100 metre koşucuları

Konusu 'Vücut Geliştirme & Fitness' forumundadır ve Cago tarafından 15 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 20 üye.
  1. Cago
    Offline

    Cago Üye

    Katılım:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    40
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Arkadaşlar sizi bilmiyorum ama bence dunya da en guzel ve estetik vucut 100 metre kosucularında...
    Bu yüzden onların çalışma ve beslenme programlarını bilen birileri varsa lutfen burda paylaşsın...
    Adamların vucudunda bi gram yag yok bea...Hele omuzları acayip geniş...Bayılıyorum yaa heriflerin vucutlarına...:)
     
  2. FleXoR
    Offline

    FleXoR Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2005
    Mesajlar:
    7.062
    Beğenileri:
    10.104
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Antrenör - Yazar
    Yer:
    Kırklareli & sivas
    100 metre koşucuları 100 metreden sonra 50 metre dahi koşamaz çünkü adele şişecektir yani çalışma biçimleri bizim çalışma biçimimize benziyor en az bizim kadar takviye alıyorlar ve yaptıkları antreman harici koşuda yaptıklarından vucutlarında yağ tutması zor oluyor
     
  3. FleXoR
    Offline

    FleXoR Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2005
    Mesajlar:
    7.062
    Beğenileri:
    10.104
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Antrenör - Yazar
    Yer:
    Kırklareli & sivas
    Diğer tüm koşu tarzları

