerinin bazı bölgelerinde bu oran %1'de kalmaktadır. Varolan bu fark, istatistiksel değerlendirmeler açısından anlamlı ve düşündürücüdür.

    Dünyanın bu bölgesinde görülen düşük orandaki göğüs kanserinin nedeni, büyük bir olasılıkla göğüs kanseri tedavisinde kullanılan antiöstrojenlerle, şaşırtıcı oranda bir benzerlik gösteren genisteindir . Ve Genistein soyada bulunan bir yapı taşıdır.

    Genistein, kemikler ve kan yağları üzerinde östrojene benzer bir etki gösterirken, göğüs dokusu hücrelerine ise tam tersi bir etki göstermektedir. Soyanın ayrıca desterol seviyesini düşürdüğü ve kemik yapımını düzelttiği saptanmıştır.

    Soya, içerdiği Genistein nedeni ile büyük bir olasılıkla süt bezleri ve prostat gibi, hormon bağımlı organları da korumaktadır. Ayrıca halen soyanın, serbest radikalleri yakalayıp, zararsızlaştırdığı ve böylece sağlığımızı koruduğu ve iyileştirdiği etkisi yeterince takdir kazanamamıştır.

    Soya aynı zamanda, E vitaminin değişik bir şekli olan gama tokoferol içermektedir. Bu vitamin versiyonu, piyasada satılan E vitamini olan alfa tokoferol içinde bulunmamaktadır. Gama tokoferol, sindirim sırasında oluşabilen ve son derece tehlikeli bir serbest radikal olan nitrit peroksiti bağlar.

    Nitrit peroksit, ortamda, azot monoksit varlığında oluşur. Azot monoksit, çok eskiden beri bilinen ve vücudumuzda bir çok görev üstlenen bir moleküldür. Özellikle bazı besinlerin sindirimi sırasında gerçekleşen metabolik reaksiyonlarda nitrit peroksit oluşur. Nitrit peroksit, serbest radikalleri negatif yönde etkileyerek, yaşamsal gereksinim için ihtiyaç olan kalori alımını yaşamı tehdit eden bir durum haline getirir. Tehlikeli kanser hücreleri tetiklenerek, mobilize olabilirler. Soya, bu mekanizmaya yüksek oranda karşı koymaya çalışır.

    İnsanlığın en eski kültür bitkilerinden olan kara üzüm, günümüzde iyi bir nedenle moleküler biyoloji tarafından tekrar onurlandırılmıştır. Kara üzümün sadece sezonluk değil, her öğünde masamızda yer alması tavsiye edilmektedir.

    Bu meyvenin kabuğu, kanser önleyici bir madde olan "Resveratrol" içermektedir. Kara üzüm, melas (püre) ve atık olarak değerlendirilmiştir. Ancak doğa bilimi araştırmaları sonucunda, günümüzde eskiden atık olarak değerlendirilen bu üzüm kabukları önemli bir değer kazanmıştır.

    Üzümün kimyasal bileşenleri incelendiğinde, üzümün içinde karbonhidrat, organik asitler, azot, pektin, mineral maddeler, vitaminler ve ferment bulunmaktadır. Üzümün enerji, biyoloji ve besin değeri açısından büyük önem taşımaktadır. 1990 lı yıllardan beri bu kimyasal maddelerden ziyade üzümde bulunan polifenol üzerinde durulmuş ve bu konu ayrıntılı olarak incelenmiştir.

    Polifenol en çok üzüm kabuğundan, çekirdeğinde ve üzüm sapında bulunur. Polifenol bu özelliğinden dolayı flavanoid, antosiyen, löykantasian ve kateşinlerdir. Bu özelliğinden dolayı üzüm kabuğu ve çekirdeği en doğan bir antioksidandır. Üzümün iç kısmında bulunan sıvada polifenol oldukça az miktarda bulunur. Üzüm de yüksek düzeyde bulunan polifenölün temel biyolojik özelliklerinden en önemlisi ise bu maddenin serbest radikalleri bir araya getirerek birleştiği ve bu özelliğinden dolayı da doğal bir anti oksidans oluşudur.

    Serbest radikallerin neden olduğu hastalıklar çok iyi araştırılmış ve artık tıp dünyasından iyi bilinmektedir. Serbest radikaller pek çok kronik rahatsızlığın ana kaynağı olduğunu biliyoruz.

    Resveratrol, vücudumuzun serbest radikallere karşı koyan sistemlerini harekete geçirerek , yolunu şaşırmış elektronların elimine edilmesini sağlayıcı bir etki gösterir.

