Çevrenizi nasıl oluşturursunuz?

Konusu 'Dertleşme' forumundadır ve salvadore_xp tarafından 17 Eylül 2008 başlatılmıştır.

Watchers:
Başlığı izleyen üye sayısı: 9 üye.
  1. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Anlatmak istediklerimi uygun bir başlık bulmaya zorlandım; yazacaklarımı kapsayacak ve özetleyecek bir başlık bulamadığım için kendime sorduğum soruyu size de soruyorum...
    Hepimiz insanız. Doğar, sosyal bir ortamda yaşar ve ölürüz. Doğum ve ölümü tespit ve kontrol edemeyeceğimiz gibi sosyal yaşantımızı ise bir o kadar kontrol edebilir, karakterimize ve ortamımıza göre düzenleyebiliriz. Bu sosyal ortamı düzenleme gayretinde olmadan, çevresindeki insanları tamamen tesadüflere ve akışına bırakan bir davranış sergileyebilmekle birlikte kendi yapı ve karakterimize, hayata bakış açımız ve yaşayış şeklimizi uygun bir ortam düzenleme gücüne de sahip varlıklarız.
    sosyal çevremizi belirlerken: zaman geçireceğimiz ya da geçirmeyeceğimiz, değer vereceğimiz ya da vermeyeceğimiz insanları seçerken hayat tecrubemiz bize zaman zaman yön verecek, zaman zaman da çağresiz bıracaktır.
    Tecrubelerin bu konuda sabitleyici olabilmesi için bir takim ilkeler oluşturur, bu ilkeler doğrultusunda anlaşıp, anlaşamayacağımız; zarar görüp, görmeyeceğimiz insanları tespit etmeye çalışırız.
    Yalnız sosyal kimliğimizi belirleyecek olan bu ilkeleri tabu haline getirerek materyalist bir yaklaşım sergilemek, çevremizde bize değer veren insanları bir kalemde silecek bir vizyon belirlemek pek insancıl bir davranış olmamakla birlikte kişinin inisiyatifine kalan bir durumdur.
    Tecrubelerimiz arttıkça, tanıdığımız insan türü çoğaldıkça, doğanın ve hayatın farklı yüzlerini gördükçe insanları analiz etme süremiz kısalacak; belki de insan sarrafı olacağız.......
    Böyle bir erdemden sonra sosyal çevremiyi düzenlemekte isabetli ve işlevsel olacağız; yalnız bu erdemliliğe ulaşana kadar da insan ilişkilerinde başarısız olacağız, yanlış çıkarımların ceremesi birinci elden yaşayacağız ve sosyal yönümüze de bir parça ket vurmuş olacağız.
    Sosyal yönden kendini yeterli hissetmeyen ve çevre düzenlemesi önem veren bir insan olarak çevre planlamasına dair belirlediğimiz ilkeleri, çalışmaları, başarılı ya da başarısız deneyimleri velhasıl bu konudaki vizyonunuzu paylaşmanızı talep ediyorum.
    Saygılarımla...
     
    kimodedim ve Mestano bunu beğendi.
  2. musclefan
    Offline

    musclefan Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2007
    Mesajlar:
    227
    Beğenileri:
    107
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    öğrenci
    Yer:
    İSTANBUL
    arkadaşlığa derin anlamlar yüklemeyen birisiyim.eskiden böyle değildim, ama uğradığım hayal kırıklıkları sonucunda arkadaşların lazım olduğu ama vazgeçilmez olmadığı sonucuna vardım.yeni insanlar tanımayı çok severim.tanışmak konusunda girişkenimdir genelde.hislerime güvenirim.yani ilk bakışta bana güven vermeyen birisine hiç yaklaşmam bile ya da ilişki,iletişim kurmam gerekiyorsa da belli bir mesafeyi korurum.etrafımdaki her insanda farklı bir şey buluyorum.hepsinin iyi olan yönü başka.bence her insanın geniş bir arkadaş çevresi olması gerek.çünkü ne kadar çok insan tanırsanız,o kadar çeşitli insan,o kadar çeşitli hayat hikayeleri bulursunuz.özellikle ben aynı insanlarla görüşmekten sıkılabiliyorum.bana bir şeyler katmadıklarını düşündüğümde, onlarla eğlenmediğimi ,rahatlayamadığımı düşündüğümde,paylaşacak bir şeyimiz kalmadığında ya da artık ilgimizin bittiğini hissettiğimde geri çekiliyorum.arkadaşlığımız da hoş bir hatıra olarak geçmişte kalıyor.
    velhasıl; insan girişken olmalı,değişik arkadaş çevrelerine girmekten çekinmemeli,tek bir arkadaş çevresine hapsolmamalı eğer ömrünün sonuna kadar kendine,algısına,hayata bakışına bir şeyler katmak istiyorsa.
     
    Karasan ve salvadore_xp bunu beğendi.
  3. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    musclefan, arkadaşlarının davranışları seni kırdığında bir sonraki arkadaşlıklara daha temkinli ve çekingen davranıyor insan. Başarısız ikişkiler her nekadar bir tecrube olarak hanemize yazılsa da herkese kucak açan bir tavır sergileyemiyor insan bir süre sonra.
    Dönem dönem ben de karakter, hayat görüşü ve statü olarak anlaşabileceğimi düşündüğüm insanlarla bir süre sonra anlaşamadığım çok oluyor. Doğmamış bebeğe don biçmekten pek farkı yok aslında bu tutumun.
    .Belli başlı arkadaşlıklara saplanım kalmamalı insan. İlişkilere de gerektiğinden fazla önem ve değer vermemeli bencil bir yaklaşımda. Özellikle tanıma evresinde kişiye dair peşin hükümler vermek de pek doğru olmayabiliyor...
     
    kimodedim, Karasan ve gaddarkemal bunu beğendi.
  4. ALPEREN
    Offline

    ALPEREN Özel Üye

    Katılım:
    4 Ocak 2005
    Mesajlar:
    956
    Beğenileri:
    468
    Ödül Puanları:
    0
    Çok ince düşünmemek gerekiyor. Kişinin kendisine uygun olmayan bir davranışı, karşısındaki tarafından uygun bir davranış gibi düşünülebiliyor. Kaldıki, her insan görünüş olarakta birbirinden farklıdır, haliyde huylarda farklı oluyor. Toplumu oluşturan biz bireyler, çevremizide yaşayışlarımızla oluşturuyoruz ya da hayat bize "sen bu çevrede" olacaksın diyor. Zaten bu hayatta nekadar kişi, her alanda kendi istediğini yapabiliyor? Bir yol çizilmiş, bazen "tren" gibi o yoldan gitmek zorunda kalıyoruz. Halbuki ben stadartları, zorunlulukları sevmem, beni baskı altına alan hiçbirşeyi kabullenmem; fakat hayat şartları maalesef sizi zorluyor. Arkadaş çevrenizdekiler, sizin hoşlanmadığınız bir ortamda bulunmak istiyorlar bu durumda yapacağınız şey, ortamdan kopmak yada onlarla birlikte olmak. Genellikle tercih, istemesekte o ortama girmek oluyor.

