Bahçe Salatası Hamburgere Karşı

Konusu 'Çeşitli Makaleler' forumundadır ve sarc4stic tarafından 20 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. sarc4stic
    Offline

    sarc4stic Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2005
    Mesajlar:
    3.239
    Beğenileri:
    2.239
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Satış Temsilcisi
    Yer:
    Istanbul
    Bahçe Salatası Hamburgere Karşı

    Ortaya çıktığı yıllarda, zenginlikle neredeyse eş anlamlı olan obezite bugün dar gelirli kesimde daha yaygın. Ve halen dünyanın en ciddi sorunu

    SABA ÖYMEN/Sydney (Arşivi)

    Fast food devlerine ne oluyor? McDonalds, Burger King, Pizza Hut, hepsi tüketiciye ne kadar sağlıklı ürünler sunduklarını ispatlama çabasındalar. McDonalds 'kötü ve sağlıksız' yağı kullanmayı bırakalı aylar oluyor. Mönüsüne bahçe salatası ve söğüş tavuklu salatayı katalı da... Az yağlı meyveli yoğurt ve bildiğimiz sıradan elma, çikolata soslu sundae'lerin yanında çoktan yerini aldı. Kahvaltı mönüsüne de gevrekler eklendi. Burger King ekmeksiz hamburger ve sebzeli burger seçeneğini sundu müşteriye. Pizza Hut domatesi, biberi, mantarı bol, sosisleri salamları yağsız etten yapılma yeni bir sağlıklı pizza ekledi mönüsüne. Fast food devlerinin hepsi, web sitelerine sağlıklı yemek seçimi ile ilgili bilgiler ve mönülerindeki her bir seçeneğin besin değerini gösteren tablolar koydular. McDonalds'ın en son yeniliği ise henüz yalnızca 200 restoranında deneme aşamasında olan Büyükler Mönüsü (Go Active! Happy Meal). Büyüklerin aktif bir genç kız resmiyle süslü yemek kutusu, antre olarak salata, bir şişe su, meşhurların spor koçu Bob Greene'in hazırladığı bir sağlıklı yaşam rehberi ve pedometre içeriyor.

    Davalar artınca

    Bütün bunları vücut ölçüleri gitgide genişleyen sevgili tüketici için endişe ederek yaptıklarını düşünmek saflık olur elbette. Senelerce sigara içip akciğer kanserine yakalanan ve sigara üreticisi firmaları dava edenlerden sonra, aşırı şişmanlığını fast food'a bağlayarak, fast food şirketlerini mahkemeye verenlerin sayısında artma olunca, bu şirketler de halk sağlığı konusunda son derece duyarlı olduklarını göstermek için birbirleriyle yarışmaya başladılar.

    McDonalds ya da Burger King melek değil ama her gün hamburgerle beslenip, "suçlusu bunlardır" deyip, fast food zincirlerini mahkemeye vermek de tam Amerikalılara uygun bir iş. Geçen yıl fazla kilolu birkaç Amerikalıdan oluşan grup, McDonalds, Kentucky Fried Chicken ve Burger King firmalarını, obezite ve obezitenin getirdiği hastalıklara yol açan yiyecekleri bilerek servis etmekle suçladılar ve dava açtılar. Gruptakilerden Caesar Barbar isimli kişi, 1996 yılında doktorlar kendisini uyarana kadar, fast food'un sağlığa zararlı olduğunu bilmediğini ve bu tür yiyeceklerin yıllardır günlük mönüsünü oluşturduğunu söyledi. Buna karşılık, restoranlar endüstrisinin sözcüsü, Amerika'da tüketilen yiyeceklerin üçte ikisinin evlerde piştiğini söyleyip "Yani şimdi Amerikalı ev hanımlarını mı dava edelim?" dedi. Böylece kadınlara yapılan suçlamalara da bir yenisi eklendi: Obezitenin artışına sebep olmak.

    Dünya obezite yüzdesinde Amerika'dan sonra ikinci sırada yer aldığı geçenlerde ortaya çıkan Avustralya'da bazı köşe yazarları ve gönderdikleri mektuplarla okuyucular bu tartışmaya katkıda bulundular. Dediler ki, kadınlar çalışma hayatına atıldığından bu yana eskiden evde pişen sağlıklı yemekler pişmez oldu. İşten yorgun gelen kadınlar çocuklarının karnını fast food'la doyuruyorlar. Sağlıklı yeme alışkanlığı çocuk yaşta başlar ve bu tür yiyeceklere alışan çocukların bu alışkanlığı kırması neredeyse imkansızdır. Bütün bunlar bir ölçüde doğru ama annelerin, sadece ailelerine sağlıklı yemekler yapmak uğruna işi bırakıp, mutfağa kapanmalarını beklemek ne derece insaflı olur? Bu arada, bir anneye en büyük tatmin duygusunu, çocuklarına bakımlı bir evde sağlıklı yemekler hazırlamanın verdiğini söylemeye yeltenenler olduysa da çabucak susturuldular.