    Bu durum, kara üzümü ideal ve efektif bir besin takviyesi haline getirmektedir. Bu meyve yardımıyla, yemek sırasında oluşan serbest radikaller, kelimenin tam anlamıyla daha gelişemeden boğulmaktadırlar. Kabukta bulunan enzimler etrafta anlamsızca dolaşan bu radikalleri bir elektrik süpürgesi gibi temizlemekte ve elimine edilmelerini sağlamaktadır. Aynı zamanda kara üzüm kabukları, kanser hücrelerinin çoğalmasını kamçılayan metabolik olayları engeller.

    Günümüzde bilim, doğanın kanserle savaşta kullanımımıza sunduğu bir çok hazineyi keşfetmektedir. Kara üzümün yanı sıra antikansorejen olarak taxol de tanınmıştır. Taxol, porsuk ağacından elde edilen bir üründür. Değeri nedeni ile, günümüzde kısmen gen teknolojisi yöntemleriyle de üretilmektedir. Kara üzümden elde edilen resveratrol için de benzer bir gelişim tahmin edilmektedir.

    Sarımsak ve Soğan (allium sativum), yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Önemli miktarda germanyum ihtiva eder. Bu element antibiyotik etkilidir, vücudun bağışıklık sistemini destekler, fiziksel dayanıklılığı arttırır. Ayrıca sarımsak kan basıncını düzenler ve kolesterolü düşürür. Son yıllarda sarımsakta antioksidan özelliklerde bulunduğu konusundan ciddi yayınlar mevcuttur.

    Maydanoz doğal bir demir deposudur. İdrar ve safra arttırıcı, adet söktürücü etkiye sahiptir. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Böbrekleri çalıştırarak idrar getirir, kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur. Vitamin C ve A doğal birer antioksidandırlar.

    Bronkoli kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur.
    Brokoli "Yılın Sebzesi-1993" (John Hopkins University USA) de doğanın sıradışı bir ürünüdür. Lahana türlerinin sağlığı koruduğu ortaçağdan beri bilinmektedir. Fakat bu koruyuculuğun nedenleri, ancak modern farmakolojik araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Bu sebzelerin sağlığı stabilize edici ve yaşlılığı önleyici etkileri, henüz geçtiğimiz on yılda anlaşılabilmiştir. Lahana türleri, hormon artıklarını yıkarak bu etkileri sağlamaktadır.

    Vücudumuzun ürettiği hormonların da sindirime uğradıkları ve dışkı ile atıldıkları çoğumuz tarafından bilinmektedir. Bir çok ara besinde olduğu gibi, hormonların yıkımında da ara ürünler oluşmakta, tüm bu ara ürünler kendiliğinden vücudumuza yayılmakta ve değişik sürelerle vücudumuzda kalabilmektedir.

    Bu durum, östrojenlerin üretildiği yumurtalıklar için geçerli değildir. Östrojenin yıkımı sırasında, zararsız bir metabolitin yanında oluşan bir östrojen türevi nedeni ile bir iritasyon gelişir. Bu olay hücrelere zarar verir ve kan damarlarını bölünme yolunda uyararak, oluşmakta olan kötü huylu dokunun da damarlanmasını sağlar ve böylece dolaşım sistemi ile bağlantısını da kurmuş olur.

    Bu süreç, masum bir şekilde başlayıp, trajik olarak bitebilir. Hormonlar sindirilirken önceleri zararsız gibi görülen yıkım ürünleri oluştururlar. Ancak bu yıkım ürünleri, belirli bir zaman sonra bağırsak duvarında, kendi özgür yaşamlarını kurabilirler. Bağırsak duvarında oluşturmuş oldukları bu doku parçaları, kan yoluyla yayılıp, kanser oluşturabilir. Tüm bunlar, bazı kanser türlerinin oluşumunda hormon bozukluklarının rolü olabileceğini açıklamaktadır.

    Brokoli ve diğer lahana türleri, özellikle belirli bazı hormonların, bu tehlikeli sindirim yolunu baskılayarak etki ederler. Brokoli, ancak zararsız hormonların yıkımına izin vermektedir. Hormon kalıntıları bu şekilde vücuda herhangi bir zarar vermeden, kesinlikle zararsız bir biçimde vücudu terk etmektedir. Bu nedenle brokoli diyeti, menapoz tedavisi sırasında ekstra hormon alan kadınlara özellikle önerilmektedir.

    Soya, kara üzüm, maydanoz, sarımsak ve brokoli, doğanın bize sunduğu, yaşlılıkta dahi bize sağlık ve dinçlik sağlayabilen hazinelerdir. Sarımsak, bakterilerle savaşan önemli bir doğal antibiyotiktir. Vücudumuzun bir çok bölgesine yerleşmiş bakterilerle savaşmasının yanı sıra, kadınlarda vajinada oluşan mantar hastalıklarını da tedavi edici bir özelliği vardır.