    a) Sürat Koşuları: Pist ve alan sporlarında; kısa mesafe atletlerinin bütün güçleriyle koşmasına dayanan, en süratli olanı belirleyen yarışlardır. Bir diğer ismi de kısa mesafe koşularıdır. Bu tür yarışmalarda koşucunun sürati ve dayanıklılığı yanında, temposunu değerlendirmesi de büyük önem taşır.
    Virajlı yarışların başlangıç çizgileri, tüm atletlerin aynı uzunluğu koşmalarını sağlamak için kademeli ve eğri olarak çizilmiştir. İç kulvarlardaki yarışmacılar yarışa daha gerilerden başlarlar. Sürat koşularının tümünde, oyun alanı olarak 400 m uzunluğundaki standart pist kullanılır. Bu pistlerin hepsinde "tartan" denilen sentetik bir bileşik olan yapay zemin vardır. Pistin bitiş çizgisi tüm yarışlar için aynıdır. Pist üzerinde 8 kulvar işaretlenerek, yarışmacıların birbirinden ayrılmaları sağlanmıştır.
    Sürat koşularının tümünde her koşucu, parkurunu kendi kulvarında koşarak tamamlar. Sürat koşucuları yarıştan önce ısınmalı, adalelerini gevşetici hareketler yapmalıdırlar. Sürat koşularında atletler çıkış takozları kullanırlar. Bu çıkış takozları, başlangıç çizgisinin hemen arkasına vidalanan, yarışmacının ayaklarını basarak ilk hızını almasını sağlayan genellikle metal bir alettir. Ayakların konduğu düz kısımlar, atletlerin tercihine göre ayarlanabilir.
    Bu çıkış takozları ile çömelmiş durumda çıkış yapmaya 1894'den sonra başlanmış olup, ilk kez 1930'da resmi yarışmalarda kullanılmıştır. Çıkış takozlarına, önemli yarışlarda yanlış çıkışları otomatik olarak saptayan elektronik bir mekanizma eklenir. Çıkış sırasında yarışmacının soğukkanlı ve hırslı olması çok önemlidir. Sürat koşularında atletler, ıslanma ile şeffaflaşmayan atlet ve şortlar giyerler.
    Numaralar kolayca görülebilecek büyüklükte sırta ve göğüse tutturulur. Çorapların pamuklu, beyaz ve dikişsiz olması gerekir. Yarışmalarda çivili özel spor ayakkabıları kullanılır. Bu ayakkabılar yarışma çeşidi ve atletlerin tercihine göre farklılık gösterebilir. Ama çiviler 2.5 cm uzunluğunu geçemez. Sentetik pistlerle birlikte metal çivilerin yerini lastik çiviler almıştır. Bu çiviler koşu sırasında yere batarak ayağın geri kaymasını önler.
    100 m'den 800 m'ye kadar olan yarışlarda koşucular yarışa, çömelmiş durumda bir ayak geride, öteki ayak çıkış çizgisinin hemen arkasında, el parmakları da yere değecek biçimde yerleşerek başlarlar. Çıkış hakemi 800 m'ye kadar olan koşularda (800 m dahil) "yerlerinize" ve "dikkat" komutlarını, daha uzun koşular için "yerlerinize" komutunu verir. Bütün atletlerin "dikkat" durumunda iki ayağı da piste değmeli ve hareketsiz beklemeleri gerekir.
    Yarışmalar bir tabanca veya benzeri bir aletin havaya ateşlenmesi ile başlar. Yarışmacılardan birisinin hatalı çıkış yapması durumunda çıkış tekrarlanır. İki kez hatalı çıkış yapan atlet diskalifiye edilir. Pist yarışmalarında diskalifiye olan atlet, pisti hemen terk etmelidir. Hatalı çıkıştan sonra yarışmacılar, tabancanın yeniden ateşlenmesi ile geri çağrılır.
    Sürat koşuları, yukarıda da belirtildiği üzere çökmüş vaziyette çıkış hareketiyle başlar. Fuleye geçmek için atılan toplanış adımlarıyla sürer. Bunu mesafenin 15-20 m'si ile son 5 m'si arasındaki fule adımları izler. Yarış ipinin göğüslenmesi ile koşu tamamlanır. Bitişte ipi göğüslemek veya finiş çizgisini geçmek, ya atletin ellerini başının üstüne kaldırması ya da elleri ile fırlatarak seride omuz ile dokunmak şeklinde olur.
    Yarışmalarda dereceler elektronik kronometre ile saptanır. Bu kronometreler, yarışmayı başlatan tabancaya bağlanmıştır ve ateşleme ile kendiliğinden otomatik olarak çalışmaya başlar. Ayrıca ipi göğüsleyen atlet, saniyenin yüzde birini saptayabilen "Foto Finiş" aletiyle tespit edilir. Zaman, silahın ateşlenmesinden, atletin gövdesinin bitişe vardığı ana kadar geçen süre ölçülerek bulunur. Beraberlik durumunda, ikinci tur her iki atletin katılmasına engel ise iki atlet yeniden yarışır. Bu durum dışında bütün beraberlikler olduğu gibi kalır.
    Sürat koşuları mesafelerine göre üç ana yarıştan oluşur:
    1- 100 m koşusu
    2- 200 m koşusu
    3- 400 m koşusu
    1 - 100 m koşusu: Sürat koşularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koşuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koşulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. İnsan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koşularında çok önemli rol oynar.
    1912'lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968'de Jim Hines 9.9'a, 1991 yılında ABD'li atlet Carl Lewis 9.86'ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi başardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m'den sonra ulaşılabilir.
    Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiği ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateşlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm'i geçmez. İlk 10 m kısa ve seri adımlardan oluşur. 100 m koşucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluğunu sağlayabilmek için ayak uçlarıyla koşmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır.
    100 m'de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m'de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiş çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koşularında da uygulanır.
    2 - 200 m. koşusu: 200 m koşusu, 100 m'nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m'ci başlangıçta 20 m'de bir nefes alır, sonlara doğru nefes alışı daha sıklaşır.
    Ayrıca 200 m'ciler, 100 m'cilerden daha yumuşak bir koşu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koşuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diğer sürat koşularında olduğu gibidir. Her 200 m'ci 100 m. koşabilir, ama 200 m. koşamayan 100 m. atleti çoktur.
    3 - 400 m. koşusu: Bu koşuya sürat koşusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koşular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. başlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koşabileceği bir mesafedir. Sürat koşucuları ve yarı mukavemet koşucuları, 400 m'yi başarıyla koşarlar.
    En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir şekilde nefes alındığı ve her 100 m'nin birbirine denk hızla koşulduğu zaman alınır. 400 m. koşuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diğer sürat koşularında olduğu gibidir.