    Dünya Sağlık Örgütü WHO'ya göre, dünyanın resmi olarak tanınmamış en ciddi problemi obezite. WHO'nun 93 ülkeyi kapsayan çalışmasından sonra yaptığı açıklamaya göre, dünya üzerindeki obezite oranı, son yedi yılda, yüzde 12'den 18'e çıktı. Yeni Gine'den Güney Afrika'ya kadar her ülkede, insanlar daha fazla yiyorlar ve daha az hareket ediyorlar. 1980'lerde Türkiye'de ilk restoranı açıldığında, büyük bir hevesle baş tacı yaptığımız McDonalds ve Amerikan tarzı beslenme, dünyanın her yerini bir ağ gibi sararak, bu oranın artışındaki en büyük sebeplerden biri oldu. Köyden şehre göç, şehirlerdeki hareketsiz hayat ve kırsal kesimlerde bulunamayan yüksek kalorili yiyeceklere daha fazla insanın ulaşma imkanı bulması da bir başka sebep. Halkın çoğunluğunun köylerde yaşadığı, güneşin doğuşundan batışına kadar ağır işlerde çalıştığı ve sebze, meyve ve tahıllarla beslendiği çağlarda obezite diye bir şey yoktu.

    Yıllar boyunca yavaş yavaş insanların beslenme alışkanlıkları değişti. Geleneksel beslenme şekli, yerini yağ ve şeker oranı yüksek beslenmeye bıraktı. Problem Amerika'da başladı ama dünyanın bütün ülkeleri bundan paylarını aldılar. Bugün Çinliler daha fazla domuz eti ve soya fasulyesi yağı, daha az pirinç ve köklü sebzeler yiyorlar. Ekvatorlular eskiden yedikleri patates yerine artık patates cipsi yiyorlar. Türkiye'de çocuklar,
    cumhuriyetin ilk yıllarının çocuklarının tatlı niyetine yediği kuru incir, kuru üzüm yerine çikolatalar, kekler ile besleniyorlar.

    Her şeyin süperi

    Bugün fast food restoranları her şeyin süperini sunuyorlar. Mönüye bakıyorsunuz: Normal hamburger ve hemen yanında çok küçük bir fiyat farkıyla aynısının süperi. Standart boyuttaki Coca Cola'yı süper yapmak için ödediğiniz para hiçbir şey değil ama yüklendiğiniz ekstra kaloriler tam tersi. Marketler süperlerle dolu. Mars çikolata barı, yanında süper Mars bar. Kit Kat, yanında süper Kit Kat. Bu kadar süperin arasında, hele bir de süperle normalin arasındaki fiyat farkı yok denecek kadar az olunca, insanlar elbette süperi tercih ediyorlar. Avustralya'da ortalama bir restoranda normal porsiyon Türkiye'de bir buçuk denilen porsiyona eşit. Bir kafede pasta istediğinizde gelen bir dilim pasta iki kişiye rahatça yetecek kadar. Bunun bir nedeni, gitgide artan miktarda yiyerek doymaya alışan insanlara, daha azının yetmemesi, bir nedeni de porsiyonu biraz büyük olarak sunan üreticinin maddi kazancının, giderinden fazla olması. Yani pasta dilimlerini biraz küçültüp, daha ucuza sunmak üreticinin
    işine gelmiyor.

    Besinlerin üretimi ve pazarlamasındaki bu değişimi Amerikalı gazeteci Greg Critser, "Fat Land" adlı kitabında inceliyor. Amerika'da 1970'lerde tarımdan alınan verim artıp, maliyetler düştükçe fast food zincirleri, süper mönü veya 'value' mönüler sunmaya başlıyorlar. 1960'da McDonalds'ın standart bir porsiyon kızarmış patatesi 200 kaloriyken, bugün 600 kalori. Carolina Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, son on yıl içinde hamburgerlerin büyüklüğü bir çeyrek, kola tipi içeceklerin büyüklüğü de yarısı kadar artmış.

    Ortaya çıktığı ilk yıllarda, zenginlik ile neredeyse eş anlamlı olan obezite bugün daha çok dar gelirli kesimde yaygın. Amerika'da varlıklı kesim artık yediklerine dikkat ediyor ve spor kulüplerine üye oluyor. Bu da gösteriyor ki, bundan 20-25 yıl önce nasıl beslenme alışkanlığı ve yaşam stilinde bir değişme gerçekleştiyse, önümüzdeki 15-20 yıl içinde bunun tam tersi bir değişme yaşanabilir. Uzmanlar, dünya zenginleştikçe az gelişmiş ülkelerin de bu geçiş aşamasını yaşayacağını ve dünyanın bütün uluslarının vücut ölçülerinin tekrar normale döneceğini söylüyorlar. Ufukta hâlâ bir umut var.

    http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=3160
     

Sayfayı Paylaş