    Birde bazı insanların "güdüleri" daha fazla gelişmiş oluyor. Mesela ben, hani derlerya bir kişi bir bakışta anlarım, onu tahlil ederim...bende öyleyim bu yüzden benim arkadaşlıklarım kısa sürmez; şuan bile arkadaş çevremde enaz 10-11 yıllık arkadaşlarım vardır; çevremde bu şekilde biçimlenmiştir. Çünkü dediğim gibi, hem yeni arkadaşlıklara bazı nedenlerden güvenim kalmadı hem de kısa süreli arkadaşlıklar ve çevre beni pek ilgilendirmiyor. Herşeye olduğu gibi, bunada uzun vadeli olarak bakıyorum. Umarım hepimizin çevresi, bizi mutlu edecek şekilde biçimlenmiştir yada biçimlenir...

    sevgilerimle...
     
    Son düzenleme: 23 Eylül 2008
    kimodedim, Karasan ve salvadore_xp bunu beğendi.
  5. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Çevre konusu çok düşündüğüm bir mevzu, liseden beri düşünür, teorisini yaparım.
    Sonuçta sosyal varlıklarız ve "insan insanı arar"
    Amerikan Westernlerinde kendi kendine yeten, kimseleri aramayan ama aranan adam olmaya ergenlik döneminde zaman zaman özensek bile böyle bir yaşamın pek tatsız olduğunu anlamak zor değil.
    Çok sevdiğim hususi dedektif hikayelerinin kahramanları da böyledir, çok güzel kadınlara bile fazla yüz vermezler, paraya, ilişkilere, şehvete taviz vermezler, kendi doğrularına dayanarak iddiasız bir büroda, işlerini yürütürler.
    Zenginlerin, popüler kesimin maskelerini düşürdükten sonra onlara tiksintiyle bakar, önerdikleri rüşveti yüzlerine saçar ve romanın sonunda ellerinde viski bardağı kendi karanlık dünyalarına dönerler.
    Sonra Red Kit vardır, tam herkes mutlu, kaynaşmışken, herkes onu kutlamak için peki ama Red Kit nerede derken, o düldülle ufukta uzaklaşmaktadır.

    Bu imajlar bana korkunç çekici gelir, bir yanım böyle insanları çok sever, Herman Hesse'nin Bozkır Kurdu'nun kahramanı da böyle bir yaban adamdır, Yusuf Atılganımızın Aylak Adamı'da, Jerome Salinger'in
    Holden Caulfield'ı da...
    Hepsinin bir iç hesaplaşması, bir kavgası, mücadelesi vardır ve bu uğurda toplumla kaynaşmayı reddederler.
    O mücadele ve arayış bana çok cazip gelir, ki hepsi zaman zaman toplum içine karışmak, kendini unutmak, rahatlayıp gevşemek ister ama bunu başaramazlar.

    Bende çok zaman böyle hissediyorum, hayatıma baktığımda bana uymayan ortamlarda uzun süre bulunmadım, pek çok ortama girdim, girişken oldum ancak kendimi zorlayıp ortam insanı olmadım.
    Mesela dün akşam evimden çıkıp Bağdat Caddesi üzerinde yürürken Gym'e giderken cafelerde oturan gruplara baktım, gülüşmelerine, heyecanla birşeyler anlatmalarına, sonra aklıma başka imgeler geldi, komik ya da ilginç birşey anlatma çabası, ilgi çekme uğraşı, zaman zaman laf sokma mücadelesi...
    Sonra kendi kendime salonda idman yapmaya gittiğim geldi aklıma, haftada 6 gün çalışan ve bunun 4 akşamı idman yaptığım geldi.
    Bir eksiklik, bir özlem duymadım önünden geçtiğim yaşamlara.

    Sanılmasın ki, ben insan değilim ve insanı aramıyor, dostluğa ihtiyaç duymuyorum.
    Duyuyorum elbette ama böylesine değil, cafelerde oturup, o bunu dedi, ben bunu yaptım, şunu ettim, hahahaha...
    Bunlar beni çekmiyor, zaman kaybı benim için.

    Benim aradığım türde diyaloğu kurabildiğim dostlarımdan ise ayrı düştüm, zaten pek fazla değiller, bir tanesi işi gereği Sangay'a gitti, diğeri aşırı yoğun, evlenme telaşında ve o da sık sık yurtdışında.
    Bir başkası zorunlu hizmet için (doktor) şehir dışında.
    Kimisi Avrupa yakasında, ancak msn'den laflıyoruz ama gözden uzak olan gönülden ırak oluyor.

    Sözün özü, çevreye çok önem veriyorum, ama herhangibir çevreye değil, anlamlı birşeyler paylaşacağım, saygı duyacağım, keyif alacağım insanlarla birlikte olmaya önem veriyorum, bu yoksa zaten bir arada olmaktan haz almıyorum.
    Denebilir ki hep mi ciddisin, cevabım hayır, boş muhabbetler eden insanlardan daha komik bence okuyan, düşünen arkadaşlar, ayağa düşmüş espiriler yerine kafa çalıştıran espirilerde dönüyor zaten benim tat aldığım sohbetlerde.