    b) Orta Mesafe Koşuları: Orta mesafe koşuları, kısa mesafe koşuları ile uzun mesafe koşuları arasında sürat ve güç ögelerinin her ikisine de gereksinim duyulan yarışlardır. Günümüzde büyük bir gelişme gösteren ve baştan sona süratle koşulmaya başlayan orta mesafe koşularının bir diğer adı da "Uzun Sürat Koşuları"dır. Sürat koşularından farklılığı, son anda hızlanmaya olanak verecek bir tempoyla koşulmasıdır.
    20. yy başlarına kadar yarım mil ve bir mil koşuları düzenlenirdi. Ülkemizin başarılı orta mesafe atletleri olarak 800 m'de Ekrem Koçak, Muharrem Dalkılıç'ı, 1500 m'de ise Mehmet Tümkan'ı sayabiliriz. Dünyada en ünlü orta mesafe koşucuları ise Finli atletler Paavo Nurmi ve Lasse Viren, Çek Zatopek ve İngiliz Sebastian Coe'dur. Orta mesafe koşuları, pist üzerinde saat yönünün tersine koşulur. Her tur sonunda vakit belirtilir. Son tura girerken ya kampana çalınır ya da havaya ateş edilir.
    Orta mesafe koşuları mesafelerine göre ikiye ayrılır:
    1- 800 m. koşusu
    2- 1500 m. koşusu
    1- 800 m. koşusu:Büyük bir efor ve sürat harcanılan 800 m. koşuları, hafif atletizm sınıfı bir koşudur. İyi bir 800 m. koşucusu dayanıklı, süratli ve çok zeki olmalıdır. Çömelerek yapılan bir çıkıştan sonra, ilk 50-60 metreyi büyük bir süratle geçmek ve ilk virajı iyi almak çok önemlidir.
    Çok yorucu olan bu yarışta atletin adımları uzun, serbest ve yumuşak olmalı ve devamlı rakiplerini kontrol etmelidir. Koşucu ağzından ve burnundan nefes alabilir. Yarış taktiklerini ve süratinin derecesini bilmesinde büyük bir yarar vardır. Yarışmalarda eğer önde değilse, önde koşan koşucuya göre temposunu ayarlamalı, rüzgarı hesaba katmalı, son virajda atağa kalkmalıdır.
    2- 1500 m koşusu: Bu koşu kuvvetli, dayanıklı ve süratleneceği yeri iyi bilen atletlerin başarabileceği koşudur. 1500 m koşucularının kendi vücudu ahenkli ve uyumlu olmalı, ayakların tabanı ile basarak koşmalı, nefes alma ritmi düzgün olmalıdır. Bilinen temposunu değiştirmeden korumalı, son 100-300 m'de süratlenmelidir.
    c) Uzun mesafe koşuları:
    Uzun mesafe koşuları, finişte atağa kalkmanın orta mesafede olduğu kadar önem taşımadığı, her şeyin tempoya bağlı olduğu son derece sağlam bir yapı isteyen koşulardır. Uzun mesafe koşularında da stil ve nefes çok önemlidir. 2 m'de bir nefes alınıp verilir. Adımlar kısa ama daha serbest olup, ayaklar yere tabanla basar. Adımlar makineleşmiş bir tempoyla atıldığı için, bir diğer adı da "Araba Koşusu"dur.
    Dünyada en ünlü uzun mesafe koşucusu, Finli Atlet Paavo Nurmi'dir. Nurmi, mesafeye göre "devamlı bir tempo" ile adım atmanın faydasına inanır ve koşu mesafesini turlara bölerek, her turu belirli bir zamanda geçmeyi hedeflerdi. Bu "tempo" sistemiyle 1923'te Stokholm'de 4 dk. 10 sn ile dünya rekoru kırdı. Uzun mesafe koşan diğer ünlü atletler olarak Avustralyalı Ron Clarke, Etiyopyalı aynı zamanda maratoncu Abebe Bikila ve Doğu Alman Waldener Ciepinski'yi sayabiliriz.
    Uzun mesafe koşuları mesafelerine göre üçe ayrılır:
    1 - 3000 m koşusu
    2 - 5000 m koşusu
    3 - 10000 m koşusu
    1 - 3000 m Koşusu: Pistin 400 m uzunluğundaki bölümünün 7.5 tur olarak koşulduğu uzun mesafe koşusudur. Bu koşu 1982 yılına kadar bayanların en uzun mesafe koşusu iken, aynı yıl Avrupa Şampiyonası'nda bayanlar maraton da koşmaya başlamıştır.
    2 - 5000 m Koşusu: Pist üzerinde yapılan bu koşu, pistte 12.5 tur olarak koşulur. İlk derecesi 1875 yılında Londra'da 17.07 ile yapılmıştır.
    3 - 10000 m Koşusu: 400 m'lik oval pistte 25 tur olarak koşulur. Önde koşan atletin, arkadan gelen atlete 400 m fark yapmasına "tur bindirme" denir.
    d) Bayrak Koşuları: Takımların 30 cm boyundaki tahta veya metal bir sopayı (stafeti), elden ele geçirerek ve sırayla koşarak yaptıkları yarışlardır. Takımlar 4 atletten oluşur. Eski Yunan'da ellerinde bir meşale ile yapılan bayrak koşuları, 1895 yılında ilk kez atletizm yarışmalarında yer almıştır.
    Günümüzde 4'er kişilik takımlar halinde çeşitli mesafelerde koşulmaktadır. Yalnız Balkan ülkeleri arasında yapılmış ve adı "Balkan Bayrak" olarak kalmıştır. Dörder atlet arasında 800 m, 400 m, 200 m ve 100 m koşulan bir türü daha vardır. Ayrıca bir zamanlar yurdumuzda bir hayli yaygın olan "İsveç Bayrak Koşusu" da bir diğer bayrak yarış türüdür. Bunların mesafeleri de 400, 300, 200 ve 100 m'dir.
    Toplu koşucular tarafından koşulan bayrak yarışlarında esas olan, koşucunun kendi mesafesini bitirdikten sonra elinde bulunan sopayı yeniden koşacak olan arkadaşına vermesidir. Eğer sopa düşürülürse, düşüren atlet yerden alır. Sopa düz ağaç veya metal bir borudan yapılmış olup, 28/30 cm uzunluğunda, 50 gram ağırlığında ve tek parçadır. Yarışlar, hareketsiz duran yarışmacıların tabanca patlatmasıyla aldıkları startla başlar.Takımlardaki dört atletin her biri yarışmanın bir bölümünde koşar, koşu sırasında elde bir sopa taşınır. Sopa değişimi 20 m'lik bir bölgede yapılır.
    1964 yılında yapılan bir kural değişikliği ile; kısa mesafe bayrak yarışlarında koşucunun sopayı almak için bayrak değiştirme bölgesinin 10 m. gerisinden koşmaya başlamasına izin verildi. Ancak "çubuk değiştirmek bölgesinde" el değiştirmelidir. Bu değişim; dıştan değişim ve karma değişim diye iki şekilde olur. Dışta değişimde koşucu, çubuğu sol elinden arkadaşının sağ eline verir. Karma değişimde ise hem sağ hem sol el ile stafet değiştirilebilir. Bayrak fırlatılarak değiştirilemez. Seçmelerden sonra takımdaki oyuncu değişikliği ancak zorunlu olması durumunda doktor raporuyla yapılabilir.
    Bayrak koşuları erkekler ve bayanlar için ikiye ayrılır.
    1- 4x100 m bayrak yarışları: Erkekler ve bayanlar arası yapılan Olimpik Atletizm Yarışmaları'dır. 4x100 m bayrak yarışları baştan sona kulvarlarda koşulur. Çıkış yapan atlet bayrağı sağ eliyle taşır. Bayrak bir turda her 100 m sonunda olmak üzere, üç kez el değiştirir. Her kulvarda, 20 m'lik bayrak değiştirme bölgeleri işaretlenerek değişikliklerin buralarda yapılması sağlanır. Buna uymayan takımlar diskalifiye edilir. Hiçbir atlet yarışmada bir bölümden fazla koşamaz.