    Sarımsak kan damarlarını da gevşeterek, damarların kireçlenmesini engelleyen ideal bir damar hastalıkları ilacıdır. Sarımsak aynı zamanda deri için de yararlı bir besindir; çünkü üst deri hücreleri olan keratonositlerin yaşam sürelerini uzatmaktadır. Bu nedenlerle sarımsağın ideal bir anti-aging ajanı olduğunu söylemek mümkündür.

    Tüm bu besinlerin yanında, özellikle yulafta bol bulunan ve tablet formda da piyasada olan folik asitten de bahsetmek uygun olur. Folik asit, kandaki hemosistein seviyesini düşürerek, damarların kireçlenmesini önleyen bir besin katkısıdır.

    Folik asit, kandaki hemosistein seviyesini düşürerek, damarların kireçlenmesini önleyen bir besin katkısıdır.

    Kalori alımında ekonomik davranmayı önerdiğinizde, sıvı alımı konusunda hiçbir sınır konulmamalıdır. Her açlık hissi ortaya çıktığında bunu yemekle bastırmak doğru değildir. Bunun yerine susamamış bile olsak, sıvı almak (su ve meyve çayı içmek) daha akıllıcadır.

    Bu amaçla maden suyu ve bitki çayları idealdir. Bol sıvı alımının yararları bilimsel olarak uzun zaman önce açıklanmıştır. Vücudumuzda bulunan şeker molekülleri, proteinlerle bağlanma eğilimi gösterirler; bu bir bakıma çok anlamlıdır. Çünkü bu sayede protein molekülleri güçlenir ve dolayısı ile de sağlamlaşır.

    Aminoasitlerin şekerle bağlanması yüksek düzeyde olduğunda, bu sefer de peptidlerden oluşmuş organlarda çeşitli sıkıntılar baş gösterir. Örneğin deri yüzeyinde kahverengi lekeler (yaşlılık lekeleri) oluşmaya başlar.

    Ayrıca beyinde ve diğer iç organlarda da değişiklikler oluşmaya başlar ki, bu durum, biyokimyasal açıdan şekerin karamelize olmasından kaynaklanmaktadır. Sadece bu kahverengi leke problemi ile iş bitmemektedir. Karbonhidratların aminoasitler varlığında ısıtılması sonucunda kahverengi şeker oluşur. Katkı olarak son derece lezzetli olan bu bileşik, vücudumuzda yaşlanma prosesini hızlandırır.

    Karbonhidratların proteinlerle yaptığı bu bileşikler, proteinlerin inaktive olmasına neden olurlar. Bu son derece tehlikeli bileşikler ancak ve sadece suda çözülebilirler. Eğer her gün vücudumuz için yeterli miktarda sıvı alınırsa, bu olay sadece böbrek aktivitelerini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda vücudumuz için zararlı bu bileşiklerin de vücuttan atılmasını sağlayacaktır.

    Açlık karşısında nasıl daha dayanıklı olunabilir

    Özelikle diyete başladığınız zaman, tatlı gıdalara karşı duyulan özlemi bilirsiniz, insanda olağanüstü bir istek uyandırır. Bu isteği bastırmak için size beş öneride bulunacağım:
    - Açlık hissini duyar duymaz hemen birşeyler atıştırmaya kalkmayın ve on dakika bekleyiniz. Belki bu süre içinde ortaya çıkan o açlık arzusunun önüne geçmiş veya açlık durumunuz herhangi bir gıda almadan da azalmış olacaktır.
    - Bu durumda hemen bir bardak su içiniz. Mideniz dolduğunda doyma refleksi sayesinde açlık hissinizi kandırmış olacaksınız. Mide dolduğu için açlığı daha iyi tolere edebilirsiniz.
    - Yanınızda limon varsa bir dilim kesip suyunu içiniz.İçilen bir dilim limon suyu açlık hissini azaltacaktır.
    - Büyük öğünler yerine daha sık aralıklarla az gıda yiyiniz.Doyma dorumu beyinde kontrol edilen bir merkez sayesinde yapılmaktadır.Ara öğünleri zevk alarak bekleyiniz.
    - Açlık hisinden uzak durmanın diğer bir şekli ise hareket halinde olmaktır. Sadece kalorinin sınırlanması ile olan bir diyet uzun vadede başarılı olamaz. Onun için kalorinin sınırlanmasının yanı sıra aynı zamanda eksersiz yapmak ve haraket halinde olmak bir o kadar önemlidir. Hareketlilik paralelinde verilen kilolar kalıcı olarak verilmiş olan kilolardır.

    Dr. Hüseyin Nazlıkul
    www.huseyinnazlikul.com
     

Sayfayı Paylaş