    28 yaşına girmekte olduğum bu haftada, bende kendi çevremi oluşturma düşünceleri içindeyim, üniversiteden sonra insan bir yalnızlığa düşebiliyor eğer eski arkadaşları kendisine uzak düşüyorsa, ama umutluyum, işleri yoluna koyduğumda benzer ilgi ve algılarda dostlara daha fazla vakit ayırabileceğim...
     
    kimodedim, bonatschi, everest ve diğer 4 kişi bunu beğendi.
  6. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    İlişkilerde kati kurallar koymak görecelidir. Koyduğumuz taktirde bana göre iki grupta toplanıyor insanlar.
    1) Bizim katı kurallarımızı geçmeyi başaran, sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlar.
    2) Bulunduğumuz ortam, takıldığımız mekanlar ve etkinliklerimizden edindiğimiz, tasnif etmediğimiz karaktere sahip, zoraki birlikteliğin olduğu fuzule insanlar.
    Bu iki grup arasında transferin sıklığı, insanları tanımaktaki beceriksizliğimizi, azlığı ise bu konudaki maharetimizi gösteriyor.
    Bireyin çevresi ne kadar geniş ise seçenekleri de artacağı için, 1. derecede grubu oluştururken; daha titiz ve özenli davranacaktır.
    Yalnız çevreniz kısır ise 1. derecede insanların sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz için kurallarınız esneyecek, transferde daha bir cüretkar olacaksınız.
    Üzerinde durulması gereken husus Karasan gibi kati ve itinalı kurallarla çevre oluşturmaya kalkıldığında, çevreniz kısır ise bayağı bir yanlızlık çekmenize sebep olacaktır. O yüzden marifet mevcut çevreyi en iyi şekilde değerlendirmek ve en adil elemeyi yapabilmekten geçer. Yani kesinlikle mevcut pontasiyele uygun bir misyon belirleyip; alternatifleri de bu şekilde değerlendirmelisiniz.
    Buzdağının görünmeyen tarafı ise bu hoyratça belirlediğiniz 1. derece insanların zaman içerisinde sizi etkileyecek olması. Dedikodu yapan ve hoşlanmadığı durumda agresif takılan bir birey sizin 1. dereceli grubuna girdiğinde zaman içerdeki ortamı bozacak; sizin 1. derecedeki diğer insancıklarınızın da huzurunu kaçıracaktır. Kaçırmadığı durumda da onun efemeni davranışları sizin grubunuz etkileyebilecek ve bir süre sonra hep beraber dedikodu yapar ve boş meşgalelerle zaman çürütür olabilirsiniz. Yani uyum sağlasınız da sağlamasınızda siz zarar göreceksiniz.
    Bu konuda en akıllı davranış, çevreyi olabidiğince geniş tutmaktır ki istenmeyen insanları 1. derece gruba alacak kadar yalnızlık yaşanılmasın. Eğer bu konuda başarısızsanız seçiçi olma hakkını kaybeder ve eldeki imkanlarla size vasat gelen bir hayatı sürmek zorunda kalırsınız. Herkes Martin Eden gibi kabuğu kırıp da açık denizde yüzecek cesareti ve zekayı kendinde bulamayabiliyor.
     
    Son düzenleme: 23 Eylül 2008
    kimodedim, everest ve gaddarkemal bunu beğendi.
  7. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Benim kendi durumumda birazda çalıştığım işin şartları etkin, düzenli bir yaşamı seviyorum, sporu çok seviyorum böyle olunca zaten fasıla gideyim, meyhaneye gideyim, çiçek pasajında takılayım tarzı arkadaşlarla iyi anlaşabildiklerimi bile pek az görüyorum.
    Her seçim bir kaybediş oluyor malum.
    Benim seçimim makul saatlerde yatmak, vücuduma zarar verdiğine inandığım alkolü az tüketmek, düzenli beslenmek ve spor yapmaktan yana.
    Böyle olunca elbette çok kafa dediğim arkadaşların sohbetinden, ortamından uzak kalıyorum ama son tahlilde vücuduma iyi baktığım için mutlu oluyorum.
    Çevre hakikaten enteresan bir mevzu, mesela eşim ilişkilerini koruyup kollamaya, gönül almaya çok önem verir, onu inceledikçe kendimdeki eksikliği çok daha iyi görüyorum, bende ilişkileri gidişatına bırakma huyu var, çok iyi niyetli ve paylaşımcı ama özümde bencil olduğumu görüyorum, ya da bireyci diyelim.

    Eşime baktığımda, ki pek çok kadın böyle, sosyal ilişkilerine çok emek veriyorlar, faydası var elbette, kadınlar yaşlılıkta daha mutlu olurlar derler, sosyal ilişkilerinin onları hayata bağlaması sayesinde, ama benim sporum, kitaplarım, meşgalelerim çoğu zaman arkadaşlıklarımın önüne geçiyor.

    İstiyorum ki daha hazır olsun herşey, karşılara geçmeyeyim buluşmak için, uykumdan,beslenmemden feragat etmeyeyim, kızlar ise hayatın merkezine genelde ilişkilerini koyuyorlar, bunu ben yapamıyorum ve yapmak istemiyorum.

    Bu nedenle bir aradayken çok kolay kaynaşır, her konuda konuşurum ama ilişkileri sürdürmek konusunda pek emek verdiğim söylenemez.
    Ancak bazen hayal ederim, dostlarımla aynı apartmanda yaşasak, birbirimizi görmek çok kolay olsa, kolayca birbirimizin hayatına girip çıksak ve dostluklarımız kendi başının çaresine baksa, bizleri uğraştırmadan... ama olmuyor, olamıyor :)
     
    kimodedim, ALPEREN ve gaddarkemal bunu beğendi.
  8. gaddarkemal
    Offline

    gaddarkemal Yeni Üye

    Katılım:
    30 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    994
    Beğenileri:
    754
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    İstanbul
    Kendini anlatırken beni tarif etmişsin Karaşan :)
    Bu apartman hayali de dahil olmak üzere. Ama ben daha da kolektif hayallere dalıyorum bazen ne bileyim bir apartman bazen bir köy bazen de bir site oluveriyor.

    Bu arada vefasızlığımla da bilinirim ama insanları yüreğime yazdıysam o insan kolay kolay silinmez. Ama gösteremiyorum sevgimi, göstermiyorum ya da. Koptuysam birinden kopmuşumdur arayı sıcak tutmasını beceremem...