    2- 4x400 m bayraklar yarışları: Bu bayrak yarışı da 4x100 m gibi erkekler ve bayanlar arası yapılan Olimpik Atletizm Yarışmaları'dır. 4x400 m bayrak yarışında ikinci yarışmacıdan itibaren takımlar, verilmiş olan handikaba göre 400 ya da 500 m sonunda iç kulvara geçebilirler. Yarışın kulvarda koşulmayan bölümlerinde atletler, bayrak değiştirmek için kendi kulvarlarına dönmelidirler. Atlet bayrağı verdikten sonra, hemen kulvarı terk etmeli ve arkadaki takımın atletine engel olmamalıdır. Her hangi bir takım, kasıtlı veya kasıtsız engelleme yaparsa veya bayrak değiştirirken yardımlaşırsa takım halinde diskalifiye olur.

    e) Engelli Koşular: Eşit aralıklarla yerleştirilmiş engelleri aşarak, koşmaya dayanan hafif atletizm sınıfından pist ve alan sporudur. Engelli koşu 19. yy'da İngiltere'de ortaya çıkmıştır. 1920'lerde bayanlar da bu sporu yapmaya başlamıştır. 1935'de ağır ve ters çevrilmiş T biçimindeki engel yerine, L biçimindeki engellerin kullanılmaya başlaması, engelli koşuların en önemli gelişmesi sayılır.
    Engelli koşularda başarı tekniğe dayanır. Engel tekniğini öğrenebilmek uzun bir çalışma, sabır ve dikkat ister. Bu da engelli koşularda az atlet yetişmesine neden olmaktadır. Engellerin kavisli ve L biçiminde olup, L'nin alt kenarı koşucuya doğru bakar. Bu tür engeller devrildikten sonra atletin ayağına takılmaz. Engeller üst kenarından merkezine 3.5-4 kg'lık bir güç uygulandığında devrilecek biçimde yapılmıştır.
    Engellerin yüksekliği yarışmalara göre değişir. Her atlet kendi kulvarında koşar. Her kulvarda on engel vardır. Günümüzde engelli koşu atletleri, iki engel arasında hız koşusu tekniğinden yararlanırlar. Atlet, engellerin tam üzerinden geçmelidirler. Engeli aşarken çift kolla ileri doğru hamle yaparken iyice öne doğru eğilir, ardından da bacaklarını, hızını kesmeden yarışmaya devam etmesini sağlayacak bir biçimde de öne uzatır.
    Engel koşusu sırasında atlet, ayağını veya bacağını engelin yanından geçirirse, kendi kulvarından olmayan bir engeli atlarsa, el veya ayağıyla kasıtlı olarak bir engeli devirirse diskalifiye olur. Ancak kasıtlı olmamak kaydıyla engel devirmenin cezası yoktur. Uluslar arası Amatör Federasyonu (IAAF)'nin kararına göre engelli yarış mesafeleri dörde ayrılır. Buna göre:
    1- 100 m engelli bayanlar
    2- 110 m engelli erkekler
    3- 200 m engelli erkekler
    4- 400 m engelli erkekler
    1 - 100 m engelli bayanlar: 1966 yılında IAAF tarafından kabul edilen, her biri 84 cm yüksekliğinde on engelin yer aldığı tamamen teknik bir koşudur. İlk engele kadar olan mesafe 13 m, engeller arası 8.5 m'dir. Son engel ile bitiş çizgisi arası 10.5 m'dir. Her yarışmacının ayrı bir kulvarda koştuğu bu yarış, 1972 Olimpiyat Oyunları'nda 80 m yarışının yerini almıştır.
    2 - 110 m engelli erkekler: Olimpiyat yarışmalarına dahil olan erkekler arası bir koşu olup, engellerin üzerinden düzgün bir hızla ve ahenkle geçmeyi gerektirir. 110 m engellide günümüzün en büyük ismi Birleşik Amerikalı Greg Foster'dır. 1983-1987'den sonra 1991'deki Tokyo Dünya Şampiyonası'nda elde ettiği 13.06'lık rekorla en büyük olduğunu kanıtladı.
    Bu yarışmalarda her biri 106.7 cm yüksekliğinde on engel vardır. İlk engele kadar olan mesafe 13.72 m'dir. Engeller arası mesafe 9.14 m'dir. Son engelle bitiş arası 14.2 m'dir. İlk engele 7-8 adımla gelinir. Engel aralarının iniş - çıkış hariç, üç adımda geçilmesi yarışmacı için avantajlı bir durumdur.
    3 - 200 m engelli erkekler: Olimpiyat yarışmalarına dahil olmayan bir koşudur. On engelin her biri 76.2 cm yüksekliğinde olup, 18.29 m arayla yerleştirilmiştir. Çıkış yeri ile ilk engel arasındaki mesafe 18.29 m olup son engel ile bitiş çizgisi arası 17.10 m'dir.
    4- 400 m engelli erkekler:Olimpik karşılaşmalara dahil, teknik olarak çok ekonomik olan, vücudun daha az yatırıldığı 110 m engelliye göre sürati daha düşük bir koşudur. 400 m engelli koşu atletin, atletik yeteneklerini ortaya koyduğu bir koşudur. Ritm ve fulelerin uzunluğu son derece önemli olup, ilk engele 21-22 fule ile vararak, diğer engel aralarını 13-17 fulede aşmak, en ideal olanıdır. Atlet, engel aralarında kaç adım atacağını önceden tespit etmelidir. Bu koşularda engel yüksekliği 91.4 cm olup, 35 m arayla on engel yerleştirilmiştir. İlk engele kadar olan mesafe 45 m, son engel ile bitiş çizgisi arası 40 m'dir. Atlet kendi kulvarında yarışır.
    Ayrıca 1976 yılından beri erkek atletlerin yanısıra bayanlar arasındaki yarışmalarda engellerin yüksekliği 76.2 cm olup, diğer ölçüler erkeklerarası koşularda olduğu gibidir. 400 m engelli, 400 m düz yarışlarına göre daha kolay izlenir. Bütün kulvarlarda her engel, başlangıç çizgisinden eşit uzaklıktadır. Aynı sıra numaralı engeli ilk aşan atlet önde gidiyor demektir.
    f)Engelli / Hendekli: Olimpik hendekli koşusu 3000 metre koşulan ve erkekler arasında yapılan bir yarışmadır. Hendek yarışının parkurunda 28'i kuru, 7'si sulu 35 engel bulunur. Yarışmacılar engellerin üzerine basıp geçebilirler ya da atlayabilirler. Engellerin arası ortalama 78 m olup, yüksekliği 91.1-91.7 cm, genişliği 3.66 m, ağırlıkları ise 80-100 kg'dır. Çarpıldıklarında yıkılmayacak biçimde olup, en içteki üç kulvara yerleştirilmişlerdir. Her iki uçlarında 120-140 cm arası tabanlar vardır.
    Başlangıç noktasından itibaren 270 m'ye kadar hendek yoktur. Her turda 5 engel bulunur. Bunlardan dördü kuru, biri suludur. Su hendeğinin genişliği ve uzunluğu 3.66 m, engele en yakın su derinliği ise 70/75 cm'dir. Yarışmacılar su engelini aşarken engelin üstüne basabilir. Su hendeğinin önündeki engel, kımıldamayacak biçimde hendeğe yerleştirilmelidir. Bir hendek koşucusu; engelin yanından geçerse, su engelinin üzerinden veya içinden geçmezse, ayağını veya bacağını engelin yanından geçirirse diskalifiye olur.
    Yol yarışları
    a) Maraton: Atletizmde en uzun mesafeli (42.195 m), sert tabanlı yollarda gidiş dönüş olarak yapılan mukavemet koşusudur. Adını eski Yunanistan'daki Marathon Savaşı'ndan aldı. İlk kez 1896'da düzenlenen Atina Olimpiyat Oyunları'nda koşuldu, 1924 yılında 42.195 m olması benimsendi. Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu 1992 yılından itibaren 21.100 m'de yarı maraton Dünya Şampiyonası düzenlemeye başladı.
    Maraton parkurları aynı nitelikte olmadığı için dünya rekoru kaydı tutulmaz. Sadece en iyi derece vardır. Türkiye'de maraton, ilk kez 1937'de resmi yarışmalarda yer aldı. 1970'lerde bayanlar da resmen yarışmalarda yer almaya başladı. Uluslararası popüler yarışma olarak Boston Maratonu, Türkiye'de ise 1979'dan beri yapılmakta olan Asya-Avrupa Maratonu gösterilebilir.