    Konuya dönecek olursak, şimdilik susarak takip etmeyi tercih ediyorum :)
     
    kimodedim, Karasan ve salvadore_xp bunu beğendi.
  9. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Kemal bu anlattığıma benzer iki örnek vereceğim, bir tanesi Üniversitede okuyan Avrupalı (sanırım) bir gencin eğitim dönemi boyunca, değişim öğrencisi olarak Erasmus Programıyla İspanya'ya gitmesi üzerine bir film olan İspanyol Pansiyonuydu.
    Film beni çok etkilemişti, sıcacık, çok keyifli bir filmdi, bir sürü ülkeden üniversiteli gencin bir arada yaşadığı bir ortamda, aşklar, dostluklar yaşanıyordu, arka fonda ise dünyadaki en güzel ülkelerden birisi İspanya.

    Bir diğer örnek ise, askerdeyken yaşadığım, tadı hala damağımda bir ortam.
    Yabancı bir kız arkadaşım vardı, dünya tatlısı ve çok sosyal, kendisi Harbiye'de 5 katlı, 10 civarında dairesi olan bir apartmanda kalıyordu.
    Bir nevi residence denebilir, genelde kalanlar uzun süre kalıyorlardı, daireler stüdyo tipteydi, ve yaşayan herkes yabancıydı.
    Oraya ancak hafta sonları nöbetçi subay olmadığım zamanlar gidebiliyordum ama iznimi kulladığım 2004 Aralık'ında orada 19 gün kaldım.
    Her akşam başka birisinin evinde yemek yerdik, bira içer, sohbet ederdik ve ortam çok hoşuma giderdi, çünkü herkes okumuş, genellikle komplekssiz ve yabancı kültürden insanlardı.
    Matrak şamata boldu ama laf sokma gibi saçmalıklar yoktu (dedikodu elbette vardı)
    O dönemden öncede kafamda sevdiğim dostlarla bir apartmanda yaşama fikri vardı, ama orada bunu yaşadım (onlara dostum diyemesemde, keyifli arkadaşlarım diyebilirim)

    Bir diğer güzel yan ise, Taksim'e, Nişantaşına yürüme mesafesinde olmaktı, zaten izinde olduğum için buralara yakın olmak fena halde işimize geliyordu.

    Teklifsizlik, her akşam değişik bir yerde bulunup, değişip bir ortamda değişik şeyler yemek güzeldi kesinlikle.
    Sanırım Tanrı bana çok beğendiğim İspanyol Pansiyonu filmini yaşama fırsatı verdi askerliğimde, hala umutluyum, doğru insan olduğuma ve kendime göre insanları bulacağıma inancım tam, ancak hayatımın bu döneminde işten ve kendime ait meşgalelerimden çevrem pek parlak değil duh
     
    kimodedim, ALPEREN ve gaddarkemal bunu beğendi.
  10. gaddarkemal
    Offline

    gaddarkemal Yeni Üye

    Katılım:
    30 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    994
    Beğenileri:
    754
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    İstanbul
    Hayatı sen yaşamışsın Karaşan :) Valla bi an seni elinde şampanya kadehi ipek robdöşambr içinde görür gibi oldum, şuh kahkahalar eşliğinde kadehini yudumluyorsun. Tabi akşama fularını takıp Dostluk apartmanındaki bir başka dostuna gidiyorsun :lol: .... Şaka bir yana recidence, yabancı sevgili falan diyince bir an olaydan kopuverdim. Ancak tecrübelerinden iyi değerlendiren ve birikim edinerek bunları çok iyi paylaşabilen bir insansın.

    Kendi adıma konuşacak olursam elbette içinde bulunmaktan büyük mutluluk duyduğum ortamlar olmuştur ama öyle bir kaç günü geçmemiştir. Şimdi örnek hatırlamıyorum. Bu arada dediğin gibi insanların komplekssiz olmaması çok önemli. Komplekssiz insan yoktur bence, ama senin demek istediğini anladım. Yani insan ilişkilerinde rahat ve komplekssiz olmalı insan. Başka komplekslerini de sosyal ortamlarda kafasına takmamalı, özgüvenli olmalı kendiyle barışık kendini kabul etmiş olmalı.

    Ben daha hayati şeyleri tamamlasam güzel bir ortam kurmaya çalışırım mutlaka. Ama bu çaba istiyor bence. Dostluklarını akışına bırakan bizim gibi insanlar bile çevre edinmek konusunda "akışına" pek bırakmamalı. Bu pasifliğe kaçacaktır. İstediğimiz ortamları kendimizi bozmadan ikiyüzlülük etmeden oluşturacağız...

    Konu uzar... Ama laf sokma konusunda eğer sıkıntı çekmişsen bence laf sokanlara geçit vermemelisin. Ben öyle yapıyorum bir süreden beri ne zamandır bilmiyorum ama öyle yapıyorum. Laf sokmak yerine herşeyi açıkça konuşmak daha sağlıklıdır. Laf sokana da müdahale etmek lazım bence. Bence ne demek istiyorsa doğru düzgün söylemesi için onu uyarmalıyız ortamın seviyesine göre kaba yahut kibar bir şekilde. Ona söyletemezsek anladığımız anlamı ona en yalın en çıplak haliyle dile getirmekten çekinmemeliyiz. Ben şeffaf yalansız dolansız çıkar gözetmeksizin yapılan yeri geldiğinde alınganlık etmek yerine açıkça sitem edilen arkadaşlıkları severim.

    Arkadaşınım diyen insandan beni benden çok düşünmesini beklerim çünkü ben ona öyle davranırım. Onun iyiliğini rahatlığını düşünürüm, kendi arzularımdan feragat ederim yeri gelir. Arkadaşınım diyenlerden de bunu beklerim. Arkadaşlarıma da daima güleryüzlü olurum. Yeri gelirse de açıksözlü olur onlara haklarındaki düşüncelerimi söylerim. Sen bugün şu işi şöyle yaptın şu kişiye şu lafı ettin, sen işe yaramaz bi adamsın, ya da sen işe yaramaz bi adam mısın ki böyle dedin. Açıkla bana ne düşündün ya da mazisi neydi bu işin vb....

    Yiğidin malı gibi yüreği de mümkün mertebe meydanda olmalıdır.
     
    kimodedim, salvadore_xp ve Karasan bunu beğendi.
  11. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Bir dönem, içinde bulunduğum grubu olmasa da samimi olduğum arkadaşları değiştirmeye çalıştım. Onlar benim istediğim forma uymadıkları için ben onları uyar hale getirmem gerekiyordu. Özellikle 2 sene önce hep bu konuya kafa patlattım. Dedikodu, kıskançlık, kibir yapmayan dürüst bir çevrem olsun isterdim. Yalnız bu insanları değiştirme çalışmaları bana bol bol çatışmama ve nefret kazanmama sebep oldu. Haddimi bildiğim halde bu şekilde kurduğum ilişkilerin hepsi yıkıldı. Şimdi ise bu çalışmaların ne kadar saçma olduğunu ve bir insanı değiştirmeye çalışmanın o insanın karakterine, kişiliğine hakaret olarak olduğunu anladım. Elbet olumlu telkinlerim ve nacizhane tavsiyelerim her zaman oluyor. Benim çevremdeki insanların hiçbiri sosyal çevreye ve insan ilişkilerinde dürüstlüğe özen göstermiyorlar. Tek uğraşları zaman geçirmek ve yalnız kalmamak gibime geliyor. Birbirlerini sevmedikleri, birbirinin arkasından kaydırdıkları halde karşılaştıklarında samimi davranmaya çalışan insanlar dönem dönem insanın hayatına girmek zorunda kalıyor. Bu insanlarla aynı okulu, aynı sınıfı, aynı yemekhaneyi, aynı cafeyi kullanıyorsun. Salt çıkar ilişkisiyle kurulan arkadaşlıklardan kısa vadede yarar görülse bile uzun vadede hüsrandır hepsi. Bu konuda idealist davranmak gerekiyor. Yalnız ısınamadığınız insanı da dışlamamak gerekiyor. Bu davranışı kendimde çok görüyorum. Karakterini tasnif etmediğim insanlara selam veresim bile gelmiyor. Mesafeyi korumaktansa kesip atmayı tercih ediyorum. Bu davranışın da büyük zararını görmekteyim. Bu sefer çevrenizde 2 ketagori biraz değişik şekilleniyor: 1) Sevdiğiniz insanlar. 2)Savaştığınız insanlar.
    Karakter çatışmalarını olagan karşılamak ve grubun huzuru için gerekli görmek gerekir. Herkesle anlaşabilen ve bu yönüyle övünen insanlara pek itimat etmem. Bu beyanda bulunanlar da genellikle herkesimde ılımlı bir politika izleyen, size değer vermeyen, sadece zamanını paylaşan insanlar oluyor.
    Çevreye karşı izlediğiniz politika sosyal statünüzü göre de şekilleniyor. Öğretmen'in egemen olduğu ve sınıf, grup, drama, staj arkadaşı, tez vs. ortam ve çalışmalarda tercih hakkınız olmuyor. Size grup hazır sunulup adapte olup, başarı getirmeniz bekleniyor. Bu durum da sahte ve çıkarcı arkadaşlığı pekiştiriyor. Sevmediğin insanın yüzüne gülmek bir süre sonra kemikleşmeye başlıyor. Yine önünüze iki farklı yol çıkıyor. Onların uymak ya da idealist davranıp, kurallarını çizmek. Biri seçenek risksiz ve pragmatik olarak çok faydalı. 2. olanda ise çatışma ve yalnız kalma ihtimaliniz var.
    Şimdi böyle bir durumda sahte dostlukların gelişmesi ve yayğınlaşması çok doğal değil mi? İnsan da ortama uyum sağlıyor. ilişkilerde kimseye değer vermeyen, yeri geldiğinde herkesle konuşan, asıl düşüncelerini gizleyen içi boş bir elbise ve et yığını olup çıkyıor.
     
    kimodedim, ALPEREN ve gaddarkemal bunu beğendi.
  12. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Laf sokma aslında çok yaşadığım birşey değil, zira bende hazır cevapımdır, tabii yazı ortamındaki kadar değil, ama ukalalarla güzel başa çıkarım diyebilirim.
    Ben o zihniyeti sevmiyorum, saygısız insanlar beni çok rahatsız eder, ucu bana dokunsada, dokunmasa da...
    Böyle bir arkadaşımız var, kız çok zeki, çok güzel, çok iyi eğitimli, ama saygı katsayısı korkunç düşük.
    Her insanda çimdik atacak bir yan bulur, bu insan tipini sevmiyorum.
    İşin fenası aslında iyi bir insan, potansiyeli olan insanın o şekli alması daha da fena.

    Kompleks konusunda evet, bende de komplekssiz insan elbette yoktur, hepimizin güvensizlikleri ve huzursuzluklarımız var, ama bunu diğer insanlarla ilişkilerimize yansıtıyor muyuz? asıl mesele bu.
    Canımız sıkılınca karşımızdakine sataşıp, ona çimdik atarak rahatlıyor muyuz?
    Zor bir günün sonunda rahatlamaktan anladığımız dişimizi geçirebildiğimizle laf dalaşına mı girmek?

    Hayatta sevmem bunu, bunu karşılıklı olarak yaptığım bir tek, bu forumda tanıyıp çok sevdiğim Lada Samara'dır, çok candan, teklfisiz bir adamdır, bir araya gelince sürekli birbirimize laf sokar, belden aşağı espiriler yaparız, ama bunu yaparken kendimizle de dalga geçeriz, hatta yetmez, SMS'le komik şiirler, maniler yollarız birbirimize, artık eşim telefonuma bakıp direkt senin Lada'dan diyor yazılanlara anlam veremeden :D

    Ancak sinsice yapılan, üstün gelme kaygısı taşıyan, insanın kendi iç huzursuzluklarından kaynaklanan dalaşmalara hiç gelemem, ve maalesef bu tür ilişkiler çok yaygın, herhangibir cafede güzel güzel tartışan, fikir paylaşan insandan çok iddialaşan, birbiriyle alay eden ergenlikten çıkamamış gruplara çok rastlarsınız, işte o ortam benim olmayacağım ortamdır :D
     
    kimodedim, ALPEREN ve gaddarkemal bunu beğendi.
  13. gaddarkemal
    Offline

    gaddarkemal Yeni Üye

    Katılım:
    30 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    994
    Beğenileri:
    754
    Ödül Puanları:
    0
    Yer:
    İstanbul
    Salvadore, insanların değiştirmemek konusunda çok haklısın. Böyle insanlar itici gelir zaten, düşünsene birisi seni değiştirmeye çalışıyor, hemde daha yeni tanıdığın birisi !!!