    Maraton koşularında yalnız bacaklar kollar değil, karın kasları dahil vücudun bütün kasları hareket eder. Maraton koşularında çıkış ve bitişler genellikle stadyum içinde olursa da bu şart değildir. Ana yollar üzerinde koşulan bu yarışmalarda trafik ekipleri de görev alır. Yarışma öncesi her atletin sağlık kontrolünden geçmesi ve koşar raporu alması zorunludur.
    Mesafeler kilometre ve mil olarak yol boyunca gösterilir. Her 5 km'ye yerleştirilen resmi yiyecek - içecek merkezlerinde atletlerin istedikleri yiyecekler ve içecekler bulundurulur. Bir maraton koşucusu koşu sırasında 3000 kilo kalori kadar enerji harcar. Eski yıllarda atletler, yiyeceğe fazla önem vermelerine rağmen son zamanlarda sadece suyla ağızlarını çalkalayıp yüzlerini ve başlarını ıslatmakla yetinmektedirler. Yollar üzerinde yapılan yarışmalarda parkur, koşu çizgisi boyunca ölçülür. 50 m'den fazla fark kabul edilmez.
    b) Yürüyüş: Bir spor dalı olarak yürüyüş, adımların zeminle temasını kaybetmeden hızla ilerlemeye dayanan, Olimpiyat Oyunları'nda yer alan, hafif atletizm dalında bir spordur. Yürümek ile yürüyüşü birbirine karıştırmamak gerekir. Yürüyüş başlı başına bir spor olup, kuralları, tekniği ve taktiği olan, karın adalelerinin yardımıyla ayaklar ve bacaklarla yapılan, kollarla dengelendirilen bir ilerleme hareketidir.
    Yürüyüş sporu ilk kez 1867 yılında İngiltere'de yapılmış, 1908 yılında 16.090 m olan mesafe daha sonra 10 km'ye inmiştir. 1948 yılında ise pistte 10 km, yolda 50 km olarak belirlenmiştir. 1956 yılından itibaren de yarışmalar bu mesafede yapılmaktadır. Türkiye'de 1940 yılında Robert Koleji'nde yapılan atletizm yarışmalarında, 1500 m yürüyüş yarışması yer almasına rağmen, ilk resmi yarışmalar 1952 yılında İstanbul'da yapılmaya başladı. İlk yürüyüş yarışması 10 km üzerinden Fenerbahçe stadında yapıldı.
    Bu yarışmalarda yer alan ilk Türk atletleri Selahattin Yıldız, Vartan Avukyan ve Isak Franco'dur. Gerek pistte ve gerekse yollarda yapılan yürüyüş sporunda ayaklar, zeminle temasını kaybetmemeli, öne doğru atılan ayak topuğu, diğer ayak yerden kalkmadan yere temas etmelidir. Önce zemine ayak topuğu, sonra taban, sonra da ayak değer. Bu da ayakların kalçadan hareket ettirilmesi ile mümkün olur. Yürüyüş sporu yapanların giydikleri ayakkabılar, zorlanmaya dayanıklı ve hafif olmalıdır. Ayakkabı bantlarının mafsalları koruyacak şekilde ve ökçeye doğru kama şeklinde bir artımı vardır. Taban kalınlığı 13 mm'yi geçemez. Topuk ise tabandan 13 mm daha yüksek olabilir. Yürüyüşçüler genellikle beyaz güneş şapkaları ve güneş ışınlarını yansıtan açık giysiler kullanırlar. Kalın çorap giyerler.
    Yürüyüş yapanların bacak ve baldır kasları çok gelişir. Bu spor kan dolaşımını hızlandırır, adaleleri geliştirip iç organların çalışmasını düzene sokar. Yürüyüş yarışmalarında da koşularda olduğu gibi adım uzunluğu ve saniyedeki adım sayısı çok önemlidir. Diğer önemli noktalar; ayakların düz bir hat üzerinde hareket etmesi bacakların temposudur.
    Yürüyüşte iki stil vardır.
    Birincisi Avrupa Stili olup, atletler çok kuvvetli kol hareketi içeren bir stil uygular.
    İkincisi de Meksika Stili olup, atlet baş, omuz ve gövdesini sallayarak yürür.
    Yollar üzerinde yapılan yürüyüş yarışmalarında yarışmacıların güvenliği sağlanmalıdır. Yarışmalarda 5 km aralıklarla içecek istasyonları bulunur. Organizatör ya da atletlerin kendi sağladıkları bu içecek- yiyecekler, atletlerin kolayca bulabileceği ve ellerine verilecek biçimde yerleştirilir. 20 km'den sonra yalnız su sağlayan istasyonlar vardır. Yürüyüş yarışları hem pistte hem de yolda yapılabilir.
    Olimpiyat Oyunları'nda yer alan yürüyüş yarışmaları 20 ile 50 km üzerinden yapılır. 50 km olan yarış, maratondan 8 km daha uzun olup, en uzun mesafe yarışıdır. Bayanlar 10 km üzerinden yürüyüş yarışmalarına katılırlar. Dünya Kupası için IAAF'nin belirlediği yürüyüş yarışması, erkekler için "Lugono Kupası" ve bayanlar için "Lochboın Kupası"dır. Yarışmalarda yarışmacının yürüyüş biçimini, yarışın herhangi bir anında kurallara uyup uymadığını kontrol etmekle görevli, her atlet için birisi lider olmak üzere üçer hakem bulunur.
    c) Kır Koşuşu:Kırsal alanlarda inişli-çıkışlı toprak üzerinde yapılan uzun mesafe koşusudur. Kros olarak da bilinir. İlk uluslar arası yarışma Fransa ile İngiltere arasında 1898'de yapılmıştır. 1903 yılında İngiltere, İrlanda ve İskoçya'nın katılımı ile başlayan şampiyonaya daha sonra diğer ülkeler de katılmıştır. 1924 yılında yaz yarışmalarına uygun olmadığı için Olimpiyat Oyunları'ndan çıkarılmıştır.
    1962 yılında IAAF, uluslar arası kuralları yeniden belirlemiş, 1967'de ilk kez bayanlar arası kır koşusu düzenlenmiştir. ABD'den erkeklerde Pat Porter, ard arda 8 kez kazanarak, kır koşusunda ulaşılması güç bir rekor sahibi olmuştur. IAAF'nın belirlediği uluslar arası yarışmanın standart mesafesi, erkekler için 12 km'dir. Kır koşusu, belli bir pistten düzenlenmediği için dünya rekoru tutulmaz. Bu koşuya katılacaklar sıkı bir sağlık kontrolünden geçirilmeli, kalp ve ciğerlerinin sağlam olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Kır koşusu, bir kış sporu olup, her türlü hava koşullarına katlanan atletlerin, azim ve iradeleri ölçülür ve atlerler yaz oyunları için hazırlanma fırsatı bulurlar.
    Atleler yün şapka ve eldiven kullanıp, her zemine uyum sağlayan "waffle" tipi sentetik tabanlı ayakkabılar giyerler. Kır koşuları, bireysel yarışlar ve takım yarışları biçiminde yapılır. Takım koşularında her takım 6-9 atletten oluşur. Bu takım yarışlarında kaç sporcunun puanlarının değerlendireceği önceden belirlenir. Belirlenen sayıda en az kötü puanı alan takım, yarışı kazanır.
    Kır koşularının bir değişik türü de bayraklı kır koşusudur. Bu yarışlarda bayrak yerine koşucu, koşacak olanın eline dokunur. Kır koşularında koşu yönünün sol tarafından kırmızı, sağ tarafına beyaz flama dizilir. Gerekli noktalarda kontrol için hakem bulundurulur. Yarış sonunda çit veya iple belirlenen ve tüm koşucuların teker teker geçebileceği, huni biçiminde bir finiş tüneli vardır. Tüm yarışmacılar bu tünelden geçerken, hakemler tarafından numaralanarak bitirme dereceleri yazılır.
    d) Yol Koşusu: Kış koşularının değişik bir türü olup, şehir içindeki ana cadde ve sokaklarda koşulur. Türkiye'de ilk kez 1922 yılında Fatih ile Harbiye arasında koşuldu. Şehir trafiğinin yoğunlaşması bu koşulara olan ilgiyi azaltmasına karşın, Ankara'da yapılan 2000 yılında 65 ncisi. düzenlenen "Büyük Atatürk Koşusu", 10 bin 500 m'lik bir sokak koşusu olarak yapılmaya devam etmektedir.
    Ayrıca Hürriyet Gazetesi tarafından düzenlenen "Dedeler Yarışı"da, 1980 yılından beri bir sokak koşusu olarak sürdürülmektedir. (50-55, 56-60, 61-65 ve 66 ve daha üstü yaş gruplarında). Bir diğer sokak yarışı da Asya - Avrupa Maratonu ile yapılan halk koşusudur.