    İnsanların kabul etmek gerekir, onları anlamak ise daha da iyidir. Zaten insanları değiştirmeye çalışmakla uğraşmak yerine beklersek arkadaşlık ettiğimiz kimselerin zamanla bizden birşeyler aldıklarını görürüz. Keza bizde onlardan alabiliriz. Kır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan...Yalnız bir noktayı da belirtmeden geçemeyeceğim, insanlar değiştirilmez falan demiyorum. Bunu yapacaksanız bu konuda hakkında doğal bir yeteneğiniz veya iyi bir eğitiminiz olmalı. Ustalıkla bu işi yapabilirsiniz.

    Provokasyon geçici değiştirmeye örnektir. Ajite etmekte bir örnektir. Meraklısı olan casusluk ve ajanlığın farklarını ve yöntemlerini öğrensin. İtiraf edeyim belirli bir maksat için değiştirmeye çalıştığım insanlar oldu. Yarın da olabilir. Bu bir ayıp bir alçaklık değildir. Bu hayatın kendisidir. Bazı amaçlar için çok farklı davranabiliriz, kişiliğimize ters bile düşse...

    Sonradan bahsettiğin "herkesle arası iyi olan" herkesle ilişkisi olan insan ise politik tip sayılabilir. Ancak yeri geldiğinde nerede duracağını bilemeyen bir politik tip, politik tip değil tipitip olacaktır. Politik tiplerde pek olmayan ancak olduğu takdirde onları her anlamda başarıya ulaştıracak bir özellikte hakiki cesarettir. Her anlamda cesaret. Tabii ki çılgınlık derecesinde olmayan bilinçli bir cesaret, tehlikeyi görüp bilip bunu göğüslemek ve riskleri göze alabilmek... Yoksa bilinçsiz bir cesaret değil.

    Cesaret demişken, sosyal çevre oluştururken medenî cesaretin etkisi yadsınamaz heralde. Bu tip cesaretin miktar ve mahiyeti de çevremizi oluştururken etkili olmuştur, olacaktır.
     
    Son düzenleme: 23 Eylül 2008
    kimodedim, Karasan ve salvadore_xp bunu beğendi.
  14. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Aslında bahsi geçen "insan değiştirme" çalışmalarını dolaylı da olsa yapar haldeyim. Özellikle duygusal ilişkilerde karşımdaki insanın beni iyi anlayabilmesi için çaba sarfederim. Beni iyi tanıması ve haz alıp almadığım durum ve davranışları, hayat görüşümün ne olduğunu biran önce kavrasın ki adapte olabilecekse olsun; olmayacak sa da yoluma devam edeyim diye uğraşırım. Bir taraftan da onu anlamaya çalışırım. Elbet duygusal ilişkiler fedakarlık üzerine kurulduğu için ilişkiyi arkadaş grubunuzda olduğu kadar rahat kesip atamıyorsunuz. O yüzden duygusal ilişkilerle, diğer sosyal ilişkileri ayrı değerlendirmek gerekiyor. Dygusal ilişkilerde aradığınız özelliklerle, arkadaş ilişkilerinizde aradığınız özellikler ve beklentiler farklı olduğu için birine dair karizmatik duruşnuz, diğerine pek sökmüyor.
    Özgüven demişken; bence özgüven çok alt basamakta yani daha temel bir durumdur. Yani kişi çevre düzenleme çalışmalarına başlayabilmek için özgüveni çoktan halletmiş olmalıdır. Aslında birey olmak için atılan ilk adım değil midir özgüvenli olmak?
    Kafamı kurcalayan bir diğer durum da, özgüvenli olmak her zaman girişkenliliği de getirmiyor. Yani her özgüvenli birey de çevresini aklı selim bir şekilde düzenleyemeyebilir ya da girişken davranarak geniş bir çevre edinmede maharetli olamayabilir...
     
    kimodedim ve ALPEREN bunu beğendi.
  15. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Arkadan konuşma olayı gerçekten müthiş bir olay, hatta fenomen bencede.
    Aklıma hemen bir tip geliyor, yazları içip, sohbet ettiğim bir arkadaşımdır, yazlıkta ortamından koptuğumuz için ve artık ayrı yerlerde yaşadığımız için uzun süredir görüşmüyoruz.
    Kendisi müthiş bir pratik zekaya sahip, çok keyifli bir adamdır, ancak annesi babası ayrı büyümüş ve beraber büyüdüğü annesi bir hayli dengesiz olduğu için hayata dair derin güvensizlikleri olan birisidir.
    Onunla sabah koşusu yapmak, akşam içmek, kız tavlamak için sahilde gezinmek, kafayı bulup herşeyle dalga geçmek çok güzeldi, ancak şöyle bir mesele vardı, 3 ya da 4 kişilik bir çekirdek arkadaş grubunda yanımızda olmayan diğerleri hakkında daima söyleyecek kötü birşeyi olurdu, ve elbette bende orada değilsem dedikodu kazanı benim için kaynayacaktı.
    Bu huyuna ben aldırmıyor ama pek iyi biliyordum, bu sebeple çok sevdiğim bir arkadaşım onunla ilişkisini tümden kesmişti.
    Ben kendisiyle bir sıkıntı yaşamadım, ancak elbette böyle keyifli bir arkadaşın, potansiyel sahibi bir adamın böyle olmasından, dost olamamasından üzüntü duydum zaman zaman.