    Birleşik Yarışlar
    Bir diğer adı da Kombine Yarışlar olan bu yarışlar, koşma, atma ve atlamalardan meydana gelir. MÖ. 8. yy'dan itibaren atletizm müsabakalarında yer almaya başlamış olup, öncelere beş dalda iken, sonraları İskandinav ülkelerinin öncülüğü ile 10 dalda yapılmaya başlandı. Birleşik yarışlar dekatlon ve heptatlon diye ikiye ayrılır. Günümüzde dekatlon ve heptatlon yarışmaları bir bütün olarak görülmektedir. Atletlerin iki gün süren bu yarışmalara bedensel ve ruhsal yönden çok iyi hazırlanmaları gerekir. Birleşik yarışlar ikiye ayrılır. Buna 1981 yılından beri koşulmayan pentatlonu da bilgi sahibi olmak amacıyla ekleyebiliriz.
    a) Dekatlon (10'lu yarışma/erkekler)
    b) Heptatlon (7'li yarışma/ bayanlar)
    a) Dekatlon (10'luu yarışma) : Sürat, kuvvet, ve beceri isteyen karışık yarışmalardır. İlk kez 1884 yılında Amerika'da uygulandı, 1912 yılında Stockholm Olimpiyat Oyunları ile oyun programına dahil edilmiş ve bundan sonra da giderek önem kazanmaya başladı.
    Dekatlon, erkekler arasında yapılan on yarışma dalından oluşan birleşik yarışlardır. İki gün süren bu yarışmalarda birinci gün; 100 m, uzun atlama, gülle atma, yüksek atlama ve 400 m koşulur. İkinci gün; 110 m engelli, disk atma, sırıkla atlama, cirit atma ve 1500 m koşulur. Bir de 5 yarışma dalından oluşan (uzun atlama, cirit atma, 200 m, disk atma ve 1500 m) ve bir günde yapılan beşli yarışmalar vardır.
    Atletizmin programında olduğu gibi, hiçbir atletin bu kadar sıkı, yorucu ve uzun süre antreman uygulaması gereken spor dalı yoktur. İyi bir dekatloncu olmak için en az beş yıl yarışmak gerekir. İyi bir dekatloncunun on yarışma dalında da dengeli bir ortalama tutturması; oyun süresince yetenekli, kararlı ve adele yönünden hazır olmasına bağlıdır.
    Dekatlon atletleri çeşitli koşu, atma ve atlama ayakkabıları, ölçüm tabloları koyabilecek büyüklükte bir çantayı yanlarında taşırlar. Ayrıca ısınmak ve dinlenmek için uyku tulumu ve battaniye de yanlarında bulundurabilirler. Yarışlar listedeki düzene göre yapılır. Herhangi bir yarışa girmeyen bir yarışmacı, yarışı bütünüyle bırakmış sayılıp elenir.
    Pist yarışlarında da üç hatalı çıkış elenme nedenidir. Her alan yarışında yarışmacının üç hakkı vardır. Yarışmalarda sadece bir tür vakit ölçme aleti kullanıldığında zaman, değerlendirme puan cetvelinde saniyenin 1/100'üne kadar yapılır. IAAF'nin belirlediği tabloya göre puanlama yapılır.
    Puanlar, atletin koştuğu dereceye, atladığı yüksekliğe, atma ve atlama uzunluğuna göre verilir. En çok puan toplayan atlet yarışmaların birincisi olur. Puanların eşit olması durumundan, branşların çoğunda, en yüksek puanı alan atlet birinci gelir. Eşitlik yine bozulmazsa, bireysel branştaki en yüksek puana bakılır.
    b) Heptatlon (7'li yarışma): Dekatlon gibi sürat, kuvvet ve beceri isteyen, bayanlar arasında yapılan ve yedi daldan oluşan kombine yarışmalardır. Bugüne kadar yarışma sayıları, türleri ve sıraları çeşitli değişikliklere uğradı.
    1920'lerde Almanya ve Rusya'da üç ve beş dallı yarışmalarla başladı. 1964 yılında Olimpiyat Oyunları'nda 5'li yarışma pentatlon olarak yer aldı. 1981 yılından itibaren heptatlon, çok yarışmalı dal olarak bugünkü şeklini aldı.
    Atletizmin en zor branşlarından biri olan heptatlon, yurdumuzda henüz tam anlamıyla yapılamamaktadır. Bu zor sporda atlet olmamasının yanısıra, atletizm salonunun olmaması da önemli bir etkendir.
    Yedi yarışma dalından oluşan heptatlon yarışmalarında birinci gün; 100 m engelli, gülle atma, yüksek atlama ve 200 m koşulur. İkinci gün; uzun atlama, cirit atma ve 800 m koşuları yapılır. Kurallar ve derece ölçümleri dekatlonda olduğu gibi IAAF tarafından belirlenmiştir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 16 Temmuz 2007
    Pulbiber072, Akay, wolf13 ve diğer 2 kişi bunu beğendi.
  4. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.070
    Ödül Puanları:
    0
    Şu boyutuda var, dünya çapında bir sprinter olmak için, belirli bir fizik tipolojisine uymak gerekiyor.
    Sprinter yetiştirilirken hangi tipolji aranır bilemiyorum, ama büyük ihtimalle, ağırlıklı mezomorf,bir miktar ektomorf fizik yapısından insanlara yatırım yapılıyordur.
    Yani o iş için yetiştirilen kişiler zaten baştan kaslı, define bir yapıda adamlar, idman şekilleride büyük oranda büyüme hormonu salgılanmasını sağlıyor.
    Flexor'un dediği gibi yan idmanlarıda var, bu sayede çok estetik bir vücuda ulaşıyorlar.
    Yani ilk başta çok seçme insanların bu işe giriyor olması, genetik yapılarının dediğin tipte gelişmeye uygun olması önemli bir etken.
    Kısa bacaklı, yağlanmaya müsait, dar omuzlu, kas yapısı güçlü olmayan bir adam zaten hiçbir çalışmayla sprinter olamaz, hele dünya çapında bir sprinter hiç olamaz.
    Bu olimpik yüzücüler içinde geçerli, adamlar yüzdüğü için vücutları öyle değil, vücutları öyle olduğu için bu işe yönlendiriliyorlar, yani vücut yapısı, kas yapısı belirtilen spora uymayan adam baştan elenir.
    Bizim izlediklerimiz en seçme adamlar, o elemelerden geçmiş insanlar.
    O genetik yapısından bir adam emin ol, şnav, barfiks çekse bile çok estetik, kendine baktıran bir vücudu kolayca oluştururdu.
     