    Her insanın kendisine göre hikayesi var yeterince yakından baktığımızda, onu, ablasını, çatlak ama aslında çok iyi bir insan olan annesini, eski türk filmlerinde jön olan korkunç sorumsuz babasını, tefeci dedesini bildiğim için öyle olmasının nedenlerini zamanla çok iyi anladım, "özünde iyi" lafının uygulanabileceği pek çok insandan birisdir.
    Ancak maalesef özünde iyi olmak, iyi bir insan olmaya yetmiyor, kompleksler maalesef birçok insanın içine ediyor.
     
    kimodedim, ALPEREN, salvadore_xp ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  16. Karasan
    Offline

    Karasan Özel Üye

    Katılım:
    18 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.597
    Beğenileri:
    2.069
    Ödül Puanları:
    0
    Çevre oluşturmak, bence özgüvenden de farklı bir durum, sistematik işi.
    Kadınlar, programlarına daha bağlılar mesela, yemekler organize ediyorlar, bir parti, düğün dernek olduğunda daha canla başla hazırlanıyor ve kaçırmamaya özen gösteriyorlar.

    Şu da var, hayatımda çevre yapmaya sistematik olarak kendini adamş bazı insanlar gördüm, bana çok komik ve yapay gelmişlerdir ama aslında yaptıkları şeye saygı duyuyorum.
    Kartvizitleri ceplerinde, hemen uzmanlık alanızı, okuduğunuz okulu sorarlar, bu işe gönül verdikleri için her söylediğiniz sözden bir bağlantı çıkarırlar, okuduğunuz okul, gittiğiniz spor salonu, oturduğunuz semt...
    Aslında bunlar bence insan ilişkilerinde zayıf olup özel bir gayretle çevrelerini geliştiren insanlardır, bu yüzden sanırım bana komik görünürler, ya da emlakçıdırlar, herkes onlar için potansiyel bir müşteri ve bağlantıdır.

    Ben yazılarımdan anlaşılacağı gibi, bağlantı kurmayı çok seven bir insanım, her söz, her bilgi bende de çağrışım yapar, hafızamda iyidir, o yüzden bir ortamda tanıştığım insanlarla kolayca bir sürü ortak nokta bulurum, ya da o insanın çevresinden tanıdık birilerini bulurum.
    Ancak iş ilişkiyi koruma ve kollamaya, ileride görüşmeye gelince hiçbir çaba sarf etmem, bu huyumu da zaten önceki yazılarda gerekçelendirdim, zaman bulamıyorum, enerji ayırmıyorum.
    Toplantılara, buluşmalara emek veremiyorum.

    6 gün çalışmak, haftasonu çalışmak beni iyice uzak düşürdü sosyal toplantılardan, o sebeple zahmetsiz, yakın çevrede oturan insanlardan oluşan bir çevre öncelikli benim için.

    Salvadore_xp'nin sözlerine dönecek olursak, çevre için girişkenlik kesinlikle önemli, hatta girişkenliğinde iki türlüsü var bence, dominant versiyonu Girişkenlik, daha yumuşak, pasif versiyonu, Sokulganlık.
    Bir tanesi tanışıp ilişkiyi yönlendirir, diğeri ise tanışır ve ilişkide yönlendirilen olur, bu tabii karakter meselesi.

    Ancak girişkenlik tek başına olunca yeterli değil, sürdürülebilirlik lazım, bunun için organizasyonlara katılmalı ya da kendimiz birşeyler organize etmeliyiz.
    Zorunda kalınca güzel güzel yaparım ama zorunda kalmamaya bakıyorum...
     
    salvadore_xp, gaddarkemal ve ALPEREN bunu beğendi.
  17. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Düşünen insan sürekli kendini geliştiriyor. Belki bu gelişim küçük adımların bir araya gelmesiyle gerçekleştiği için, arkamıza baktığımızda kısa vadede bunun farkına varamayız. Her insanın da ulaşmak istediği bir erdemlik makamı vardır. Yalnız bu bir ütopya gibi soyut ve ulaşılmaz olarak kalacaktır. Çünkü idealimize bir adım daha yaklaştığımızda aslında kendimizi geliştirmenin uçsuz buçaksız olduğuna yine şahit olur ve çıtayı daha da yükseltiriz. Yani gelişimin ve değişimin sonu yoktur.
    Erdemliliğe giden yola çıkabilmek ve somut adımlar attığına şahit olmak bile bir birikim gerektiren ve damdam düşer gibi olmayacak birşeydir.
    Bu düzeyi sürekli yol alması gereken bir insan için otobana çıkış yolunu keşfetmeye benzetebiliriz. Ancak bu keşfediş hiç de kolay olmayamış; şehir içinde bir sürü yanlış yola girilmiş, çıkmaz sokaklara sapılmış ve bir sürü kazalar yapılmış; yani zarar görülmüştür.
    Sürekli yol alması gereken 2 insanın hayatını ele alalım.
    Biri Tabelaların ve lüx araçların olduğu bir mekanda dünyaya gelir; kimisi de arabanın bile çıkamadığı taşrada tahtadan bir barakada dünyaya gelir. Sizce şehir merkezinde büyüyenle taşrada büyüyenin otobana giden yolu bulması aynı zorlukta olabilir mi? Kesinlikle hayır. İkisinin avantajı ve dezavantajı vardır. Merkez çocuğu gece hayatının, zararlı alışkanlıkların büyüsüne kapılıp, yol aramaktan vazgeçebilir. Yalnız gece hayatında bir sürü insan tanıyıp, sosyal yönünü geliştirebilir. Yalnız hayatın zorluğundan ve acı yüzünden bihaberdir. Paylaşmayı sever, çünkü istediğini istediği zaman elde etmiştir; mala değer vermez.
    Taşra çocuğu hayatın acı yüzünü bildiği için daha azimli ve mücadelecidir. Zor şartlarda büyüdüğü için dirençlidir. Yalnız pek gezemediği için sosyal yönü zayıf kalmıştır. Yalnız yoksulluğun getirdiği bencillik ve açgözlülüğün pençesinden kurtulmak için 2. bir mücadele vermelidir. Bu iki insan, otobana çıkmayı başardığında herşeyin yolunda gideceğini düşünürler. Yalnız unuttukları birşey vardır; Otoban uçsuz ve bucaksızdır. Yani şehiriçinde yarım saatte alt üst edebildiğiniz mahallelerde hiç benzememektedir. Şehirler, ülkeler hatta kıtalara bile gidebilmek mümkündür...
    Hiç kimse eşit doğmuyor. Avantaj ve dezavantajlarıyla emeklemeye başlıyor. 1 numaralı çocuğun başarısı genellikle küçümsenmektedir. Çünkü elit kesim bir ailede refah içinde büyümüş ve aileye göre beklentilere uygun bir seviyededir. 2 numaralı çocuk ise kabuğunu kırmış, ailesinin bile aklının tam manasıyla alamadığı bir düzeye gelmiştir.
    İnşallah her daim çıtayı yükseltir ve ülkeleri geçer, hatta kıtalar aşarız...
     