    Akay, wolf13 ve salvadore_xp bunu beğendi.
  5. felixmaurice
    Offline

    felixmaurice Üye

    Katılım:
    23 Kasım 2006
    Mesajlar:
    183
    Beğenileri:
    42
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    SPORCU
    ŞİMDİ BEN BİR SIPTRINTER (100M) Cİ OLRAK DERİM Kİ:

    ahkam kesmek gibi olmasın ama biraz yanlış şeyler yazmışsınız arkadaşlar.... ki bu büyük bi ihitimalle bilgi eksikliğidnen kaynaklanıyordur.
    cago nun dedigine bende katılıyorum 100m koşan siprinterlerin vücutları gerçekten süper şekilde fit. ve o kas kütlemizle koşmak sizde takdir edersinizki büyük başarı... asıl başarı koşmak değil. ''ne varki bende koşarım dediğinizi duyabiliyorum'' AMA BAKIN:

    yaptıgımız tonajdaki antrenman neredeyse ciddi bir body programına yakındır. ve bu kütle ve kuvveti patlayıcı kuvvete çevirmektir. yani türkiye çapından örnek vericek olursam:
    200 kg' a yakın tam skuatı, 200-220 kg yarı skuatı olan olan bir sprinter 1m.07 cm lik engllerden 6-8 tane sıçrıyabilir. ayrıca,
    takoz çıkışımızdaki harcadığımız patlatyıcı kuvvet seviyemiz teniste ard arda vurulmuş 15 fore hand i bir anda vuruldugunda ki enerji kadardır.( istiyen varsa bunla alakalı tezde koyabilirim anadolu ünv. bir yard.doç tan)

    flexor demişki:''100 metre koşucuları 100 metreden sonra 50 metre dahi koşamaz çünkü adele şişecektir yani çalışma biçimleri bizim çalışma biçimimize benziyor en az bizim kadar takviye alıyorlar'' EVET takviye konusuna ve çalılşma konusunda(halter)
    katılıyorum. ama bunun yanı sıra biz AEROBİK,ANEROBİK, süratte devamlılık,speed quality,vs.. biton antrenman çeşidi yapıyoruz bu yüzden bir yüzmetreci 100m koştuktan sonra 50m den daha fazla koşabilir ama 100m içerisindeki 50-60m arası ulaştığı maximum süratiyle değil...

    KARASAN demişki: '' Kısa bacaklı, yağlanmaya müsait, dar omuzlu, kas yapısı güçlü olmayan bir adam zaten hiçbir çalışmayla sprinter olamaz''
    bunada akatılmıyorum iyi bi çalışmayla herkes sprinter olabilir ama kalitesi ve elitlik seviyesi ne olur bunu kestirmek inanın çok zor. antrenman kalitesine bağlıdır ama özellikke yunanistandaki %85 sprinter kısa boylu bodur tabir edebileceğim tipteler ama hepside godoz gibiler:)

    yazıcaklarım bukadar istediğim bi konudu sağolsun konuyu açan arkadaş....:) sizin soracaklarınız olursa cevaplarım:)
     
    Pulbiber072, wallcroft9'69, Akay ve diğer 5 kişi bunu beğendi.
  6. FleXoR
    Offline

    FleXoR Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2005
    Mesajlar:
    7.062
    Beğenileri:
    10.104
    Ödül Puanları:
    123
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Antrenör - Yazar
    Yer:
    Kırklareli & sivas
    Yanlış şeyler yazmışsın diyorsun sonrada ''EVET takviye konusuna ve çalılşma konusunda(halter)'' diyorsun

    Ben orada 100 metreden sonra 50 metre koşamaz derken 100 metreye kadar maximum güce erişir bu erişimden sonra kaslardaki şişme ile 50 metreyi aynı güçte koşamaz demek istedimki bunuda teyit etmişsin

    peki yanlış bunun neresinde ?
     
  7. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.070
    Ödül Puanları:
    0
    Şu boyutuda var, dünya çapında bir sprinter olmak için, belirli bir fizik tipolojisine uymak gerekiyor.
    Dikkat edersen, dünya çapında diyorum, elit seviyeden konuşuyoruz yani, yoksa her mahalleden bir genç yüz metre koşar, ama 13 saniyede koşar, 10 saniyenin altında koşan adamların özel bir fiziksel yapısı olduğunu görüyoruz.
    Balık gibi, ince uzun ama aynı zamanda kaslı bir vücut, yoksa herkes vücut geliştirme de yapar, ama elit seviyeye çıkma mevzusu çok başka, benim dediğim bu.
    Yani arkadaşlarımız, eğer 100 m. koşarsam, bu spora yönelirsem olimpik sprinterler gibi olurum hayaline kapılmasınlar diyorum, zaten olimpik sprinter olacak adamın vücut yapısı baştan kendisini belli eder.
    O bahsettiğin Yunan atletleri Olimpiyatlarda görebiliyor muyuz?
    Görebiliyorsak, isim ve fotoğraflarını görmeyi çok isterim, ya da bizim ülkemizdeki sprinterlarin derecesi, uluslararası arenadaki durumu nedir?
    Kısa bacaklı tıknaz bir adamın zaten bu işe 1-0 yenik başladığını muhakkak, çalışmayla bir yerlere gelir, ama asla o izlediğimiz efsaneler gibi dereceler yapamaz.
     
  8. Cago
    Offline

    Cago Üye

    Katılım:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    40
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ani diyosunuz ki bu adamlar da bizim gibi çalışıyo...Peki bu adamların çalışma programlarını bulamaz mıyız...
    ozellikle beslenme tabe ki de...
     
  9. donatello
    Offline

    donatello Yeni Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    Beslenmeleri ve aldıkları takviyeler bir vücut geliştirmecininki kadar diyebiliriz. Bu konuda Flexor ve Karasan hocama katılıyorum. Ayrıca bu adamlar da aynı bizler gibi belli dönemlerde growth ve testo kürlerler yaparak suplement de alıyorlar. Beslenmeleri de yüksek protein ve düşük karbonhidratlardan ibaret.
     
  10. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun

    İfade acı; ama gerçek. Bu hep de bizi yanıltan bir unsur olmuştur. Genetiğin önüne geçilmiyor gerçekten. Omzu aşırı geniş biri bunu hep küçükken yüzdüğüne bağlar, boyu aşırı uzun biri de oynadığı basketbola, bacak kemikleri sağlam, adedeli bacaklı biri de oynadığı futbola.
    Bizim de işimze gelen anlayış da bu değil mi? Genetik faktörlere bağladığımızda elimiz kolumuz bağlı olur. "Böyle gelmiş, böyle gider" anlayışıyla umutsuzluğa kapılırız.
    Aslında bize ait genetiğin üst sınırına tırmanabiliriz; ama genetiğin izin verdiği ölçüde. O yüzden idealleri kendi vücut yapımıza göre belirlemek daha mantıklı olacaktır. Yoksa Elit sporcuların, profesyonellerin vücut tiplerine, becerilerine bakarak; 1-2 yıllık çalışmayla onlar gibi olacağımızı beklemek polliannacılıktan bile beter birşeydir.
    Konuyla bağlantı kurmak gerekirse sprinter vücuduna sahip olmak yerine sprint çalışmaları yaparak yağ oranımızı minimize edebilir; mevcut kas yapımızı daha belirgin hale getirebliriz; ama prof sprinter'ların yanından bile geçemeyiz.

    Not: Eski başlığı canlandırdığımın farkındayım, böyle bir başlık açmayı planladığım için özellikle yazıyorum....
     
  11. MERAKLI
    Offline

    MERAKLI Üye

    Katılım:
    5 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    485
    Beğenileri:
    152
    Ödül Puanları:
    53
    Meslek:
    ÖĞRENCİ
    Yer:
    KIRIKKALE
    cold muydu neydi son dünya rekorunu kıran adam son olmp. larda 1. olmuştu korkunç vicudu var.
     
  12. MERAKLI
    Offline

    MERAKLI Üye

    Katılım:
    5 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    485
    Beğenileri:
    152
    Ödül Puanları:
    53
    Meslek:
    ÖĞRENCİ
    Yer:
    KIRIKKALE

    koşuyorlar 50 de değilde bi 500 de kötü performans sergiliyorlar en son olimpiyat şampiyonu 200 metredede rekor kırmış 1. olmuştu hem 100 de hem 200 de 1. oldu
     
  13. umur35
    Offline

    umur35 Yeni Üye

    Katılım:
    8 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    2.124
    Beğenileri:
    1.023
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    İzmir
    Flexor orada abska bır seyden bahsettı..Sımdı bu Usain Bolt 100 m 9.58 kosuyo ve ılk 50 m'de 4.5 sanıyede kosuyor dıyelım cunku sonlarda hep yavaslıyor..O an Bıtıs cızgısını gectıgınde devam etse 50 m'yı yıne 4.5 sanıyede kosamaz demek ıstemıs..

    Ama tabı bu konusma Usain Bolt denen canavar ortaya cıkmadan önceydi..:D
     
  14. sofa
    Offline

    sofa Üye

    Katılım:
    20 Şubat 2009
    Mesajlar:
    148
    Beğenileri:
    57
    Ödül Puanları:
    38
    Ben güzel fit vücudun ağırlık çalışmaktan çok koşuyla olabileceğine inanıyorum.Nitekim 17 yaşındaki(pro basketçi) kuzenim hayatı boyunca hiç ağırlık çalışmamış olmasına rağmen.Son derece fit güzel bir vücudu var.Yanlış anlaşılmasın yazdığım bu yazı.Tabiki ağirlik antrenmanlarıda çok önemli fakat bence ilk sırada koşu sonrasında ağırlık geliyor.
     
  15. MERAKLI
    Offline

    MERAKLI Üye

    Katılım:
    5 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    485
    Beğenileri:
    152
    Ödül Puanları:
    53
    Meslek:
    ÖĞRENCİ
    Yer:
    KIRIKKALE
    flexor un dediğinide anladım ilk 100 deki performans düşer demek istiyor.
     
  16. donnie_brasco
    Offline

    donnie_brasco Üye

    Katılım:
    2 Nisan 2009
    Mesajlar:
    138
    Beğenileri:
    164
    Ödül Puanları:
    0
    Eski sprinterlerden Maurice Greene'nin çok estetik bir vücudu vardı.
    [​IMG]

    Ağırlık antrenman programını internetten buldum. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ancak program şu şekilde:

    Salı ve Perşembe....Upper Body (set arası maksimum 1 dakika)

    • Bench Press....5 X 10, 8, 6, 6, 6
    • Incline DB Press....3 X 15
    • Rear Delt DB Flyes....3 X 15
    • Straight-Arm-Front DB raises....3 X 10
    • Arm Running motion with DBs....4 X 4
    • Alternating Dumbell Curls....3 X 15
    • Lat Pull Downs....3 X 10 (geniş tutuş)
    • Dumbell Shrugs....3 X 10
    Pazartesi ve Cuma....Lower Body
    • Squats....4 X 10, 8, 6, 3 (her bir tekrarda en altta 5 saniye bekleme ve sonra patlama)
    • Power Cleans....5 X 3
    • OR, Clean/Front Squats....5 X 5
    • Single Leg Curls...3 X 10
    • Single Leg Extentions....3 X 10
    http://www.snelkracht.nl/html/net-articles/mo_greene.html ilgilenenler bu adresten daha detaylı inceleyebilir.
     
  17. super_hornet
    Offline

    super_hornet Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    202
    Beğenileri:
    50
    Ödül Puanları:
    0
    resimler anlatıyor herşeyi..........usain bolt


    [​IMG]



    [​IMG]
     
    Akay ve 307KD bunu beğendi.
  18. okaaan
    Offline

    okaaan Yeni Üye

    Katılım:
    29 Aralık 2008
    Mesajlar:
    890
    Beğenileri:
    420
    Ödül Puanları:
    0
    Eğer şampiyon estetik vücutlu olursa hemen vücudu öyleydide ondan kazandı oluyor..kaslı bir boksör şampiyon oldumu kas yapısı genetiği üstün ondan oldu deniliyor zayıf kassız kazandımı ee zaten o spor dalında kasa gerek yok deniliyor ama geçen gün bir maç izledim bir adam var yav adamda ipince kol var sıfır kas yolda görseniz vurmaya kıyamazsınız ölür falan yarısıda boşa gider dersiniz ama o adam şampiyon adı fadır şabbari yanlış yazmış olabilirim tabi bir sürüde örneği var badr hary de şampiyon ama gökhan sakide şampiyon gibi birşey bu...elvana bakın şimdi diyecekler ki o metrelerde öyle olmak gerekir yav kardeşim birde allah aşkına elvanın rakiplerine bakın hepsi uzun bacaklı atletik onlardan biri kazansa hemen genetik yapısı elvan kazansa o metrede öyle fizik gerek deyip işin içinden çıkarlar..yani böyle işte...
     
  19. ahmet.220
    Offline

    ahmet.220 Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2010
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    uzun mesafeyi koşan bir koşucu kısa mesafeyi niçin koşamaz
    lütfen bu sorunun cevabını yazıverin şimdiden teşekkür ederim
     
  20. Savaşcı
    Offline

    Savaşcı Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    646
    Beğenileri:
    255
    Ödül Puanları:
    0
    şimdi 100m koşucuları güçlü kaslara sahip. hız yapabilmek için güçlü kaslar gerekiyor.
    uzun mesafe koşucularıda bakarsan güçlü bir yapı yok. ondan olacak
     

Sayfayı Paylaş