    atakan_irresistable ve gaddarkemal bunu beğendi.
  18. musclefan
    Offline

    musclefan Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2007
    Mesajlar:
    227
    Beğenileri:
    107
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    öğrenci
    Yer:
    İSTANBUL
    arkadaşlar;22 yaşındayım,gencim henüz ama affınıza sığınarak sizlere tavsiye edeceğim şeyler var....
    arkadaşlıkları bu kadar sorgulamayın,keyfinize bakın ;) sorguladıkça içinden çıkılmaz bir hal alır ve sizi de üzebilir.arkadaşlıkları akışına bırakın ama kaderine terk etmeyin :) hoşgörüde sınırsız olun,kimseye darılmayın,darıldınızsa da küsmek yerine açıkça söyleyin,uzatmayın.mutlu olmaya bakın,mutlu olduğunuz arkadaşlıklar kurun,arkadaşlarınızı malınız gibi görmeyin,kimseye de kendinizi öyle gördürmeyin.özgür olun,bağımlı olmayın,yalnız kalmak istediğinizde ya da başka arkadaşlarınızla takılmak istediğinizde size darılmayacak arkadaşlarınız olsun,siz de bu konuda kimseye darılmayın.arkadaşlıkları ve arkadaşları gruplara ayırıp sınıflandırmayın,şans verin,bırakın herkes herhangi bir şeyiniz olabilsin.her insanın mutlaka iyi bir yanı vardır,kötü bir yanı olduğu gibi, yin-yang hesabı :D

    ayrıca "free your mind" ve "carpe diem" de diyebiliriz :D
     
    gaddarkemal bunu beğendi.
  19. kimodedim
    Offline

    kimodedim Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    220
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    benim bi arkadasta aradıgım en önemli özellik
    gülmeyi becerebilmesidir
    yani yapım geregi en saçma bişeye bile gülmesini becerebildiğim için olsa gerek...
    buun dışında dost kavramı daha da özeldir tabi ki
    bi buçuk yıl önce kaybettiğim onunda beni kaybettiği kötü bi tecrübe yasadım
    sunu biliorum ki bi dostu kaybetmek
    sevgiliden ayrılmaktan daha çok koyar insana
    bi bucuk sene içinde bi çok kez rüyama girdi...
    sanrılarım hep onunla ilgiliydi sanırım
    hayatın cilvesi istediğim ama beklemediğim bir sekilde onunda okudugu üniversiteye girdim
    hala merak ediyorum karsılastıgımızda ne olacak tepkilerimiz ne olacak
    ben kendi tepkimi bile ölçemiyorum
    zor duruma düştüğümde arayabilecegim
    bi çok arkadasım var gerek liseden gerek ilkokuldan gerekse sosyal çevreden ...
    az ama öz gerekli tüm insanlar(onun dışında)
    neyse bu konun üstünde durmak anlamsız acı çekiyorum çünkü gerçekten degerliydi
    ders kaydında bi çok insanla tanıştım
    bölümümden
    bi kız vardı sürekli canım cicim napalım ne edelim
    ben böyle seylere çok gelemiorum pat diye bi insanın bana canım,bebegim gibi ambiane tavırlarla seslenmesini
    hoş bulmuyorum
    samimiyetsiz geliyordu ve en önemlisi çevresine
    büyük bi kıskaçlıkla bakıodu...
    bu arkadaslıkta bi gelecek göremedim
    sadece basit bi bölüm arkadası olabilirdi
    onu çözmeye calıştım diğer insanlarıda tanımaya çalıştım bu zamanda
    ama dün bi kızla tanıştım ki işte bu olmalı dedim ki dediğim oldu
    (zaten dost olabilecegim insan başından belli olur benim)
    en saçma seylere gülebildiğim
    ve çevresine güzel gözlerle bakmasını becerebilen bi insan
    sanki hayatımın her evresinde yanımdaymış gibi hissettim...
    dediğim gibi bi buçuk yıldır gerçek bi dostum yoktu benim
    sadece çok sevdiğim arkadaşlarım vardı
    sosyal çevre değişkendir yeni birileri girebilir çıkabilir hiç takmam
    benim için önemli gerçekten dost olmuş kişilerdir...
    ama iyi tartmak gerektiğini düşünüyorum
    sırf zaman geçirmek için birisiyle canımlı cicimli olmak saçma gelio bana...
    samimiyet,insanlık,şevkat,hayata bakış açılarını konuşabilmek,birleştirebilmek ve gülmeyi becerebilmek benim çevremi oluşturan insanlarda olan özellikler...
     
    gaddarkemal bunu beğendi.
  20. salvadore_xp
    Offline

    salvadore_xp Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.113
    Beğenileri:
    527
    Ödül Puanları:
    123
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    İstanbul and Giresun
    Ben sahte davranan ve samimi görünmek isteyen insanda hep çıkarcılık sezerim. Belki ben bu konuda takıntılıyım; öyle düşünmek istiyorum. Yalnız bir böyle bir gerçek var ilişkilerimde. Bu yanlış fikrin peydahlanmasında insanların desteksiz, yalnız, yardımsız kalma korkularından da kaynaklanıyor. Sürekli işini halledememekten, yardım alacak birini bulmamaktan tedirgin olan insanlarda bunu daha çok seziyorum. Aslında böyle bir insanın yetişme tarzındaki yanlışlar onu bu hale getiriyor. İnsan herzaman kendinin efendisi olmak ister; yalnız ailenin ve çocukluğunuzda yaşadıklarınızın etkisinden bir çırpıda sıyrılamaz ve o zamandan bağımsız düşünemezsiniz. Sadece akılla önüne geçmeye çalışır: bazen başarılı, bazen de başarırısız olursunuz....
     

Sayfayı Paylaş